ANA SAYFA  |  KÜNYE  |  ABONELİK  |  ÜYELİK  |  ARAMA  |  ARŞİV  |  YIL:10  |  SAYI: 580  | 

 
KONULAR

Editör

Kapak

Yazarlar

Karakutu

Dosyalar

Siyaset

Ekonomi

Dünya

Bilişim

Söyleşi

Kültür

Spor

Belgesel

Portreler

Gezi

Sinema

Müzik

Kitap

Alışveriş

Fethullah Gulen interpreted for Aksiyon

English Version

Elmas Teorisi (Tam Metin) [Prof. Dr. Yunus Çengel]

 
İNTERAKTİF

Abonelik

Okur Hattı-Bize Ulaşın

Arkadaşına Gönder

Arşiv (tamamı)

 
ARAMA

 
HİT RAPORU
Aktif Ziyaretçi : 199
Toplam Üye : 10,360
Bugünkü Hit : 1,125
Bu Ay : 475,997
Bu Yıl : 475,997
Geçen Ay : 1,079,259
Geçen Yıl : 8,563,789
 

LİNKLER

Zaman Gazetesi

Cihan Haber Ajans

Samanyolu TV

Burç FM

 

Irak savaşı PKK'ya hayat verdi

Sayı: 511 - 20.09.2004  |  Faruk Mercan - f.mercan@aksiyon.com.tr

Güneydoğu’da 16 yıl süren terör mücadelesinin ön plandaki isimlerinden biri olan ve bu “düşük yoğunluklu savaşın” hikâyesini yazan Korgeneral Hasan Kundakçı, “Devlet şu ana kadar İmralı’daki Öcalan’dan yeterince yararlanamadı” diyor.
Asayiş Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı ve yardımcısı Tümgeneral İlker Başbuğ’u taşıyan helikopter Diyarbakır’ın Lice ilçesi üzerine gelip alçalmaya başladığında, aşağıdaki şiddetli çatışma sürüyordu. Askeri birliklerin başındaki Albay Eşref Hatipoğlu, telsizden helikopter pilotuna “İniş yerlerine teröristler sürekli ateş ediyor, sakın inmeyin” uyarısında bulundu. Devreye Korgeneral Kundakçı girdi ve “Mutlaka ineceğiz. Karşı tarafı şiddetli ateş altına alın ve ineceğimiz en uygun yeri söyleyin” dedi.

Daha birkaç saat önce Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, başına isabet eden bir kurşunla vurulmuş, komutayı Albay Hatipoğlu devralmıştı. Lice’de sabahın erken saatlerinden itibaren teröristler ile güvenlik güçleri arasında başlayan çatışma bütün şiddetiyle sürüyordu. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şehit olması şokunu henüz üzerinden atamamış olan Albay Hatipoğlu, Asayiş Komutanı Korgeneral Kundakçı ve yardımcısı Tümgeneral Başbuğ’un vurulma riski altına girmelerini istemiyordu. Havadaki helikopterle yeniden bağlantı kurdu. “Komutanım, Kanas silahları kullanıyorlar. Evlerin altındaki mazgallardan ateş ediyorlar. İlçenin batısında yaralı askerlerin kaldığı okul var. İnmeniz için orası daha güvenli” dedi.

55 yaralı askerin direnişi

Korgeneral Kundakçı ve Tümgeneral Başbuğ’u taşıyan helikopter, 55 yaralı ve hasta askerin bulunduğu okulun bahçesine indiğinde, ayağından vurulmuş bir üsteğmen karşıladı komutanları. Tam o sırada telsizden, teröristlerin okula da saldıracağı haberi geldi. Telsizle haberleşen PKK’lılar, “Hasta, sakat fark etmez. 55 asker iyi skandal olur” demekteydi. Okula inmiş olan Korgeneral Kundakçı ve Tümgeneral Başbuğ’u vurmaları ise onlar için bir daha ele geçmeyecek bir fırsattı.

Askeri kışla ilçenin doğusundaydı ve teröristlerle çatışma halindeydi. Aradaki mesafe 20-25 kilometreydi. Hasta ve yaralı askerlerin kendilerini korumaktan başka alternatifleri yoktu. Yatakhaneye giren Korgeneral Kundakçı askerlere, “Arkadaşlar teröristler sizi gözlerine kestirmiş, biraz sonra saldıracaklarmış. Yataklarınızda basılarak öleceğinize, mevzide çarpışarak ölünüz. Sizin için zor olduğunu biliyorum ama, hemen kalkın, aşağıda toplanın” dedi. “Merak etmeyin komutanım, çarpışırız” cevabını aldığı askerleri binanın etrafındaki mevzilere yerleştiren Kundakçı, okulun bir tarafına kendisi geçti, diğer iki tarafı ise Tümgeneral Başbuğ ve emir subayına verdi.

Akşama doğru teröristler uzaktan görünmeye başladı. Kundakçı, yanındaki uçaksavar makineli tüfek nişancısına ve askerlere, “Tüfeklerinizi hazırlayın ve yaklaşmalarını bekleyin” emrini verdi. Terörist grup tüfekle vurulacak kadar okula yaklaşınca da “Ateş serbest” dedi. Ateş hattına giren teröristlerden bir kısmı vurulurken, bir kısmı da geri çekilmek zorunda kaldı. Kundakçı ve Başbuğ, yaraları ve rahatsızlığı fazla olanları yeniden yatakhaneye gönderirken, gece yarısı askeri birlikler okula gelene kadar diğerleri mevzide kaldı.

Gayr-i nizami harp uzmanı Tamburalı Paşa

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993 günü yaşanan bu olayları, yeni yayınlanan ve “Güneydoğu’da Unutulmayanlar” adını taşıyan anılarında Korgeneral Kundakçı anlatıyor. PKK terörünün 1984’teki Eruh baskını ile başladığı Siirt’e, yetmişinci piyade tugayının başına atanan Kundakçı, iki yıl yürüttüğü bu görevi 1986’da Tuğgeneral Hilmi Özkök’e devredip Ankara’daki Özel Harp Dairesi’nin başına geldiğinde, PKK’nın beli kırılmıştı. “Güneş Harekatı” adı verilen operasyonlarla yer altına çekilmek zorunda kalan PKK da, 3. Büyük Kongresi’nde “1985’te yok oluyorduk” demekteydi.

Yeni komutan Tuğgeneral Özkök’e bölgeyi bir hafta gezdirip her tarafı bizzat gösteren Kundakçı’nın, Güneydoğu’da 16 yıl boyunca yürütülen savaşın en önde gelen komutanlarından olması bir rastlantı değildi; çünkü Türkiye’de gayr-i nizami harp denince akla ilk gelen isimlerden. Bu yüzden son Irak savaşında henüz Bağdat düşmeden, “Irak’ta başlayacak gayr-i nizami savaşla burası Amerika için ikinci Vietnam olacak” öngörüsü doğru çıktı.

“Geceler bizim, gündüz askerin” diyen ve kışın dağlarda hakimiyet kuran PKK’yı 1985’te Siirt bölgesinde silerken; çocukluğunda memleketi Afyon’da geceleri koyun güttüğü için geceyi tanımasının da, 1961’de Kore’deki Türk Birliği’nde takım komutanı iken Amerikalılarla birlikte gece sızmalarına katılmış olmasının da etkisi vardı. Siirt’te başlattığı gece harekatlarında ve dağlara yapılan kış operasyonlarında elinde tüfeğiyle hep sahada, askerin yanındaydı. Bu sebeple “Tamburalı Paşa” olarak anılan Kundakçı, subaylık hayatında uzun yıllar istihbarat konularında çalıştığından; teröre karşı dağlardaki çobanlardan oluşan ve “çoban ağı” denilen bir istihbarat akışı kurması da zor olmamıştı.

Peki bu tabloya rağmen nasıl oldu da, altı-yedi yıl sonra 1992’de Şırnak ve Cizre’deki isyan hareketleri ve 1993’te yukarıda aktardığımız Lice’deki o olaylar yaşanabildi? PKK, 1993’te 12 bini dağda, 20 bini şehirlerde olmak üzere 30 bin kişilik güce nasıl erişti? En önemlisi, Silahlı Kuvvetler’in “1993 Stratejisi” adını verdiği süreçle 1998’e kadar PKK’nın bitme noktasına gelmesi ve Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra “terör bitti” denilirken; özellikle bu yıl yeniden kıpırdanmaya başlayan olayların anlamı neydi? Örneğin 10 Eylül 2004 günü Siirt’in Pervari ilçesinde üç askerin şehit olması ve dört PKK’lının öldürülmesi ile sonuçlanan çatışmanın anlamı neydi? Şu anda bin 800 civarında PKK mensubunun yeniden Cudi ve Gabar dağlarında dolaşmaya başlaması acaba yeni bir terör dalgasının habercisi mi?

Şırnak’ta devlet ilan edilecekti

Ankara’da, “Güneydoğu’da Unutulmayanlar” adını verdiği 420 sayfayı bulan anılarını konuştuğumuz Korgeneral Kundakçı’nın anlatımları, hem Güneydoğu’da 16 yıl süren bir savaşın çok çarpıcı bir tarihini yansıtıyor, hem de önümüzdeki döneme ışık tutuyor. Kundakçı, 1993’te Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in, Başbakan Tansu Çiller’in desteğiyle yürürlüğe koyduğu “1993 Stratejisi” çerçevesinde Güreş’in isteği üzerine Asayiş Komutanı sıfatıyla Diyarbakır’da bölgenin en üst askeri otoritesi olarak Ağustos 1993’te göreve başladığında karşılaştığı manzarayı anlatırken şöyle diyor:

“1993 yazında Güneydoğu Anadolu’da durum iç açıcı değildi. 1990-92 yıllarında kırsaldaki karakolların çoğu boşaltılmıştı. Şırnak’ta karakollar boşaltılmış, köylüler kaçmış, bölgedeki kırsal alana teröristler gelip oturmuştu. 1993 gerçekten kritikti. PKK gemi azıya almış, her tarafta hızlı bir tırmanışa geçmişti. En fazla 1993 veya 1994 başında, Şırnak’taki Gabar dağında Kürt Ulusal Meclisi’ni toplamak ve bağımsız devleti açıklamak istiyordu. Basılan karakollar boşaldıkça teröristler durmuyor, daha fazla saldırıyordu. Karakollar birer birer terk ediliyordu. Bu alışkanlık haline gelmişti, dur diyen yoktu. Esnaf, dağdaki terörist Şemdin Sakık’ın ağzına bakıyordu. Kepenkleri kapatın dediğinde kepenkleri kapatıyorlardı. Diyarbakır’ın kuzeyindeki dağlık bölgeyi, Muş’un güneyindeki Şenyayla’ya kadar tutmuşlardı. Ayrıca Şırnak ve Cizre’ye hakim Cudi, Gabar ve Namaz dağlarını tutmuşlar, bu iki kentte her istediklerini yaptırır hale gelmişlerdi. Dağdaki bu gücün etkisiyle Diyarbakır ve Batman gibi şehirlerdeki PKK’lılar çok azmışlardı. Her gün olaylar eksik olmuyordu. Bazı yerlerde kurtarılmış bölgeler meydana getirmişlerdi. Türkiye’nin her tarafındaki Kürt kökenli zengin işadamlarından ve ihalelerden büyük paralar sağlıyorlardı. Devletin cezaevine teröristler hakim olmuştu.”

1991-93 döneminde neler oldu?

Peki PKK bu güce nasıl erişmişti? Kundakçı, bunun sebeplerini şöyle sıralıyor:

“1985’ten sonra, bizde bazı yetkililerin kafasında terör bitti, PKK sona erdi gibi düşünceler oluştu. Bölgede görev yapan subay ve astsubayların görev süreleri altı aya indirildi. Halbuki Suriye’deki karargahları (Abdullah Öcalan) ve Kuzey Irak’taki kampları devam ettikçe PKK’nın bitmesi söz konusu olamazdı. 1987’de bölgede Sıkıyönetim’den Olağanüstü Hal’e geçilmesinde güvenlik güçleri başlangıçta durumu tam kavrayamadı. Koordinasyonda eksiklikler oldu. PKK bundan yararlanmayı bildi. 1988-89 arasında bölgede önemli gelişmeler oldu. PKK şehir örgütleri gelişti. Bunlara rağmen, PKK 1990’a kadar bir gelişme gösteremedi, zorlukla ayakta kalabildi. Ama özellikle 1990’dan 1994’e kadar olan dönemde PKK çok güçlenmiştir. Birinci Körfez Savaşı’nın çıkması nedeniyle çok güçlendi. Dağdaki PKK’lıların bile çoğu silahsız iken, Körfez savaşından sonra Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı mevzilenen yedi Irak tümeni bütün silahlarını bırakarak kaçtı. Bunların büyük kısmı PKK’lıların eline geçti. İsyan eden Kürtler Irak’tan sert karşılık görünce 500 binden fazla peşmerge sınırlarımızdan içeriye girdi. Irak sınır bölgesinde düzen bozuldu. Güvenlik güçleri her şeyi bir tarafa bırakıp göçmenlerle uğraştı. PKK’lılar bu göçmenlerin arasına sızıp Türkiye’ye girdi. Bir de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Kuzey Irak pazarlarını dolduran Kanaslar, havanlar, roketler, gelişmiş gözetleme cihazları gibi kıymetli Rus silahlarını aldılar. 1993’te güvenlik güçlerinden daha iyi dürbünlere sahiptiler. Silahlı militanlarının sayısı sekiz, on kat arttı. Bölükler ve taburlar kurmuşlardı. Ayrıca, 1992’de askerliğin 15 aya indirilmesi güvenlik güçlerini zayıflattığı gibi PKK’ya büyük cesaret verdi. Askerliğin kısalmasından sonra mevcutları azalan karakollara yapılan saldırılarda pek çok subay, astsubay ve er şehit oldu.”

‘1993 Stratejisi’nde neler vardı?

Silahlı Kuvvetler işte bu manzara karşısında, ‘1993 Stratejisi’ni yürürlüğe koydu. Kıbrıs’taki Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki iki yıllık görevinin henüz birinci yılında olan Korgeneral Hasan Kundakçı, Asayiş Komutanı olarak mücadelenin başına geçti. Temmuz 1994’e gelindiğinde PKK’nın tuttuğu son nokta olan Cudi dağı da temizlendi ve PKK tamamen Kuzey Irak’a geçmek zorunda kaldı. Mart 1995’te bu sefer Kundakçı, 35 bin askerle Kuzey Irak’a girdi. Kundakçı bu süreci şöyle anlatıyor:

“Her şeyden önce Silahlı Kuvvetler’de tehditte birinci öncelik 2. Ordu bölgesine verilmeye başlandı. Önceleri birinci tehdit, İstanbul ve Trakya’daki 1. Ordu bölgesindeydi. Önceliğin 2. Ordu bölgesine geçmesiyle personel ve silah bakımından bölge birinci önceliği aldı. Daha sonra bölgedeki bütün birlikler Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın emrine verildi. Genelkurmay, bölgede görev yapacak birliklerin komando ve özel kuvvetler tarzına göre eğitim yapması emrini verdi. Mücadele sırasında akla gelebilecek her türlü psikolojik harekat yapılmaya çalışıldı. İlk defa milli gücün askeri güç dışındaki diğer güçleri devreye sokuldu. 1984’ten beri tek başına mücadele eden askeri gücün yanına politik, ekonomik güçlerin bazı unsurları katıldı. 1993’e gelinceye kadar gündüz gözetleme için İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma dürbünler kullanılıyordu. 1993’te teröristlerin elindeki modern Sovyet gözetleme dürbünleri TSK’nın elinde bulunanlardan iyiydi. Güvenlik güçleri 1994’te güçlü dürbünler alarak teröristlerin hareketlerini uzaktan görme imkanına kavuştu. Skorsky helikopterlerin alınması, silahlı kobra helikopterlerin kullanılması, bunlara gece görüş cihazlarının takılmasıyla her gece uçmaya ve teröristleri görüp vurmaya başladılar. Askerlerin bölgede gece görüş cihazlarını büyük ölçüde kullanması teröristleri şaşırttı. Böylece teröristlerin elindeki gece silahı alındı. 1993-94’ten itibaren askerlere yeni modern kış giysileri yaptırıldı. Bunlar eksi 40 dereceye kadar soğuktan koruyordu. Bulunulan konumu saptayan GPS sisteminin kullanılmasıyla gece sızmaları daha güvenli ve etkili yapıldı. Bu cihazlar, geceleri askerlerin kaybolmasını büyük ölçüde önledi.”

Terör yeniden hortlar mı?

Türkiye, Batılı ülkelerden parça tesirli bomba alamamış, bunları Pakistan’dan temin etmişti. Parası ödenmiş helikopterlerin Amerika’dan gelmesi hayli gecikmişti. İngiltere’nin, arazi yüksekliği 300 metreyi geçmeyen bir bölgede ayrılıkçı IRA ile mücadelesi 35 yıl sürmüşken, çok sarp bir yapıya sahip olan ve yüksekliği üç-dört bin metre civarında olan Güneydoğu’da, “1993 Stratejisi” ile PKK’nın sonu getirildi. Kundakçı, “PKK bugüne kadar yok olmadıysa, bunun en büyük nedeni dış destekli olması, ikinci büyük nedeni ise bu dağlık ve kesik arazide sürekli yaya yürümeleri ve dağlarda kalmalarıdır. Bölge, dünyanın en sarp ve dağlık arazisine sahiptir. Arazi çetindir” diyor.

Acaba Güneydoğu’da terör yeniden hortlayabilir mi? Bu soru, Güneydoğu’da yer yer görülmeye başlanan çatışmalar sebebiyle gündeme geldi. İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın tam hakim olamadığı PKK’da (Kongra-Gel) başlayan dağılma süreci ile Osman Öcalan, Kani Yılmaz, Nizamettin Taş gibi kişiler bu yapıdan kopup Amerika’nın kontrolündeki Kuzey Irak’ta “Yurtsever Demokrasi Partisi” adıyla yeni bir hareket başlattı. Güvenlik güçleri, halen Irak ile İran sınırındaki Kandil dağında beş bin civarında elemanı bulunan Kongra-Gel’deki gelişmeleri dikkatle izliyor. Cemil Bayık, Murat Karayılan gibi isimlerin de harekete geçmesiyle yeni bölünmeler olacağı beklenirken; özellikle bu yıl Türkiye’ye sızmalar başladı. Gabar ve Cudi dağları bölgesinde 1800 civarında PKK’lı bulunduğu tahmini yapılırken, bir diğer dikkat çekici nokta, bazı PKK’lıların temin ettikleri yüksek miktarda C-4 patlayıcıları ile Türkiye’ye giriş yapması. Nasıl temin edildikleri henüz muamma olan bu patlayıcılarla hedef alınan noktalar dikkat çekici bulunuyor. Korgeneral Kundakçı, “Yeni bir terör dalgası başlayabilir mi?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Büyük bir mücadele yapıldı. PKK geldiği noktaya geri dönmek zorunda kaldı. Ama kitapta da belirttim. Terör örgütü zayıflatılmasına, sıradan bir örgüt haline getirilmesine rağmen bitmemiştir. 1998-1999 yılından sonra Kandil dağına çekilmesi, o bölgede kalması nedeniyle artık Türkiye’nin dışında varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Eğer dikkatsiz davranırsak, benzer olaylar olabilir. Birdenbire gelişir. Ne yazık ki PKK’nın güçlenmesinde Birinci Körfez Savaşı’nın çıkması çok etkili olduğu gibi, şimdi ikinci defa Irak savaşının çıkması yine PKK’nın canlanmasını ve hayatta kalmasını sağladı. Son Irak savaşı PKK’nın gelişmesinde gerçekten çok önemli roller oynadı. ABD’yi kınıyorum. 11 Eylül’den sonra terörü yok etmek için Afganistan’a girdi, herkes destek verdi. Ama kendi listesinde terörist örgüt olarak kaydedilmiş olan PKK’ya karşı Irak’ta hiçbir hareket yapmadı, elini oynatmadı. Ne yazık ki Kandil dağına gitti, onlarla görüştü. Bu, ABD’ye yakışmaz. Çifte standart uyguladı. Bundan sonra, küçük de olsa PKK’nın devam edeceği kanısındayım, ama Silahlı Kuvvetler’in bu deneyimi karşısında hüsrana uğrar.”

İmralı’daki Öcalan faktörü

Güneydoğu’da ve sınır ötesinde bu yeni gelişmeler olurken, İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın pozisyonu da gündeme geliyor. Öcalan’ın terör mücadelesi için oluşturulacak yeni politikada önemli bir faktör olarak ele alınması, bu mücadelede devletin elindeki Öcalan’dan yeterince yararlanılması gerektiği vurgulanıyor. Korgeneral Kundakçı da, bugüne kadar devletin İmralı’daki Öcalan faktöründen yeterince yararlanamadığı kanaatinde. Kundakçı, “Bu her zaman olabilir, yeter ki istensin” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Öcalan faktöründen bir ara yararlanılır gibi oldu. Ama şu anda yararlanılıyor diyemem. Aksine, şu anda zarar görüyoruz. Çünkü bazı emirlerini cezaevinden direkt verebiliyor. Bir terörist lider hangi ülkenin cezaevinden ona buna direktif verir, emir verir? Olacak iş değil. Ama Türkiye Cumhuriyeti şu anda bence terörü biraz tavsatmış durumda. Bir tarafa azıcık atar gibi bir görünüm göstermiştir. Belki kendilerine göre haklı gerekçeleri olabilir; ama, terör bunu affetmez. Terör ne zaman fırsat bulursa bir şekilde o fırsatlardan yararlanır. Bunu vurgulamak istiyorum. Terör fırsatlardan tam anlamıyla her zaman yararlanır.”

Kundakçı, Öcalan faktöründen yararlanılması ve oluşturulacak terörle mücadele politikasında adres olarak Başbakan’ı gösteriyor: “Bir mücadelede teröre karşı milli gücün kullanılması çok önemlidir. Milli güç, Türkiye’nin politik gücü, ekonomik gücü, askeri gücü, psikolojik ve sosyo-kültürel gücünün birlikte kullanılmasıdır. Bir milletin gücünün koordine edilerek bu hedefe doğru yöneltilmesidir. Bunu başbakan koordine eder, çünkü milli gücün unsurları onun emrindedir. O bakımdan hükümetin de kararlı davranması lazım. Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri, güvenlik güçleri birlikte hedefe doğru yönelirse bu tehditler çok önemli tehditler değil. Ama eğer milli gücün unsurları tek tek kullanılırsa hata yapılır, o zaman tehdit büyür. Hükümet bütün güçleri en iyi bir şekilde koordine edecek ve kararlı davranacak. Kararlılık var ya, çok şeyleri çözer, bitirir işini. Karşı taraf da bilir ki, Türkiye Cumhuriyeti karar verdiği zaman kesin bir şekilde karşımıza gelir, çöreklenir ve bizi bitirir. Bu anlayış onlarda vardır. Korkarlar, çekinirler.”

ABD kukla bir Kürt devleti istiyor

Osman Öcalan’ın Kuzey Irak’ta başlattığı siyasi hareketin Amerika’nın kontrolünde olduğuna dikkat çeken Kundakçı, ABD güçlerinin Kerkük’ten sonra Türkmen şehri Telafer’e yaptığı saldırının burada kurulacak Kürt devleti ile irtibatlı olduğunu vurguluyor: “Amerika oradaki iki aşiret lideri tarafından, özellikle Barzani tarafından kullanılmıştır. Çünkü Telafer çok önemli bir yerdir. Bölgenin tahıl ambarıdır. Yüzde 100’e yakını Türkmen’dir. Türkiye Habur sınır kapısına alternatif olarak Telafer’de bir kapı açmak istedi. Telafer’in önündeki Ovaköy denilen yerde bu kapı açılsa Habur kapısı ikinci plana düşecekti ve Kürtlerin kazancı azalacaktı. Bölgede düşünülen bir Kürt devleti için eğer engel Türkiye ve Türkmenler ise bunları etkisiz kılmak lazım. Telafer, Türkiye’ye doğru yaklaşan en önemli Türk kesimidir. Eğer burayı Barzani düzeltemezse, o zaman Barzani’nin hedefleri gerçekleşmez. Türkiye’nin önüne, Türkiye ile Kerkük arasına bir set çekmek lazım. Kerkük onun için petrol kaynağı, zenginlik demek. Telafer ne? O da zenginlik, çünkü tahıl ambarı. Ayrıca Suriye’deki Kürtleri burası ile birleştirmek için Telafer bir çıkıntı yapıyor. Telafer’e Kürt nüfusu yerleştirirse, bu bağlantıyı sağlamak kolay. O bölgede her istediğini yapacak bir Kürt devleti ABD’nin işine geliyor.”

Yazıcıya Gönder  Arkadaşına Gönder

 

Yorumlarınız

¬ Hatıralar gerçeğe ışık tutar [Furkan Fidan/23-Eylül-2004]

{ Yorumlarınızı Paylaşın }

 

 

Bu kategorideki diğer yazılar

Bir şefkat masalı... - Tûba Kabacaoğlu

Nükleer Enerji Yolda - Fatih Uğur

Kuzey Irak'ta Organize İşler... - Haşim Söylemez - Ufuk Şanlı

Anneannem bir Ermeni’ymiş! - Erhan Başyurt

Cep telefonundan Türk İntikam Tugayı çıktı - Hakan Çağrı

Türkiye artık gri pazar değil - Fatih Uğur

Cep to Kaçak - Hakan Güven

Suriyeli Türkler - Ülkü Özel Akagündüz

Benim de canım var anne! - Tuba Kabacaoğlu

Seçim - Çankaya denklemi - Zekai Özçınar

 

Yazarın önceki yazıları

Silah eğitimini soldan aldı - SAYI: 580

İlk Özel Harpçi Orgeneral - SAYI: 579

Gürüz’den Aşkın’a fişleme mektupları - SAYI: 577

Cumhuriyet’in demirbaşı - SAYI: 575

Sahurda Erbakan’a darbe uyarısı - SAYI: 574

Aytaç Yalman: Askerden siyasetçi olmaz - SAYI: 573

'Türbana yasak kararına şaşırdım' - SAYI: 571

Sivil darbecilere askerden cevap - SAYI: 568

Yeni trend: Popüler hukuk dergisi - SAYI: 568

Kıvrıkoğlu: Tanklarla Suriye’ye girecektik - SAYI: 567

 

 

 
   

AKSİYON DERGİSİ Fevzi Çakmak mh. A.Taner Kışlalı cd. No:6 34194 Yenibosna / İstanbul

TLF: (0212) 454 1 454   FAX: (0212) 454 86 25   EMAIL:okur@aksiyon.com.tr

Bu site Popüler Internet Services tarafından hazırlanmaktadır.