Ana Sayfa Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   Arkadaşına Gönder

Ana Sayfa  |  Künye  |  İnsan Kaynakları  |  Reklam  |  Abonelik  |  Üyelik  |  Arama  |  Arşiv  |  Okur Hattı  |  İletişim

YIL: 14  |  SAYI: 698

Editör

Kapak

Yazarlar

Karakutu

Kulis

Dosyalar

Siyaset

Ekonomi

Dünya

Söyleşi

Portreler

İş Dünyası

Spor

Bilişim-Teknoloji

Bilim

Kültür-Sanat

Kitap

Sinema

Alışveriş-Moda

Otomotiv

Arka Pencere

Untitled Document
















Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif Ziyaretçi : 187
Bugün : 8,668
Dün : 35,023
2008 Mart : 2,407,291
2008 Şubat : 1,343,867
2008 Yılı : 5,066,332
2007 Yılı : 22,974,343
2006 Yılı : 17,268,465
2005 Yılı : 8,563,789
Toplam Üye : 17,618

 
 |  Fatih Uğur - f.ugur@aksiyon.com.tr - Sayı: 638 - 26.02.2007

1 yorum


Kontrgerilla mı Ergenekon mu, Çeteler mi?


Başbakan Erdoğan'ın Hrant Dink cinayetinden sonra başlattığı derin devlet tartışması sürüyor. Kimi Erdoğan'ın derin devletle imtihana girdiğini söylüyor, kimi uyarıyor: Devleti yöneten o, gereğini yapmalı.


‘Türkiye’deki derin devletin içinde bulunan bir grup özerkleşti ve devletin kontrolü dışına çıktı. Bu grup, Türkiye’nin bölüneceği korkusuyla besleniyor ve düşman saydıkları herkesi öldürmeyi haklı görüyor. Amerikan yönetimi, özellikle Rum Patriği Bartholomeos ve Ermeni Patriği Mutafyan’ın can güvenliği için Türk hükümetine uyarı mesajı gönderdi.’

Bu iddia, Yunanistan’da yayınlanan Kathimerini gazetesinde 11 Şubat 2007 tarihinde yer aldı. Yani son haftalarda sürmekte olan “derin devlet” tartışmaları artık sınır ötesine taştı. Özellikle Hrant Dink cinayetinden sonra yeniden gündeme gelen derin devlet tartışmaları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk defa bir yurtdışı seyahatinde “Derin devlet vardır ve bunu minimize etmek gerekir.” sözleri ile alevlendi. Erdoğan açıklamalarını, sonuncusu 11 Şubat 2007’de Rize’nin Ardeşen ilçesindeki yerel Kaçkar TV’de olmak üzere çeşitli platfomlarda tekrarladı. Kaçkar TV’de tam Erdoğan derin devletten bahsedip “Bakıyorsunuz bir yerden bir emniyet elemanı çıkıyor, bir yerden bakıyorsunuz bir asker, bakıyorsunuz devlette yargıda ve şurada, burada bir bağlantı çıkıyor. Bütün bunların hepsi bunun (derin devletin) çok açık delili.” derken elektrikler kesildi.

Can Dündar’ın deyimiyle, 1980’den önce “kontrgerilla” iddialarını dile getiren Bülent Ecevit’i saymazsak; 1980’den bu yana devletin içindeki derin yapılanmaları bu şekilde açıktan dile getiren ikinci başbakan Erdoğan. Ondan önce bu konuları telaffuz eden ise Başbakan Turgut Özal. Nitekim, Can Dündar 1 Şubat 2007 tarihli yazısında bunu şöyle yazdı: “Derin Devlet’i telaffuza yeltenen 2 başbakan çıktı: Bülent Ecevit ve Turgut Özal... İkisi de suikast girişimlerinde ölümden döndü. Bir daha da bu konuyu ağızlarına almadılar. Şimdi Başbakan Erdoğan derin devletle imtihana giriyor. Kendisine kolaylıklar diliyoruz.”

ERDOĞAN NEDEN DERİN DEVLET DEDİ?

1970’lerde ortaya çıkan kontrgerilla tartışmalarını da sayarsak, Türkiye’de derin devlet olgusu yaklaşık 40 yıldır gündemde. O zamandan beri konu defalarca Meclis gündemine de geldi. Ama Meclis, hiçbir “kontrgerilla” önergesini görüşmeyi başaramadı. Bu önergeler hep iktidarda hangi parti veya partiler varsa onların oyları ile reddedildi. İlginç olan, CHP lideri Deniz Baykal’ın da, bu önergelerden birinde imzasının olması.

Derin devlet tartışmalarının özellikle 1996’daki Susurluk kazasından sonra önemli bir boyut kazandığı söylenebilir. Televizyonda M. Ali Birand’ın “Derin devlet var mı?” sorusuna cevap veren dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı’nın “Var. Hem de gerçek bir devlet ile karşı karşıyayız.” demesi hâlâ hafızalarda. Zaten Türkiye’de kafalar biraz da bu noktada karışıyor. Nedir bu derin devlet? Tartışmaların temel odak noktası bu aslında: Türkiye’de böyle bir yapılanma var mı yok mu? Bir diğer soru, varsa devletin neresinde ve kimlerden oluşuyor? Üçüncü önemli soru ise Türkiye’nin böyle bir yapılanmaya ihtiyacı var mı yok mu?

“Ordu MGK’da ikaz etmiş. Sıkıyönetim Koordinasyon Kurulu’nda uyarmış. Basında, rahatsızlıklarını belirtmiş. Hükümeti ve siyasi gidişatı eleştiren sözler söylemiş. Sonra derin devlet işlemeye başlamış. Devlet işlemeyince, işletecek bir güce ihtiyaç var.” 27 Mayıs, 12 Mart ihtilallerini yaşamış, 12 Eylül Darbesi’nin kumandanlığını yapmış Kenan Evren Paşa, derin devletin işleyişini ve derin devlete ihtiyacı böyle anlatıyor. Sabah Gazetesi yazarı Yavuz Donat’ın iki yıl önce yaptığı ‘derin devlet’ başlıklı çalışmasında ikinci çıkışı 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tamamlıyordu: “Derin devlet askerdir.” O da derin devleti, askerî müdahaleler, darbeleri yapan mekanizma olarak algılatan bu değerlendirme ile tartışmaya katıldı. Röportajların yayımlandığı günlerde Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel’in de içinde yer aldığı ‘derin devlet’ polemikleri için en ilginç çıkışı Başbakan Erdoğan yapmıştı. Erdoğan, Aksiyon’a verdiği özel röportajında bayram değil, seyran değil demeye getirerek sözlerini şöyle tamamlamıştı: “Biz onu emeklilere bırakalım, onlar tartışsın. Halkın gündeminde, derin devlet, kontrgerilla yok.” (18 Nisan 2005, Sayı: 541)

Ancak Erdoğan, 4 yıllık başbakanlığı döneminin en ilginç çıkışlarından birini yine, bu sözlerini unutmuşçasına, Dink cinayetinden sonraki olaylar ağına bakıp yaptı. İlk kez ‘derin devlet’ten bahseden Erdoğan, çomağı soktuğumuz için rahatsız olanlar var, diyor. Derin devlet tanımını açarken de ‘devlet içindeki çeteleşmelere’ işaret ediyor. Aynı Demirel ise iki yıl önceki söylediklerinin aksine bu kez Aksiyon’a verdiği demecinde “Devletin derini, sığı olmaz.” diyor.

DERİN DEVLETİN DÖRDÜNCÜ DALGASI MI?

Tartışmalarda gelinen son nokta bu. Ancak Dink cinayetinden sonra kalkan toz bulutunun içinde ‘derin devlet’ tarif ve iddialarının nereden çıktığı ve niçin yine gündeme geldiği sorusu hâlâ askıda. Ayrıca bu seferki tartışmalarda gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var. O da, Erdoğan’ın derin devlet tarifini yaparken itinayla seçtiği örnekler: Sauna ve Atabeyler çeteleri, Danıştay suikastı, Maliye Bakanlığı’ndaki köstebek skandalı, Dink cinayeti. Erdoğan, ilk kez AK Parti iktidarı döneminde yaşanan bu olayların hepsinin ‘eşdeğer’ olduğunu ima etti. Şemdinli dosyasının TBMM’de olduğunu da söyleyiverdi. Sahi nereden çıkmıştı bu derin devlet tartışması? Son bir buçuk yıldır ortaya çıkarılan çeteler bu işin neresindeydi?

Erdoğan ve çevresine yakın simaların buluştuğu bir mekânda, Dink cinayetinden hemen sonra tartışılan konulardan biri, bahsedilen olayların birbirine benzerliğiydi. Kurmayların sohbetinde masadaki isimlerden biri Dink cinayetine atıfla ‘beş dalganın, dördüncüsüydü bu’ diye bir değerlendirme yaptı. AK Parti’nin cumhurbaşkanlığına ilerlediği bu süreçte Nisan 2006-2007 döneminde beklediği siyasi tuzak ve gayr-i nizami müdahalelere verilen isimdi ‘beş dalga’. Hemen oracıkta söylenmişti. Şemdinli hadisesi birinci dalga, Sauna ve Atabeyler gibi çeteler ikinci dalga, Danıştay suikastı üçüncü dalga, Dink cinayeti dördüncü dalga. Beşinci dalga beklenen ancak olmaması temenni edilen bir meçhul olarak kaldı masada.

Birkaç ismin hassasiyetini anlatan beş dalga yorumu aslında, Erdoğan’ın ‘derin devlet’ çıkışının kimi partililerce nasıl değerlendirildiğinin de göstergesiydi. Bir gerçeği de ifade ediyordu, devletin içindeki birtakım odakların -iktidarın kontrolü dışında hareket edenler- ayak izleri dört dalga diye tarif edilen hadiselerin içinde yer aldı. Hiç değilse hissedildi. Başbakan da kuşkusuz bu hissedileni kastetti. Devletin içinde AK Parti’ye rağmen iktidarı paylaşmak istemeyenler vardı.

Çetenin suçüstü yakalandığı ilk olay Şubat 2006’da patlak vermişti. Başkent Ankara’da Emniyetin Küre Operasyonu ile ortaya çıkardığı Sauna çetesinin iki bakan ve 14 vekili yakın takibe alarak özel istihbarat topladığı ortaya çıktı. İş, siyaset ve sanat dünyasından isimlerin karıştığı Sauna Çetesi’nde yargılama sürüyor. Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan iddianamede Kasım Zengin’in Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli Yüzbaşı Nuri Bozkır ile tanışma hikâyesi dikkat çekiciydi. Zengin, Yüzbaşı Bozkır ile başkentteki asker yeğenini ziyarete geldiğinde Hacıbayram Camii’nin yanındaki Menzil çay ocağında nasıl tanıştığını anlatıyordu. İddianamede Bozkır’ın, Zengin’i ikna ederken kullandığı söylenen ifadeler ise dikkatle okunacak cinstendi. Bozkır, Türk Mukavemet Teşkilatı olarak yasal ortamda faaliyet gösterdiklerini anlatıyordu: “Bizim silahla, kan dökmekle işimiz olmaz, biz kan dökmeden stratejik olarak savaşırız.” Sonra stratejik planlar konusunda kendisine ders vermeyi teklif ediyordu. İki yüzbaşı, 2 astsubay ve 2 emniyet müdürünün bulunduğu 10 sanığın yargılandığı Atabeyler çetesi de doğrudan Başbakan Erdoğan ile ilişkili bir suikast planı olduğu iddialarıyla gündemdeki yerini almıştı. Başbakanın evinin yer aldığı bölgenin krokileri ve yüklü miktarda patlayıcıyla yakalanan şahıslara ilişkin en çarpıcı değerlendirme Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz’den gelmişti: “Davada derine inemiyoruz.”

17 Mayıs 2006’da Danıştay baskınından sonra yakalanan Avukat Alparslan Aslan da ilk zamanlar meczup portresi çizdi. Ancak faili malum cinayetin arka planı deşilemedi. Adı beş dalga içinde geçen olaylar silsilesi Şemdinli davası ile başlamıştı aslında. Kasım 2005’te Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde bir kitabevine bomba atılması hadisesi de kimi çevrelerce ‘derin devlet’in işi olarak okundu. Ardından, Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın silahlı kuvvetler içinde ‘çete ve komplo’ oluşumuna dikkat çeken tartışmalı iddianamesi geldi. Genelkurmay itiraz etti, savcı hakkında soruşturma açıldı. TBMM Şemdinli Komisyonu’nun raporu tamamlandı, ancak Meclis gündemine inemedi. Son 1,5 yıl içinde yaşanan olaylar zincirinde ‘derin devletin’ ayak izlerinin olduğu savı, kafalardaki soru işaretleri hâlâ sürüyor.

Özal döneminin bakanlarından Hasan Celal Güzel, Erdoğan’ın çıkışını ‘demokratik şekilde muktedir olamamak’ şeklinde yorumluyor: “Bir başbakanın kendi idaresi altındaki bürokrasiden şikâyet etmesi doğru değil. Başbakan haksız, ama Türkiye’ye baktığınızda bir başbakanın demokratik şekilde muktedir olamadığını görüyoruz. Yani Sayın Erdoğan fiiliyatta haklıdır. Teorik olarak haksız olabilir.” Güzel, başbakanın elinin ulaşamadığı taraflarda örgütleşme ve çeteleşmeler olabileceğini belirterek, “Başbakan Emniyet ve MİT içindeki yapılanmaları kastediyorsa şikâyet etmede haksızdır, gereğini yapması gerekir.” diyor ve ekliyor: “Silahlı kuvvetlerin birtakım birimlerini, buraya bağlı isimleri kastediyorsa haksız değildir. Ancak bunun da gereğini yapması gerekir. Derini ile sathisi ile devleti yöneten kendisidir.”

İLK ECEVİT KONUŞTU, ARDINI GETİRMEDİ

Türkiye’de derin devleti ilk dile getiren isim merhum Başbakan Bülent Ecevit’ti. 26 Eylül 1973’te “kontrgerillanın örtüsü kaldırılmalı” diyen Ecevit, 6 Şubat 1974’te, bazı terör olaylarında Özel Harp Dairesi’nin sivil ve gizli uzantısının rol oynadığından kuşkum var, sözleriyle çıkışını pekiştirmişti. Demirel’in son Aksiyon röportajına göre, Ecevit, iktidar olduktan sonra, ‘kontrgerillayı ortaya çıkar’ baskılarına dönemin Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık’ı Güniz Sokak’a göndererek cevap vermişti: “Bu işi karıştırmayın.” Demirel, Ecevit’in bir daha kontrgerillayı ağzına almadığını iddia ediyor.

“Kuşatılan Devlet Türkiye” kitabının yazarı CHP Milletvekili Süleyman Genç de Demirel ile aynı noktada buluşuyor. Ecevit’i kontrgerilla konusunda ikna edemediğini belirten Genç, evine atılan bombalardan sonra 12 Ocak 1978’de CHP grubuna önerge veren, tartışmayı Meclis’e taşımak isteyen isimdi. Genç, faili meçhul cinayet ve fiillerin Özel Harp Dairesi’ne bağlı Halk Gönüllüleri’nce işlendiğini; bu yapının MİT, Emniyet ve TSK’nın bir kısmıyla irtibatlı olduğunu iddia ediyordu. Genç’in önergesi kendi partisi içinde reddedildi ve Ecevit 4 Şubat 1978’den itibaren kontrgerillanın varlığını reddeden açıklamalara, sessizliğe yöneldi.

15 YILDIR MECLİS’TE; AMA KONUŞULAMIYOR

Daha sonra merhum Turgut Özal, ‘güç odaklarından’ bahsedeceğini söyledi ancak konuyu derinleştirmedi. Turgut Özal’ın 18 Haziran 1988’de Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda uğradığı suikasttan sonra beklentiler yine isteneni vermedi. Hasan Celal Güzel’in tarifi ile Demirel, bu tip ilişkileri kurcalamaktan özenle kaçan, Özal ise tam tersine merakla üstüne giden bir yapıdaydı. Ancak ‘güç odakları’nın kimler olduğu, suikast ve diğer faili meçhul cinayet ve fiillerle ilişkileri aydınlığa kavuşmadı.

Türk siyasi tarihinde derin devlet, kontrgerilla, Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı çoğu yerde özdeşleştirilmiş. ‘Filin tarifi’ gibi eksik ve yarım da olsa ‘derin devlet’ denen mekanizma ve kişileri tarif ederken hep bu konseptler kullanılagelmiş. Faili meçhullerin zirve yaptığı 1990’larda konu 27 kez TBMM gündemine getirilmiş. Deniz Baykal, Mahmut Alınak, Vefa Tanır, Kemal Anadol, İlhami Binici, Celal Kürkoğlu, Hasan Mezarcı, Uluç Gürkan gibi onlarca isim derin devletin, kontrgerillanın açığa çıkarılması için araştırma önergesi vermiş, konuşma hakkı talep etmiş.

Derin devletin deşifre edildiği milatlardan biri kabul edilen Susurluk kazasından üç yıl önce SHP Adıyaman Milletvekili Celal Kürkoğlu ve 13 arkadaşının verdiği Meclis araştırma önergesi talebi (2 Kasım 1993) faili meçhulleri aydınlatın derken o gün derin devletten ne anlaşıldığını da ortaya koyuyor: “Yıllardır ülkede işlenen her siyasi cinayet ve bir türlü aydınlatılamayan faili meçhul öldürme olayları, vatandaşlarımızın zihninde vahim soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştur. ‘Acaba bu işlenen cinayetlerin arkasında devletin bir gizli eli ya da kontrgerilla diye anılan örgüt mü var?’ kuşkusu toplumun değişik kesimlerine hâkim olmuştur. Gazeteci Uğur Mumcu’nun cenaze töreninde, bütün kuşkular İslami örgütler üzerinde yoğunlaşmış iken, yüz binlerce insan kontrgerillayı suçlayan sloganlar atmış, bir milletvekili arkadaşımız (Mehmet Sincar) Batman’ın göbeğinde öldürülmüştür. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’na çağrılan Özel Harp Dairesi başkanı ifade vermeyi reddetmiştir. Kontrgerilla iddiaları başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Türkiye’ye zarar vermektedir. Bu nedenlerle bir araştırma komisyonun oluşturulmasını, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bütün geçmiş belge ve faaliyetleriyle birlikte ‘gizli’ ve ‘çok gizli’ damgalı yönergelerin incelenerek konuya açıklık getirilmesini bekliyoruz.”

ÖZEL KUVVETLER SUÇA BULAŞMADI SAVUNMASI

Tarifler doğrudan Özel Harp Dairesi’ne yöneltilmişti. Üstelik bu tarife giden yolda İkinci Dünya Savaşı sonrasında NATO ülkelerinde ABD-CIA patentli Gladio tipi yeraltı örgütlerinin Avrupa’da bir bir deşifre edilmesine karşın Türkiye’de bunun çözülemediği, açığa çıkarılamadığına vurgu yapılıyordu.

Kontrgerilla iddialarını dile getirenlere göre derin devlet Özel Harp Dairesi idi. Bu konu ne zaman gündeme gelse, o zaman hangi Millî Savunma bakanı görevde ise, Meclis kürsüsüne çıkıp, “Özel Harp Dairesi (şimdi Özel Kuvvetler Komutanlığı) Genelkurmay’a bağlı bir askerî birliktir. Kontrgerilla iddiaları gerçek dışıdır.” dedi. TBMM’de kontrgerilla ve derin devlet iddialarının en geniş tartışıldığı oturum 2 Mart 1993’te yapıldı. Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak ile İstanbul Milletvekili Hasan Mezarcı’nın kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi’ne ilişkin iddiaların açığa kavuşturulması için verdiği araştırma önergelerinin sadece Meclis ön görüşmesi yapılabildi.

Nitekim o görüşmelerde Millî Savunma Bakanı Nevzat Ayaz, “Özel Kuvvetler Komutanlığı ya da Özel Harp Dairesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir birliği olup, Millî Savunma Yüksek Kurulu’nun 17 numaralı kararıyla 1952’de kurulmuştur. Halen de Genelkurmay Başkanlığına bağlı bir birim olarak görev yapmaktadır. Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât ST 31-15 Sahra Talimnamesinin bazı maddelerinin içeriğinden soyutlanarak yorumlanması yanlış anlaşılmalara yol açmaktadır.” diye cevap verecekti.

Ayaz’ın verdiği bilgilere göre, Özel Harp Dairesi 1963-1974 arasında Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulması, geliştirilmesi ve desteklenmesinde görev aldı. Teşkilatın görevi 1974 Harekâtı ile sona erdi. Yine 1980’de teröristlerce Diyarbakır’a kaçırılan Türk Hava Yolları uçağında rehin tutulan kişilerin kurtarılması operasyonunda da bir özel tim görev yaptı. Ayaz, 1970’ten itibaren Özel Harp Dairesi’nin sivil personelinin olaylara karışıp karışmadığı; silah ve cephanenin olaylarda kullanılıp kullanılmadığını da araştırdıklarını ve hiçbir personelin suça karışmadığını, silah ve cephanenin noksansız olduğunu tespit ettiklerini açıkladı. Ancak çok sonraları bu birimin aktif olduğu, halen de çalıştığı ortaya konacaktı.

Türkiye’de meydana gelen faili meçhullerle devletin içindeki derin yapılandırmaları ilişkilendirme olayı da, 1980 öncesi anarşi olaylarından beri süregeliyor. Bu tezi savunanlara göre, 12 Eylül ihtilalinin olgunlaşması için olayların daha fazla tırmanması beklendi; hatta bazı provokatif eylemlerle kan dökülmesi süreci hızlandırıldı. 1990’larda bunu en fazla dile getirenlerden biri Uğur Mumcu’ydu. Mumcu, Prof. Muammer Aksoy’dan Musa Anter’e uzanan faili meçhulleri irdelerken, “Bu güç nedir? Kontrgerilla mı, Hizbul Kontra mı?” diyordu. SUSURLUK: KIRILMA NOKTASI

Özellikle Susurluk kazasından sonra Abdullah Çatlı’nın devlet birimleri ile olan ilişkilerinin ortaya çıkması; Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım gibi kimselerin istihbarat birimleri ile ilişkileri sürerken girdikleri çeşitli çetesel faaliyetler; Ermeni terör örgütü ASALA’ya yönelik olarak yurtdışında çeşitli sivil kişilerin kullanıldığının ortaya çıkması ile olaylar yeni boyutlar kazandı. Hatta derin devletin sağ kolunun yanında sol kolunun da olduğu; DHKP-C ve onun lideri Dursun Karataş’ın çeşitli ilişkileri gündeme getirilerek vurgulandı.

Emekli bir deniz binbaşı olan Erol Mütercimler’e göre derin devlet Ergenekon denilen bir yapılanma. Ona, emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk, “Ben de Ergenekon’un üyesiyim. Ergenekon Türkiye’de bütün kurumların üstündedir.” demişti. Derin devlete ilginç bir yaklaşım da MİT’ten geldi. Hrant Dink cinayetinden sonra tutuklanan ve polis ile jandarmaya muhbirlik yaptığı söylenen Erhan Tuncel’in MİT’le de bağlantılı olduğu dile getirilince, bir gazeteye konuşan MİT üst düzey yetkilisi, “Erhan olayına polisi ve jandarmayı bulaştırdılar. Derin devletin üçüncü ayağı da MİT’tir diye düşünmüş olmalılar ki şimdi de bizi dâhil ediyorlar.” dedi.

HER DEVLETİN DERİN DEVLETE İHTİYACI VAR

Tartışmalar sadece derin devlet var mı yok mu noktasında odaklanmıyor. Varsa bu nasıl bir örgütlenme ve devletin neresinde? Başbakan Erdoğan, “Bunlar kendilerince kutsal saydıkları bazı şeyler uğruna harekete geçen çeteler.” diyor. Demirel’e göre derin devlet denilen olgu asker ve en belirgin derin devlet faaliyeti ihtilaller. 1980’lerde MGK bünyesinde oluşturulan Psikolojik Savaş biriminin kurucularından emekli Kurmay Albay Tahir Tamer Kumkale ise derin devlet konusuna şu yaklaşımı getiriyor: “Türkiye’de derin devlet gerçekten vardır. Bu derin devlet kavramı 12 bin yıllık Türk milletinin bugüne kadar kurduğu 128 devletin işleyişinden elde edilen tecrübelerin silsileler yolu ile günümüze kadar aktarılması ile oluşmuştur. Derin devlet mefhumu devletin bütün kademelerinde yaşamaktadır. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış her seviyedeki devlet memurlarının hepsi derin devletin birer temsilcisidir.” Kumkale’nin bu sözleri 13 Şubat 2007 tarihli Akşam gazetesinde yayımlandı.

Peki derin devlet gereksiz mi? Hiç olmamalı mı? Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Ercan Çitlioğlu, derin devleti ‘aslında her devlette olması gereken ancak Türkiye’de var olmayan devlet’ olarak tanımlıyor. Çitlioğlu, yaygın şekilde algılandığı biçimiyle ‘bazı kişilerin kendilerini devlet yerine koyarak hareket etmelerini’ kastetmiyor. Devletlerin varlığını sürdürebilmek için bünyelerinde bulunan savunma refleksinin derin devleti oluşturduğunu, ihtiyaç kıldığını düşünüyor. Dink cinayeti, Danıştay suikastı gibi olayları derin devletle irtibatlandırmayı doğru bulmuyor. İdeolojik tariflerle derin devlet kavramının sulandırıldığını düşünüyor. Çünkü Çitlioğlu’na göre, derin devlet ‘eline yüzüne bulaştıracak’ operasyon yapmaz.

28 Şubat sürecinin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ise çok daha ciddi bir tehlikeye dikkat çekiyor: “Türkiye’de her faili meçhulün ‘derin devlet’ tarafından işlendiği kanaati yaygınlaştı. Yüz kişiye sorun hepsi bu cevabı verir.” Orakoğlu, bunu Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik bir harbin sonucu olarak görüyor. Ortaya çıkan netice halkın devletine güvenmemesi oluyor. Bülent Orakoğlu’na göre hukuk kurallarının yetmediği ama yabancı ülkelere karşı devleti koruyan, operasyonlarının tümünden devletin bilgisi olan bir kurumdur derin devlet. Ve Türkiye’de yoktur, devlet de tektir. Eski Daire Başkanı Orakoğlu, devlet içinde devlet gibi davranan kişilerin varlığından söz ediyor.

DERİN DEVLETİ DEŞİFRE KAPILARI AÇILSIN

“1990-1994 arasında 5 ila 10 bin arasında faili meçhulden söz ediliyor. Bunun anlamı kayıt dışı ekonomi gibi kayıt dışı yaşam, insan ve ölüm var demek. Devleti zedeleyen şey bu.” Bu sözler Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyesi AK Parti Milletvekili Ersönmez Yarbay’a ait. Yarbay, Susurluk’la birlikte ‘derin devletin’ deşifre kapılarının açıldığına inanıyor. Bunun somut göstergesi gizli görevlilerde deşifre olma korkusu başlaması. Yarbay, bu yapılar deşifre edildikçe, destekçileri de onları savunmadı, savunamadı, diyor. Ona göre derin devlet yok, devletin görevlendirdikleri var. İşin doğasından kaynaklanan bir illegal görünme söz konusu. Ancak Genelkurmay, Jandarma, Emniyet ve MİT yasalarının hepsi bu gizliliğe, gizli görev yapmaya izin veriyor. Yarbay’ın tabiriyle, “Derin devlete geçit veren yasal hükümler var.”

Türkiye’de hükümetler, başbakan ve cumhurbaşkanları değiştikçe devletin görevlendirdiği, projelendirdiği, düşünüp uyguladığı işlerin devir tesliminin yapılmaması ‘derin devlet’ şayiasına yol açıyor. Yarbay’a göre derin devlet var diyenlerin söz ettiği kişiler ya da oluşumlar işte bu devir teslimde öğrenilemeyen, ancak devlet adına çalıştıklarını söyleyenler. Sorun bu grupların yasadışı olaylara karıştıkları, başlarına buyruk davrandıkları zaman başlıyor. ‘Derin devlet’ gücünü kamudan alan ama görevi bitmediği için konuşulan isimler bunlar: “Abdullah Çatlı mı, Veli Küçük mü, Abdullah Öcalan mı bilemezsiniz. Ama onlar görevli olduğunu bilir. Sorun onların görevli olduğunun devleti yönetenlere (başbakan ve cumhurbaşkanlarına) söylenmemesidir.”

Türkiye çok partili demokratik hayata geçtiğinde ABD ve NATO kanalıyla birtakım örgütlenmeler de oluştu. O gün komünizm karşıtı olan bu örgütlerin çetelesine zaman içinde (27 Mayıs darbesi öncesinden itibaren) ‘iç düşman’ ibaresi eklendi. Bu iç düşmanlar kimi zaman bölücü, kimi zaman irticacı, kimi zaman ırkçı diye anıldı. Yarbay, derin devletin 1950’lerde kurulan aygıtlarının ‘iç düşman’ tarif ve görevlerinden sonra Türkiye’de esas patırtının koptuğuna işaret ediyor.

Peki, ne zaman göze battı derin devlet ve elemanları? Ersönmez Yarbay’a göre, devletin görevlendirdikleri komünizm, irtica ve terörizmle mücadele ederken bir kırılma yaşandı: “1990’lardan itibaren terörle mücadele edenler, bugüne kadar hukuk içinde mücadele ettik. Yakalıyoruz; savcılar, hâkimler serbest bırakıyor, o zaman bunları tamamen ortadan kaldıralım, ya da teröristle teröristin dilinden savaşalım dediler. Faili meçhuller bundan sonra zirve yaptı. Sorun küçülmedi, çözülmedi. O gün bugündür sürüyor.”

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu:
DERİN DEĞİL, DERİNLEŞTİRİLMİŞ DEVLETE İHTİYAÇ VAR

Keşke anlayabilsek nedir bu derin devlet? Keşke ortaya atıldığı anlamda derin devlet olsa. Derin devlet, milletin mukadderatını tayin etme ve o uzak hedeflerini gerçekleştirme adına hukuk içinde kalarak oluşturulmuş devletin kurumları olması gerekir. Yani 50-100 yıllık perspektifi olan, uluslararası operasyonlar yapabilecek bir oluşum. Böyle bir devlet mekanizması olması gerekir mi? Evet olmalıdır. Hukuk içinde kalmak kaydıyla her devletin ihtiyacı var buna. Ama sığ bir anlayışla çıkmış da burada falanın başörtüsünü sorun yapmış, onun peşine adam takmış; diğer tarafta iki tane cemaatin faaliyetleriyle meşgul olan, bunlar üzerinde manipülasyon yapan, haraç alan bir derin devlet olur mu? Mafya bir tarafında, kumarhaneciler öbür tarafında. Bunun adı derin devlet değil, mafyadır, çetedir. Çek senet kovalayana da derin devlet diyoruz. Bu sığ, sıradan şeylere derin devlet deyip gizemli hale getiriyorlar, kutsiyet atfediyorlar. Sonra o sığ yapı mafyanın arkasında devlet varmış gibi bir şüpheye sebep oluyor. Böyle diyenler derin devlet. Devletin derinliği olmalı mı? Olmalı. Çünkü derinliği olan devlet bizi asırlara ulaştırdı. Bu manada derin değil, derinleştirilmiş, daha da derinleştirilecek devlete ihtiyacımız var. İçimizde devletin kurumlarını çeteleştiren, kendi çıkarları için kullananları tokatlayacak bir devlete de ihtiyaç var.

DYP’li eski Bakan Baki Tuğ:
KONTRGERİLLA O İKTİDARLARA İZİN VERMEZDİ

Türkiye’de kontrgerilla diye bir teşkilat yok. Neden yok? Madem kontrgerilla vardı. Her türlü düşünce nasıl Türkiye’de iktidar oldu? Türkiye’de kontrgerilla vardır iddiasında bulunan düşünce 1973 yılını takiben iktidar olmuştur. İktidarlar değişmiş, 1977, 1980 yılı derken, günümüze gelinmiştir. Türkiye’de bir teşkilat olacak, cinayet tertipçiliği yapacak, işkence tertipçiliği yapacak, tehdit tertipçiliği yapacak ve sonuçta da bu teşkilat bulunamayacak! Devlet terörist olamaz. Devlet işkence tertipçiliği yapamaz. Devlet cinayet tertipçiliği hiç yapamaz. Bu tertiplerin içine girecek bir devleti düşünmek mümkün değil.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner:
DERİN DEVLET DEĞİL, DERİN ÇETELER VAR!

Gönüllü bazı insanların hayranlık duyduğu, istihbarat birimlerinin kurdurduğu, ‘saygın bir şeymiş’ gibi algılanan yapılar var. Şimdi bunlar çete olarak algılanıyor. Eskiden çete algılaması yoktu. Gerçekten devletin derinlerinde bir devlet olduğu düşüncesi hâkimdi ama şu anda derin devlet dendiğinde herkes ‘çete’ diyor. Ben de bazen şahsî, bazen ideolojik çıkarları için her şeyi yapabilen çeteler olarak görüyorum derin devleti. ABD’de de, Avrupa’da da derin devlet vardır. Ama bunlar kendisini ülkenin sahibi olarak gören, yüksek eğitimli, çoğunlukla aristokrat, ülkenin en üst sosyal ve ekonomik tabakasını oluşturan kesimlerdir. Mesela İngiltere’nin derin devleti hükümetleri dahi yönlendirecek kadar kuvvetlidir. Onların rafine olduklarını görüyorsunuz. Türkiye’dekine bakınca ülkenin sahibi olarak gören insanlardan ziyade çapulcu sürüsü ortalıkta dolaşıyor. Bu onları hafife almak değil; devletin çeşitli mevkilerine mevzilenmiş, dışarıda da uzantıları olan ayak takımı, çeteler. Çıkarlarına uygun olduğu zaman ülkenin çıkarlarını hiçe sayan insanlardır. Kuvvacılar, derin devlet denen çeteleşmenin kişiselleştirilmesidir.

CHP’li eski Bakan Algan Hacaloğlu:
KONTRGERİLLA 1968 KUŞAĞINI PROVOKE ETTİ

12 Mart öncesinde 1968 kuşağını yanlış yapmaya yönlendiren, yangına körükle giden ajan provokatörler, bu iradeyi kimden almış ve kimin talimatıyla hareket etmişlerdir? 12 Mart sonrası dönemin Başbakan Yardımcısı Sadi Koçaş, kontrgerillanın kanun dışı kurulmuş, yönetilmiş ve kanun dışı çalışmış bir örgüt olduğunu açıkça vurgulamıştır. 1970’lerde Kültür Sarayını kim yakmıştır? Marmara gemisini kim batırmıştır? Mehmet Ali Ağca’yı hapishaneden kaçıran güç kimdir? 1 Mayıs 1977’de Taksim meydanını kan gölüne çevirerek 36 kişinin katledilmesinde, yüzlercesinin yaralanmasında kimler rol oynamıştır ve bu kimlerin eseridir? Hangi gözü dönmüş karanlık ellerin senaryosudur? Bülent Ecevit’e aynı dönemde Çiğli Hava Meydanı’nda yapılan suikast girişimi bir rastlantı mıydı?



(Katkıda bulunan: İbrahim Doğan)


Arkada?yna Gönder Arkadaşına Gönder

 
Yorumlarınız

1 yorum

¬ Derin devleti devlet kurmuş olsa... [Ali Çetin/27-Şubat-2007]

{ Yorumlarınızı Paylaşın }

 

 

Size Tek Bir Parti Yeter! CHP - Muhsin Öztürk

Marksist PKK'nın din oyunu - Haşim Söylemez/Hamza Erdoğan

Kuvvetler birliği mi kuvvetler ayrılığı mı? - Fatih Uğur - Nursel Dilek

Türk solunun ihtilal hastalığı - Fatih Uğur - Mehmet Baki

Türkiye'de dine dayalı sistem kurulmaz - Emin Akdağ

Herkes vazifesini yapmış - Cemal A. Kalyoncu

'Uzaydan halk gelmeyeceğine' göre şimdi ne olacak? - Emin Akdağ

Türk sinemasının din ile imtihanı - Tuba Özden Deniz

Ulusalcıların din maskesi düştü: Şamanizm - Haşim Söylemez

9 Mart olsaydı 3 milyon kişi katledilecekti - Cemal A. Kalyoncu

Bedeni büyük, ruhu küçük çocuklar - Tûba Kabacaoğlu

Satılan cami ve mescitlerin sessiz çığlığı - Ülkü Özel Akagündüz

Bir laik yazarın isyanı:'Artık yeter!' - Zafer Özcan

Kökten Kuvvacı kilise - Haşim Söylemez

'Likidite' baharının sonu - Kadir Dikbaş


Dava, siyasetin fay hattını kırdı - SAYI: 694

Anayasa Mahkemesi hangi kararı verir? - SAYI: 691

1969'daki darbe senaryosunun gerçek hikâyesi - SAYI: 691

Ergenekon hâlâ operasyon gücüne sahip - SAYI: 690

Başörtüsü mutabakatı, normalleşmenin ürünü - SAYI: 687

Başörtüsü mutabakatının perde arkası - SAYI: 686

Soğuk Savaş'ta kalanlar yeni Türkiye'yi anlayamaz - SAYI: 685

Türkiye, yeni Kerkük sürecinde en güçlü taraf olmaya aday - SAYI: 684

Derin PKK kundaklıyor - SAYI: 682

Yüzde 20, yüzde 80'in hayatını karartıyor - SAYI: 681

Operasyonun kodları - SAYI: 681

Demokrasi baycan demokrasi! - SAYI: 679

PKK oyunu bitiyor mu? - SAYI: 677

Tam demokrasi yolunda eşikleri aşmak - SAYI: 674

Ya tampon bölge ya sınır değişikliği - SAYI: 673

         
     
 

AKSİYON DERGİSİ

Fevzi Çakmak mh. A.Taner Kışlalı cd. No:6 34194 Yenibosna / İstanbul

Telefon: (0212) 454 1 454   Faks: (0212) 454 86 25   Email:okur@aksiyon.com.tr

Powered by