“12 Eylül sermayenin darbesiydi”

BURHAN EKİNCİ / Taraf cuma - Istanbul - 12.09.2008
 
  • Currently 3/5 Stars.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bu haber icin 10 kisi oy verdi ve 5 uzerinden 3 puan aldi.
Yazı boyutunu küçült Yazı boyutunu büyült Bu haberi yorumla Arkadaşına gönder Yazdır  

12 Eylül darbesinin üzerinden 28 yıl geçti. Darbenin bu yıldönümünde, gözaltında işkence gören, yıllarca hapis yatan mağdurlarından Ertuğrul Mavioğlu’nun yeni kitabı Bizim Çocuklar Yapamadı yayımlandı.

Bugün 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askerî darbenin 28. yıldönümü. Onlarca kişinin ölümüne, binlerce kişinin işkenceler görmesine, yıllarca cezaevinde kalmasına damgasını vuran 12 Eylül, yakın tarihe ilişkin okuduğumuz her kitapta, makalede, yazıda karşımıza çıktı. Özlenen demokrasinin yerleşmemesi, istenen eğitim sistemin oturtulmaması, tüm farklılıkları kucaklayacak bir Anayasa’nın ve yönetim anlayışının olmaması 12 Eylül’e bağlanmadan anlatılamadı. Aradan 28 yıl geçti. 12 Eylül’e ilişkin anılar anlatıldı, kitaplar yazıldı. Bunlardan biri de darbeden sonra gözaltında günlerce işkence gören, yıllarca hapis yatan 12 Eylül mağdurlarından gazeteci-yazar Ertuğrul Mavioğlu’ydu.

Mavioğlu’nun Asılmayıp Beslenenler ve Apoletli Adalet kitaplarının ardından Bizim Çocuklar Yapamadı adlı kitabı İthaki Yayınları’ndan çıktı. Yeni kitabıyla 12 Eylül ile hesaplaşmayı sürdüren Mavioğlu, ancak Taksim’de 1 Mayıs kutlaması yapıldığında, darbeciler yargılandığında, F Tipi Cezaevleri boşaltıldığında bu ülkedeki darbe etkisinin kırılacağını düşünüyor. 12 Eylül’ün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sürdüğünü belirten Mavioğlu ile 12 Eylül’ü, darbenin insanları nasıl etkilediğini, başından geçenleri konuştuk.

12 Eylül sadece askeri bir darbe midir?

12 Eylül, yıllarca askerlerin bir darbesi olarak konuşuldu. Bir ülkede darbeleri askerler yapmıyor. Sermaye sınıfı yapıyor. 12 Eylül sermaye sınıfının tıkandığı işçilerin, emekçinin, kendi hak ve talepleri için güçlü mücadelelere giriştikleri bir dönemdi. Sermaye sınıfı inatla ve ısrarla varolan kilitlenmenin açılmasını istiyordu.

Yani, sermaye orduyu kullandı mı?

Elbette. Bir ülkede ordu tek başına darbe yapamaz. Ordular, darbe yapabilmeleri için güçlü bir sermaye ihtiyaç duyarlar. O dönemler dünyada küresel kapitalizme doğru geçişin sürecidir. Dünyadaki birçok ülke bunu ekonomi içi zor yöntemleriyle başardı. Bizde ise kapitalizmin yeterince gelişmemiş olmasından kaynaklanır şekilde ekonomi dışı bir güce ihtiyaç duyuldu. Darbe, aynı zamanda küresel kapitalizmin Türkiye’yi kendine eklemleme çabasının bir ürünüdür.

Bunu nereden anlıyorsunuz?

24 Ocak kararları denen IMF kararlarının Türkiye’de 12 Eylül öncesinde uygulanamamış olma gerçeği var. 12 Eylül sonrasında sermaye sınıfının ciddi anlamda vermiş olduğu çok güçlü destek var. Vehbi Koç’un Kenan Evren’e yazdığı mektup, cuntanın ilk icraatlarından birinin DİSK’i kapatmak olması, grevleri yasaklaması, düşük bir ücret zammıyla bütün toplu sözleşmeleri bitirmesi, sendika yasalarını yeniden yapılandırması bunun örnekleridir.

Ordu yönetime ‘istikrarın sağlanması için’ el koymadı mı?

Hiç kimse bana sağ-sol çatışması vardı, bu yüzden ordu geldi vatanı kurtardı masalını anlatmasın. Geçen 28 yıl içerisinde çok daha net görülür ki Türkiye 1980 darbesi sonrasında ekonomik olarak başka bir yola girdi. Özal tesadüf değildi. Siz 12 Eylül’ü sadece insanların öldürüldüğü, işkenceden geçirildiği bir süreç olarak düşünürseniz cidden yanılırsınız. Bu değil. Bu kadar masum değiller.

Neden hâlâ 12 Eylül’den bahsediyoruz?

Çünkü 12 Eylül’ün yasaları, hukuku, yaratmış olduğu zorbalık kurumları dimdik ve aynı şekilde ayakta olduğu için. 12 Eylül Anayasası delik deşik gibi görünse de temel konumu itibariyle duruyor. Bakmayın siz liberallerin attığına tuttuğuna; bizde düşünce ve örgütlenme özgürlüğü diye bir özgürlük yok. Hâlâ örgüt denen şey Türkiye’de bir korku vesilesi. 12 Eylül geçen yıllar içerisinde eksilmemiş, zayıflamamış, tam tersine kurumsal hale gelmiştir. İnsanlara da bunu benimsetmiştir. Bu yüzden 12 Eylül ile mücadele aslında sadece 12 Eylül kurumlarına karşı değil, 12 Eylül’ün toplum üzerinde yaratmış olduğu etkiye karşı da ciddi, sert bir ideolojik mücadeledir.

Toplum nasıl etkilendi?

12 Eylül öncesinde mahallede imece denen dayanışmalar vardı. 12 Eylül, bıçakla kesilmiş gibi sonraki süreç içerisinde daha da kurumsallaşarak bireyselleşmeyi, köşe dönmeyi, kendinden başka hiç kimseyi düşünmemeyi beraberinde getirdi. 12 Eylül, darbecilerin yıllar içerisinde nasıl geniş yığınlar üzerinde kurumlaştığının göstergesi. Türkiye’de hâlâ her gün insanlar ölüyor. Bu ölümler uçakla bir buçuk saatte gittiğimiz coğrafyada gerçekleşiyor. Ölümlere o kadar alışıyoruz ki... Burada bile yaşandığında biz insanî olarak onların yerine kendimizi koymada ıraklaşmış durumdayız. Bazı ölümler bu toplum için normal hale geldi. Ölümlere alışıldı.

Bunda 12 Eylül’ün etkisi var mı?

Çok arkadaşımız öldü. İçimiz mezar taşlarıyla doldu. 12 Eylül’ün çok ciddi bir payı var. Darbeden sonra sokak aralarında, işkencede, cezaevinde dayak sonucu çok ölümler yaşandı. Bu ölüleri sahiplenecek insanlar seslerini o kadar az duyurabildi ki bir süre sonra toplum bazı insanların ölümü hakettiği düşüncesine kapılmaya başladı. Özellikle Kürt savaşında bu çok daha fazla yaşanmaya başlandı.

Darbenin etkisinden neden kurtulamıyoruz?

1980 darbesi öyle bir darbeydi ki var olan gücün kat kat üstündeki bir güçle geldiler. Onlar da bu şiddetin büyüklüğünü, varolan muhalefet hareketiyle tam uyum içinde olmadığını biliyorlardı. Düşünün, helikopterler dolaşıyor, insanlar tepelerden taranıyor, her gece köyler, evler basılıyor, gözaltına alınıyor. Bu şiddet toplumun güvenini kırdı, kişiliğini ezdi. Değerlerine arkasını dönmesine yol açtı.

Darbeyi yapanların yargılanmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ben, yargılama meselesinin hiç de Anayasa’nın geçici 15. maddesinin kaldırılması veya Meclis kanalıyla bu konuda bir irade oluşturulması gibi bir sonucu olacağını düşünmüyorum. Yasal engellerden veya yasal rötuşlarla değil, ancak toplumsal bir irade olarak ortaya böyle bir eğilim çıktığında gerçekleşebilir. Ama bu, toplumun ciddi bir kesimi bu ülkenin acılarıyla ve geçmişiyle hesaplaşmadan, devletin öldürdüğü bunca insanın neden öldürdüğü sorusunu sormadıkça olmayacaktır.

Bu neden yaşanmıyor?

Toplumdaki yozlaşma ve çürüme yüzünden. Karamsar bir tablo çizmek istemiyorum ama toplumsal yozlaşma, çürüme, bireyselleşme, kendini kurtarma, köşe dönme bu topuma ciddi bir şekilde aşılanarak yerleştirildi. Gün gelir darbeciler yargılanır; ancak dediğim gibi, bir toplumsal iradeye ihtiyaç vardır. Eğer darbecilerin yargılanmasını istiyorsanız bu toplumda bir irade oluşmasını beklemek veya bunun için çalışmaktan başka yapacak bir şey yok.

Toplumsal irade nasıl ortaya çıkacak?

Bu zor bir soru. Bunu bilsem zaten her şeyi bırakıp bu işlere girerdim. Bu toplum kendini aşacaksa öncelikle sistemdışı bir yönelim içerisine girmek zorundadır. Çünkü bu sistem asla bunu vermeyecektir. Demokratik açılımlar, reformlar olabilir ama gerçekten bu toplumun kimliğini, kişiliğini bulabilmesi için, geçmiş dönemde olduğu gibi bizzat kendi örgütlenmelerini kendilerinin yaratmaları gerekiyor. Kendi örgütlenmelerini yaratamazlarsa hiç bir şey bekleme.

Darbe mağdurlarının bir özür beklentisi var mı?

Özür dileme bir kere olmayacak bir şey. Toplumsal bir irade olduğunda özür dilemek bile yetmez. Kenan Evren’in yargılanması da yetmez. Ama toplumsal bir yargılama olmadıkça zaten bunlar özür dilemeyecektir. Bunlar, bugünkü iktidar da dâhil olmak üzere, kendini bir anlamda 12 Eylül’ün devamı sayıyor. Çünkü devlet “böyle gelmiş böyle gidiyor”. Bugünkü devlet mekanizması bilfiil 12 Eylül’ün devamıdır. O dönemde denenmiş yöntemler bugün belki Batı’da geçerli değil ama Doğu’da fazlasıyla geçerli.

Nasıl yani?

Türkiye’de demokrasiden bahsediliyor. O zaman bana Doğu ve Güneydoğu’da demokrasi adına bir şey göstersinler. Defalarca Diyarbakır’a gittim. Orada demokrasi adına bir şey görmedim. İnsanlar çocuklarına Welat adını koymak istiyor ama ‘w’ harfinden dolayı yasaklanıyor. Wilhelm koyabiliyorsun ama.

Kitaba neden Bizim Çocuklar Yapamadı adını koydunuz?

Bizim kuşağımız daha iyi, açlığın zulmün olmadığı bir dünya için çaba sarfetti. Daha iyi bir dünya özlemimiz vardı. Yaşlarımız 16-17 idi. Çocuktuk daha. Öldürülüyorlardı, uykusuz kalıyorlardı, sokaklarda yaşıyorlardı. Tek bir özlemleri vardı: Daha iyi bir Dünya’nın Türkiye’sini yaratmak. Bunu gerçekten yapamadık. Ama bizim çocuklar, yapabilirdi de. İçlerinde bu potansiyel vardı. Yapmak, devrim yapmak... Bu potansiyel vardı. Sermayenin en büyük korkusu da buydu. Biz yapabilseydik onlar yapamamış olacaklardı.

Kitap aynı zamanda bir özeleştiri mi?

Aslında bir özeleştiri değil. Kitapta bazı anlatımlarda bu var. Biz niye yapamadık sorusunu kendimize çok fazla sormadık. Ben bu soruları ortaya atarak tartışma zeminini açmaya çalıştım. Niye gecekondu mahallesinde kök salamadık? 1 Mayıs katliamı sonrasında sıkıyönetimde devlet sahneye çıkıp muhalif güçleri bastırmak için berelilerini sokağa dökerken niye küçüldük?

Defalarca gözaltına alındınız. O günleri anlatır mısınız?

1978 yılında lise önünde yapmış olduğumuz bir gösteriden sonra ilk defa gözaltına alındım. Karakola götürüldüğümde bütün sırtım morluklar içinde kalmıştı yediğim dayaklardan. 17 yaşındaydım. Savcılığa çıktım. Serbest bırakıldım. Sevindim. Eve geldim. Sırtımda tek bir beyaz nokta yoktu. Canım çok yanmıştı. Ama bir ah bile dememiştim. O zamanki ruh hali başka bir ruh haliydi. 1980 Mart ayında yeniden gözaltına alındım. Gayrettepe’de 15 gün gözaltına işkence gördüm. 1987 yılında büyük operasyonda yeniden gözaltına alındım. Çok ağır işkencelerden geçtim. 26 yaşındaydım. Kendime güveniyordum. Gözleriniz bağlayarak size yalnızlık duygusunu yaşatmak istiyorlar. Tek başınıza hücrede kalıyorsunuz, kimseyle konuşamıyorsunuz, sadece onlar istediği zaman tuvalete götürülüyorsunuz. Bunu sizin kendinizi bir böcek gibi görmeniz için yapıyorlar. Gün gelir tuvalete götürmezler altınıza sı-mak zorunda kalırsınız, kendinizi kötü hissedersiniz. Sonuçta esir düşmüşsünüzdür ve bu esaretin bedelini fazlasıyla ödetirler.

O günleri hatırladığınızda neler hissediyorsunuz?

Çok fazla arkadaşım öldü. Sadece öfke değil hem acı hem üzüntü duyuyorum. Hepsi de iyi bakışlı çocuklardı. Hepsinin ortak özellikleri daha iyi bir dünya özlemiydi. Bunun bedelini canlarıyla ödediler. Öldürüldüler. Bu şartlar altında öfke çıkar ortaya. Bir öfkem varsa onu bu toplumu değiştirmek yolundaki çabalamama aktarmaya çalışıyorum.

Uzun yıllar cezaevinde kaldınız. Çıktığınızda neyle karşılaştınız?

Eski arkadaşlarınızı görüyorsunuz tanımazdan geliyorlar. Kaldırım değiştiriyorlar. Hapisten çıktığınız için farklı bakıyorlar size. Yanınızda oturulursa, konuşurlarsa başları belayı gireceği için sizi tehlikeli bir insan olarak görüyorlar. Bir süre bu devam ediyor. Ve gerçekten sizin tekrar insanlar arasına karışmanız bile bir aşama kaydetmek ve bir çabayı gerektiriyor. Aynı zamanda takip altındasınız. Bir işe girdiğinizde dosyanızdan dolayı işten atılıyorsunuz. Size yaşam hakkı dahi tanımamak için ellerinden gelen bütün çabayı sarfediyorlar. Bu ister istemez insanı bir yalnızlık duygusuna sürüklüyor. Bunu başarmak bilinç ve irade işidir. Ben çok arkadaşımın bu yüzden alkolik olduğunu gördüm. Kendini kaybettiğini, hayata sarılmaktan vazgeçtiğini, içine kapandığını... Ama birçok arkadaşımız da hayata tutunmak için elinden gelen çabayı sarf etti.

 

 
Diğer haberler



 
 

Telif Hakkı © 2008 Taraf Gazetesi - Tüm hakları saklıdır. Tasarım ve programlama Sawis Digital Solutions

tracker