BAHAİ DUALARI

 

Hz. BAHAULLAH’ın MÜNÂCÂTLARI

 

SABAH DUASI

 

O İŞİTİCİDİR, ÇAĞIRANLARA CEVAP VERİCİDİR.

 

Ey Tanrım! Sabah olunca kendimi yakınında buldum. Koruyucu kanatlarını Sana yakın gelenlerin üzerine gerer, himaye ve emniyet kalenin kapılarını onlara açarsın.

Ey Rabbım! Bağış sabahının ışığıyla dışımı aydınlattığın gibi, Zuhur Fecrinin nurları ile de içimi aydınlat.

 

SABAH VE AKŞAM DUASI

 

ODUR EBHA

 

Bu duayı sabah akşam oku:

 

Sübhansın Sen ey İlâhım Allah! Bizi inâyetin yönünden esen muattar yellerden mahrum bırakmamanı, Senin Emir Güneşini, Senin Vahiy ufkundan doğduran İsm-i A’zam’ın hatırı için dilerim.

 

İlâhi! Bize, Senin Vechine karşı hulûs ve Senin özgenden feragât ihsân eyle. Bizi, halkın dedikodusuna bakmayarak, Birlik Manzarına yönelen kullarından eyle. Rabbım! Bizi, en büyük rahmetinin gölgesine girdir. Bizi, Ebha ismine küfreden kullarından koru. Bize, Senin tatlı inâyet şarabından ve Senin fâzıl ve lûtuf şerbetinden içir. Sen, istediğini yapmaya muktedirsin. Sen yarlıgayıcı ve acıyıcısın.

 

Rabbım! Bizi, insanlar arasında sevginle mümtâz kıl; çünkü bu Senin insanlara en büyük ihsânındır. Sen, gerçekten Rahîmlerin en Rahîmisin.

 

UYKUYA YATMA DUASI

 

İSİMLERE MÜHEYMİN OLAN ODUR

 

Ey Tanrım! Ey Tanrım! Seni özleyenlerin gözleri, ayrılığından ötürü uyanık dururken, ben nasıl gözlerimi kapayıp uyurum? Senin aşıkların, uzaklığından ötürü kıvranırken, ben nasıl yatağıma uzanıp dinlenirim? Rabbım! Ruhumu ve özümü, Senin kudret ve muhafaza eline emanet ediyorum. Başımı, Senin kuvvetinle yastığa koyuyorum ve onu, Senin istek ve iradenle yastıktan kaldıracağım. Sen koruyucusun, bekleyicisin, güçlüsün, kuvvetlisin.

 

Senin ululuğuna and olsun ki, uykudan ve uyanıklıktan Senin istediğin ne ise, benim de istediğim odur. Ben Senin kulunum ve Senin avucundayım. Beni, benden memnun kalacağın şeylere muvaffak eyle. Sana yakın olanların bütün emel ve arzusu bu olduğu gibi benim de, bütün emel ve arzum budur. Sana hamdolsun, Ey Alemlerin Rabbı!

 

YATARKEN OKUNACAK DUA

 

ANAN VE ANILAN SENSİN

 

Ey Allahım! Ey Efendim! Ey Maksûdum! Bu kulun, Senin koruyuculuğuna güvenerek rahmet dolu yakınında uyumak ve inâyet çadırının gölgesinde dinlenmek istiyor. Rabbım! Uyumayan gözün hürmetine dilerim ki; benim gözümü, Senden başkasına bakmaktan koruyasın. Gözümün nurunu, Senin eserlerini daha iyi görebilmesi ve Zuhurunun Ufkuna daha iyi bakabilmesi için arttır.

Sen, öyle bir Zatsın ki; gücün kendini gösterince, bütün güçler za’fa çevrilir. Biricik güçlü, galib ve muhtar Tanrı Sensin.

 

EVDEN ÇIKMA DUASI

 

O MÜHEYMİN VE KAYYÛMDUR

 

İlâhi! İnâyetinle sabaha çıktım. Sana güvenerek ve işlerimi Sana havale ederek evden çıkıyorum.

 

İmdi, Rahmet göklerinden üzerime bereket yağdır. Beni, sağ salim evden çıkardığın gibi yine sağ salim eve döndür.

 

Tek, bir, bilici ve hikmetli Tanrı ancak Sensin.

 

YOLCULUĞA ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

 

ŞANI AZAMET VE İKTİDAR OLAN YÜCE TANRI ODUR

 

Ey her vakit adı bu Mazlum’un yanında anılan kimse! Şehirden çıkarken şöyle söyle:

İlâhi! İlâhi! İnâyet ipine yapışarak evimden çıktım. Kendimi himaye ve muhafazana tevdi ettim. Kendi dostlarını her gafil ve şerirden ve her inatçı zalim ve fâcirden koruyan kudretinle, beni koruyup, Kendi güç ve kuvvetinle tekrar yerime döndürmeni Senden dilerim.

Sen, müheymin, muktedir ve kayyûmsun.

 

ŞİFA İÇİN

 

O ŞİFA VERİCİDİR, KİFÂYET EDİCİDİR, YARDIM EYLEYİCİDİR

 

Sübhansın Sen, Ey İlâhım Allah! Sana başvuranı, Sana döneni, rahmetine yapışanı, âtıfet eteğine sarılanı koru. Ona Sen, kendi katından şifa, tarafından selâmet, yanından sabır ve huzurundan sükûnet indir. Bunu Senden, Senin O isminin yüzü hürmetine dilerim ki; Sen, O isim vasıtasıyla hidâyet sancaklarını kaldırdın, inâyet ışıklarını serptin, Rablık saltanatını izhâr eyledin. İsimler çırağı, sıfatlar mişkâtında Onunla göründü. Tevhid heykeli ve tecrîd mazharı, Onunla doğdu; hidâyet caddeleri, Onunla açıldı; irade yolları, Onunla döşendi; dalâletin direkleri, Onunla sarsıldı; şekavetin abideleri, Onunla devrildi; hikmet pınarları, Onunla fışkırdı; gök sofrası, Onunla indi; kullarını Sen Onunla korudun; şifayı Sen Onunla indirdin; insanlara merhameti, Sen Onunla gösterdin ve yaratıklarına yarlıgamanı, Sen Onunla bağışladın.

 

Sen, sağaltıcısın, koruyucusun, yardımcısın, güçlüsün, kuvvetlisin, ulusun ve bilicisin.

 

EY İLÂHIM!

 

İsmin şifam, zikrin devâm, yakınlığın ümidim, sevgin arkadaşım, rahmetin dünya ve ahiret tabîbim ve muînimdir.

Sensin verici, bilici ve hikmetli.

 

BÜTÜN İSİMLERE MÜHEYMİN OLANIN ADIYLA

 

İlâhi! İlâhi! Beni bağış suyu ile bütün belâlardan, hastalıklardan, rahatsızlıklardan, zayıflık ve arıklıktan arıt. Bunu, Senin şifa denizin, fâzıl güneşinin parıltıları, kullarını teshîr eden İsmin, yüce kelimenin nüfuzu, yüce Kaleminin iktidarı ve yerde gökte bulunanlara takaddüm eyleyen rahmetin yüzü hürmetine Senden dilerim.

Rabbım! İşte cömertlik kapında duran bir dileyici, işte keremine baş vuran bir umucu, Senin fâzıl denizinden ve inâyet güneşinden umduğunu ona ver. Sen istediğini yapabilensin. Gafûr ve Kerîm Tanrı ancak Sensin.

 

O ŞİFA VERİCİDİR.

 

Süphansın Sen ey İlâhım Allah! Senin kapına sığınan ve Senin nefsine mazhar olan ilticâ eyleyen ve Senin Zatına tevekkül eden bu cariyeni koru. Bunu, Senin Cemâlini Senin Emrin Tahtına oturmaya vasıta ittihazbuyurduğun, her şeyin değişmesine, her şeyin bir araya toplanmasına, her şeyin, her şeyden sorulmasına, her şeyin mücâzât veya mükâfat görmesine, her şeyin korunmasına ve her şeyin rızklanmasına vasıta kıldığın İsmin yüzü hürmetine Senden dilerim.

İlâhi! İşte Senin şifa ağacının gölgesine sığınan bir marîz; işte Senin koruma şehrine kaçan bir âlîl; işte semâvî şifa suyundan içmek isteyen bir sakîm; işte suları ağrı dindirici pınarına koşan bir mustarib ve işte gufrânına sarılan bir günahkâr.

 

İmdi, ey İlâhım! Ey Sevgilim! İnâyetinle onun ateşini düşürüp şifa ver; ona rahmet ve lûtuf kâsenden içir; onu, bütün hastalıklardan, rahatsızlıklardan, ağrılardan, acılardan ve Senin hoşlanmadığın her bir şeyden koru.

 

Sen özgenden münezzeh ve mukaddessin. Sen şifa vericisin, kifâyet edicisin, koruyucusun, yarlıgayıcısın, acıyıcısın.

 

O KORUYUCU VE ŞİFA VERİCİDİR

 

Ey Tanrım!Sen, isimlerinin bereketiyle; âlîllerin iyileştiği, hastaların şifa bulduğu, susuzların suya kandığı, mustariplerin sükûnete kavuştuğu, doğru yoldan sapmış olanların doğru yolu bulduğu, zelîllerin izzete erdiği, fakirlerin zengin olduğu, cahillerin ilimle donandığı, karanlıkların aydınlığa çevrildiği, kederlilerin ferahlandığı, ateşten kavrulanların serinlediği ve borçluların borçtan kurtulduğu bir Zat’sın.

 

İlâhi! İsminledir ki, varlıklar harekete geldi, gökler kuruldu, yer yerleşti, bulut yükselip bütün dünyaya bereket yağdırdıç Bu Senin bütün yaratıklara fazlındandır.

 

Bu böyle olduğuna göre, şu yaratık aleminde kendi nurlular nurlusu özüne mensup kıldığın bu meme çocuğu üzerine bu gece merhamet bulutundan şifa yağmurları yağdır; ona, ya İlâhi, fazlınla afiyet ve selâmet gömleği giydir; onu, ey Sevgilim, her belâdan, hastalıktan ve mekrûhtan koru. Bunu, Senden nefsinin zuhuruna, Emrinin bütün varlıklar üstüne yükselmesine vasıta ittihaz buyurduğun İsmin yüzü hürmetine; bütün Güzel İsimlerin, Yüce Sıfatların ve yüceler yücesi Nefsinin anıları yüzü hürmetine dilerim.

 

Sen her şeye muktedirsin. Sen muktedir ve kayyûmsun. Ve sonra, ya İlâhi, bu ve öbür dünyanın, geçmişlerin ve geleceklerin hep iyi şeylerini onun üzerine indir. Sen buna gerçekten gücü yeter hâkimsin.

 

EMNÂ, AKDES, ERF VE EBHA OLAN ALLAH’IN ADIYLA

 

Senin yüzün hürmetine ey Aliyy!

Senin yüzün hürmetine ey Vefiyy!

Senin yüzün hürmetine ey Behiyy!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sultân!

Senin yüzün hürmetine ey Refân!

Senin yüzün hürmetine ey Deyyân!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Ehad!

Senin yüzün hürmetine ey Samed!

Senin yüzün hürmetine ey Ferd!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sübhân!

Senin yüzün hürmetine ey Kudsân!

Senin yüzün hürmetine ey Müsteân!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Alîm!

Senin yüzün hürmetine ey Hakîm!

Senin yüzün hürmetine ey Azîm!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

Senin yüzün hürmetine ey Rahmân!

Senin yüzün hürmetine ey Azmân!

Senin yüzün hürmetine ey Kadrân!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Mâşûk!

Senin yüzün hürmetine ey Mahbûb!

Senin yüzün hürmetine ey Meczûb!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Azîz!

Senin yüzün hürmetine ey Nasîr!

Senin yüzün hürmetine ey Kadîr!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Hâkim!

Senin yüzün hürmetine ey Kâim!

Senin yüzün hürmetine ey Âlim!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Rûh!

Senin yüzün hürmetine ey Nûr!

Senin yüzün hürmetine ey Zuhûr!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Mamûr!

Senin yüzün hürmetine ey Meşhûr!

Senin yüzün hürmetine ey Mestûr!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Gâib!

Senin yüzün hürmetine ey Gâlib!

Senin yüzün hürmetine ey Vâhib!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Kâdir!

Senin yüzün hürmetine ey Nâsır!

Senin yüzün hürmetine ey Sâtır!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sâni!

Senin yüzün hürmetine ey Kâni!

Senin yüzün hürmetine ey Kâli!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

 

Senin yüzün hürmetine ey Tâli!

Senin yüzün hürmetine ey Câmi!

Senin yüzün hürmetine ey Râfi!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Bâliğ!

Senin yüzün hürmetine ey Fâriğ!

Senin yüzün hürmetine ey Sâbiğ!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Nâfi!

Senin yüzün hürmetine ey Şâfi!

Senin yüzün hürmetine ey Dâfı!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Celîl!

Senin yüzün hürmetine ey Cemîl!

Senin yüzün hürmetine ey Fazîl!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Âdil!

Senin yüzün hürmetine ey Fâzıl!

Senin yüzün hürmetine ey Bâzıl!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Kayyûm!

Senin yüzün hürmetine ey Deymûm!

Senin yüzün hürmetine ey Alûm!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Azûm!

Senin yüzün hürmetine ey Kadûm!

Senin yüzün hürmetine ey Kerûm!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Mahfûz!

Senin yüzün hürmetine ey Mahzûz!

Senin yüzün hürmetine ey Melhûz!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Atûf!

Senin yüzün hürmetine ey Raûf!

Senin yüzün hürmetine ey Letûf!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

 

Senin yüzün hürmetine ey Malêz!

Senin yüzün hürmetine ey Maâz!

Senin yüzün hürmetine ey Müsteâz!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Gıyâz!

Senin yüzün hürmetine ey Müsteğâs!

Senin yüzün hürmetine ey Neffâs!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Kâşif!

Senin yüzün hürmetine ey Nâşif!

Senin yüzün hürmetine ey Âtıf!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Cân!

Senin yüzün hürmetine ey Cânân!

Senin yüzün hürmetine ey Îmân!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sâki!

Senin yüzün hürmetine ey Âlî!

Senin yüzün hürmetine ey Gâlî!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Zikr-i Âzam!

Senin yüzün hürmetine ey İsm-i Akdem!

Senin yüzün hürmetine ey Resm-i Ekrem!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sübbûh!

Senin yüzün hürmetine ey Kuddûs!

Senin yüzün hürmetine ey Nüzzûh!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Fettâh!

Senin yüzün hürmetine ey Nessâh!

Senin yüzün hürmetine ey Neccâh!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Habîb!

Senin yüzün hürmetine ey Tabîb!

Senin yüzün hürmetine ey Cezîp!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Celâl!

Senin yüzün hürmetine ey Cemâl!

Senin yüzün hürmetine ey Fezzâl!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Vâsık!

Senin yüzün hürmetine ey Âşık!

Senin yüzün hürmetine ey Fâlık!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Vehhâc!

Senin yüzün hürmetine ey Bellâc!

Senin yüzün hürmetine ey Behhâc!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Vehhâb!

Senin yüzün hürmetine ey Attâf!

Senin yüzün hürmetine ey Re’âf!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Tâib!

Senin yüzün hürmetine ey Nâib!

Senin yüzün hürmetine ey Zâvib!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Sâbit!

Senin yüzün hürmetine ey Nâbit!

Senin yüzün hürmetine ey Zâvit!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Senin yüzün hürmetine ey Hâfız!

Senin yüzün hürmetine ey Lâhız!

Senin yüzün hürmetine ey Lâfız!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Ey Zâhir-i Mestûr!

Ey Gâib-i Meşhûr!

Ey Nâzır-ı Manzûr!

Sen Kâfîsin, Sen Şâfîsin, Sen Bâkisin ya Bâki!

 

Ey aşıkların Kâtili!

Ey Fasıkların Vâhibi!

Ey Kâfi! Senin yüzün hürmetine ey Kâfi!

Ey Şâfî! Senin yüzün hürmetine ey Şâfî!

Ey Bâki! Senin yüzün hürmetine ey Bâki!

 

Sensin Bâki, ya Bâki!

 

Sübhansın Sen, ey İlâhım Allah! Bu kağıdı taşıyanı, onu okuyanı, kendisine okunanı, onun bulunduğu evin yanından geçeni koru. Onun vasıtasıyla her hastayı, her âlîl ve her fakiri; her bir belâdan, tatsızlıktan, afetten ve hüzünden kurtar. Senin hidâyet yollarına, fâzıl ve gufrân caddelerine ayak basmak isteyenleri onunla kılavuzla.

 

Ben, bunu Senden; Senin fâzıl ve atâ kapılarının açılmasına ve senin mukaddes heykelinin beka tahtı üzerine oturmasına sebep olan cömertliğin yüzü hürmetine, bütün yaratıkların kerem ve in’âm sofrana çağırılmasına saik teşkil eden merhametin yüzü hürmetine, azamet ve saltanatın zuhuru, zorlu hükümetinin tulû sırasında bütün yerde ve gökte bulunanlara vekaleten Sana kendi içinde "EVET" dedirten inâyetin yüzü hürmetine, bu ne büyük, güzel isimlerin yüzü hürmetine, bu en iyi ve yüce sıfatların yüzü hürmetine, yüceler yücesi zikrin yüzü hürmetine, lâtif ve nurani güzelliğin yüzü hürmetine, en gizli çadırlarında saklı nurun yüzü hürmetine ve Senin "BEL GÖMLEĞİ İLE GÖMLEKLİ" isminin yüzü hürmetine, sabah akşam dilerim.

Sen, gerçekten Ulusun, Yeterlisin, Şifa vericisin, Koruyucusun, Vericisin, Refetlisin, Acıyıcısın, Kerem sahibisin, Rahîmsin.

 

DARLIK VE BORÇ DUASI

 

ONUN İSİMLERE MÜHEYMİN OLAN İSMİYLE

 

Söyle: İlâhi! İlâhi! Cömertliğinle ve bağışınla gamımı dağıt. Saltanat ve iktidarınla kederimi gider. İlâhi! Çeşitli hüzünlerle her bir yönden çevrili bulunurken Sana yönelmiş olduğumu görüyorsun.Ey varlığın mâliki ve ey görünür ve görünmez şeylerin koruyucusu! Gönülleri ve kalpleri teshîr eylemekte vasıta kıldığın İsmin yüzü hürmetine ve Senin ihsân güneşinin nurları yüzü hürmetine Senden dilerim ki, beni bütün güçlüklere rağmen Sana yönelmiş olanlar zümresine girdiresin, ey İsimlerin Mevlâsı ve Göklerin Yaradanı!

 

Rabbım! Günlerinde başıma gelenleri görüyorsun. Daima Sana hizmet edeyim. Dilim, daima Seni daima övsün. Bunu, Senden, isimlerine maşrık ve sıfatlarına matlâ olanın büyük hatırı için dilerim. Sen kuvvetlisin, kudretlisin, çağıranlara cevap vericisin. Yalvarımı bitirmeden önce, Senden bir dileğim var. İşlerim düzelsin, borcum verilsin, ihtiyaçlarım görülsün. Bunu Senden yüzün nuru hürmetine diliyorum.

Sen kuvvet ve kudretine her dili olanın, azamet ve saltanatına, her dirâyet sahibinin tanıklık ettiği bir kimsesin.

 

İşitici ve cevap verici Tanrı ancak Sensin.

 

ŞU MÜNÂCÂTI SIK SIK OKUYUNUZ

 

Söyle, Sübhansın Sen ey İlâhım! Maksûdum! Ümidim! Sevgilim!

Senin vahyinden saçılan hoş kokular, beni Senin lûtuf ufkuna çekti. Senin ilhamından yayılan râyihalar, beni Senin mevhibelerinin yönüne döndürdü. Senin Emrine matla olan Kimseden yükselen ses, beni, Senin günlerinde uykudan uyardı. İmdi, ya İlâhi! Özgenden kesilmiş ve yerde gökte bulunanlara açtığın fâzıl kapısında durmuş olarak, bütün varlığımla Sana yöneldim.

Beni, her bir halde seni arar; Senin senâ’nı söyler; Senin irfân havanda uçar; Senin emir ve iktidar memleketlerinde yürür kıl. Ben, bunu varlıkları teshîr eylemekte, mümkünleri harekete getirmekte, muvahhidlere Kendi mülakât kevserini ve muhlislere, Kendi vuslât şarabını içirmekte kullandığın Kelimen yüzü hürmetine ve keza; görünmesiyle beraber gizlideki görünmezi ve saklıdaki hazineyi açığa çıkaran İsmin yüzü hürmetine dilerim.

 

Rabbım! Gölgene koştum ve yüzümü yüzüne döndürdüm.Beni, kendi rahmetinin tatlı suyundan ve kendi atiyyelerinin okyanusundan uzak tutma. Benim bütün üyelerim, Senin bütün eşya üzerindeki müheyminliğinle ve yerde gökte bulunanlar üzerindeki kudretine tanıklık ediyor. Beni, Senin özgenden fâriğ kılacak şeyi, benim için takdir buyur, ta ki, ben kendimi, Senin memleketinde, tecrîdine bir ayet ve Senin diyarında Senin takdîsine bir bürhân göreyim. Sonra, ya İlâhi! Sen kendi cömertlik göğünden ve kerem bulutundan, benim için irade buyurduğunu, benim için yaz. Sen, ihsânı bütün imkânda olanları çevreleyen ve fazlı bütün kâinatlarda olanları saran bir Kimsesin.

 

Ve sonra ya İlâhi! Dünya ve ahirette faydalanacağım şeyi benim için seç. Sen, gerçekten dilediğine muktedirsin.Sen, her şeyi bilen ve her şeyden haberli olansın.

 

Ey varlığın mâliki ve görünenin ve görünmeyenin mürebbisi! Beni, her bir durumda Senin kendi razılık denizine batır. Şöyle ki; ben, Senin irâdenle irâde eyler, Senin isteğinle hareket eder, benim için kendi fazlının bedîalarından irâde buyurduğun şeye nazar kılar olayım.

 

Rabbım! Ben, Senin sevgi ipine yapıştım. Beni Senin Ceberût ve Melekût’un süresince dönenlerin zümresinden eylemeni, Senden niyâz ederim. Senin izzetine yemin olsun, ey alemlerin İlâhı ve ârif kişilerin Maksûdu ki, benim biricik dileğim, ümidim, emelim ve arzum budur. Duayı bana Sen kendin emir buyurdun ve icâbeti sen kendin üzerine aldın.Öyle ise, Sen kendi cömertliğinle, iyiliğinle, fâzıl ve ihsânınla irâde buyurduğunu benim için müstecâb eyle.Verici, saçıcı, yarlıgayıcı, acıyıcı, yaklaşılmaz ve yüceler yücesi Sensin.

 

Rabbım! Salât ve selâm olsun. Bahâ ehlinden olan Beyanilere! Onlar ki, Senin emir ve saltanatınla, istikamet gemisine bindiler. Senin kudret ve iktidarınla, sübût sefinesine yerleştiler ve Sen, onları, kendi yaratıkların arasında, kendi Emrini izhâr ve kulların arasında kendi saltanatını ibrâz için destekledin.

Sen gerçekten güçlüsün, bilicisin, hikmetlisin.

 

HERKES ALLAH’IN KÂBESİNE KARŞI DURARAK ŞÖYLE DESİN!

 

Sübhansın Sen, ey İlâhım Allah! Hamdolsun Sana ki, beni dalâlet ve nefse tebaiyet kuyusundan kurtardın. Doğru Yoluna ve Büyük Haberine kılavuzladın. İnsanların çoğu Sana arka çevirmişken, Sana yön çevirmeme yardım ettin. Kalbimi Seni tanıma nuru ile nurlandırdın ve yüzümü Yüzünün ışığı ile aydınlattın. Kullarını ve yaratıklarını, Senin Yüce Ufkuna yönelmekten men eyleyen perdeleri aradan kaldırmanı, Senin cömertlik denizinin ve fâzıl göğünün güzel hatırı için dilerim.

 

Rabbım! Kullarını, ayet denizinden me’yûs döndürme. İzzetine yemin olsun! Bana açtığını onlara açsan, Sende olanı elde etmek ümidiyle, kendilerinde olanı muhakka bir yana atarlar.

Sen, güçlüsün, ulusun, biliciler bilicisisin.

 

EY RAHMANIN YOLUNDA SEVE SEVE CAN VEREN KİMSE

 

Manâ ve beyan miskinden saçılan ilk koku senin üzerine olsun! Ben tanıklık ederim ki, Tanrı korkusunu bir yana atarak, insanların Mevlâsı ve arş ile yerin Rabbı olan Allah’ın hüccetini inkâr eylemiş olanların yüreklerinde düşmanlık ateşinin alevlendiği günlerde, sen, vehimleri bir yana attın, yakîn ışığı ile ilhamın Maşrıkına yöneldin ve nidayı işiterek, Yüce Ufka müncezip oldun. Dilerim Senden ey Alemin Maksûdu, Senin sevgin uğrunda dökülen şu kanın yüzü hürmetine, kullarının günahlarını bağışla; o kullar ki, Senin ahid ve mîsâkına vefa ettiler, mübin kitabında indirdiğine itiraf gösterdiler.

Hamdolsun Sana, ey Alemlerin İlâhı!

 

ALLAH İLE BAŞBAŞA KALINCA ŞÖYLE YALVAR:

 

EY SEVGİLİM! EY AMACIM! EY EMELLERİMİN GAYESİ!

 

Görüyorsun ki, bu fâni kulun Sana yönelerek: "Bana Bengi-su’dan içir" diyor. Büyüklüğüne ve günlerine yaraşanı bana inâyet buyur.

 

Senden İsm-i A’zam’ın büyük hatırı için diliyorum; Seni insanlara göstermeyen perdeleri yırt, merhamet kapılarını onlara göster ve aç. Uyuyanları şefkât eliyle uyandır. Gafilleri, güzel meclisin nidasıyla aydır ki, herkes Sana yönelsin, Sana koşsun.

 

Rabbım! Onları, şu günlerinde Rahmet Bulutunun yağmurlarından ve fâzıl baharının tatlı yellerinden mahrum eyleme. Rahmetin, varlıklardan mukaddemdir ve inâyetin, bütün yerlerde ve göklerde bulunanları kaplamıştır.

 

Senden başka yarlıgayıcı ve kerem sahibi Tanrı yoktur.

 

CİHAN SEVGİLİSİNİ CAN DİLİYLE ÇAĞIR VE DE:

 

EY TANRIM! EY EFENDİM! EY DOSTUM!

EY GÖNLÜMÜN VE CANIMIN SEVGİLİSİ!

 

Şükrünün uhdesinden nasıl gelebilirim? Gaflet ve cehalet denizine batmıştım. Fâzıl dilin, bana seslendi ve inâyet elin, bana uzandı.Rabbım! Gafletim beni yakînin tatlı suyundan uzaklaştırdı, beni sanıların acı sularına iletti. Ben zikrinden gafil oldum, Sen benden gafil olmadın. Sana olan sevgim söndükçe, bana olan inâyetin alevlendi. Sana ne yüzle bakayım? Seni ne dille çağırayım? Utancımdan yere geçiyorum, her taraftan me’yûsum. Fakat, ey Efendim, ey Rabbım, ey Maksûdum! İşittim ki, "Bugün, öyle bir gündür ki, bir kimse bir defa candan (Rabbım, Kendini bana göster) derse; Beyan Melekûtundan derhal (Bak, Beni görürsün) hitabını işitir."Buyurmuşsun. Bu günün nasıl bir gün olduğu bu kutlu sözden anlaşılır. Ve yine; " Bir kimse, başı bulunmayan bir başlangıçtan beri, bütün iyi amellerden mahrum kalmış olsa, bu günde, telâfîsi mümkündür; Çünkü, gufrân denizi imkân cihanında görünmüş ve ihsân seması yükselmiştir." Buyurmuşsun.

 

Beni, benden memnun kalacağın bir davranışa muvaffak eyleyip, kabul süsü ile süslemeni, bütün günlerin masdar ve matlaı olan bu Kutlu Günün yüzü hürmetine Senden dilerim.

Rabbım! Ben fakirim, zenginlik denizi Sende; ben cahilim, ilim ve irfân hazinesi Sende; ben uzağım, Sen ise; güçlüsün, yücesin, yakınsın.

 

BU MAZLUM HERKESİN YERİNE MAĞFİRET DİLER VE DER

 

Ey Allahım! Ey Allahım! Dostlarını koru. Sen affı, alemleri kaplayan bir kerîmsin. Kullarına acı. Onları, günlerine yaraşan amellere, huylara ve sözlere muvaffak buyur. Tek bir yüce kelime ile bağış denizin çalkalandı. Emir neyyirinin tek bir parıltısıyla cömertlik ve yarlıgayıcılık güneşi doğdu. Herkes Senin kulun, herkes kereminin ümidiyle diri. Kudret elini kuvvet koynundan çıkar ve çamura saplanıp kalmışları kurtar. İrade kaynağı ve cömertlik sultanı Sensin.

Senden başka aziz ve vehhâb İlâh yoktur.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Sen, İsimlerinden bir İsminin karşısında, bütün dünya padişahlarının baş ve boyun eğdiği bir Padişahsın. Ey İyi! İyiliğin, âlemi kaplamış ve merhametin, her şeye takaddüm eylemiştir.

Günlerine yaraşan şeyleri yapabilmesi için, bu kuluna yardım etmeni, Yüce Kelimenin ve en güçlü Kalem-i Alâ’nın güzel hatırı için, Senden yemin vererek dilerim. Ben, Yüce Yurda dönmek isteyen bir garip ve yolunun en ucuna varmak isteyen bir yolcuyum. Senin hizmetine kalkıp emirlerinin ve hükümlerinin intişârıyla meşgul olabilmem için bana meded eyle.

 

Ey Kerem sahibi! Ben fakiri, Senin zenginlik denizinden mahrum etme. Ben zavallıya, merhamet gölgende yer ver; belki Vahyin hoş kokularıyla tazelenip ebedi hayata nâil olur.

Sen güçlüsün, kuvvetlisin; Sen bilicisin, hikmetlisin. Senden başka yüceler yücesi bir Tanrı yoktur.

 

SÜBHANSIN SEN EY ALEMLERİN İLÂHI VE ÜMMETLERİN MAKSÛDU!

 

Sen İsm-i A’zam’la zâhir olansın; o İsm-i A’zam vasıtasıyladır ki, hikmet ve beyan incileri, Senin bilgi okyanusundaki sedeflerden çıkıp gözler önüne serildi; o İsm-i A’zam vasıtasıyladır ki,

 

Tal’at Güneşinin doğması ile beraber bütün cihanı aydınlatan ışıklarla diyânet gökleri süslendi. Emrinin yüzünü güldürecek, kudret bayraklarını kullar arasında dikecek ve hidâyet sancaklarını memleketinde dalgalandıracak şeylere Kendi hizbini müeyyed buyur. Bunu Senden, yaratıkların arasında hüccetini ve kulların arasında bürhânını itmâm eyleyen Kelimen yüzü hürmetine dilerim.

 

Rabbım! Onları fâzıl ipine yapışmış ve kerem kaftanının eteklerine sarılmış görüyorsun. Onları Kendine yaklaştıracak ve özgenden ayıracak şeylere muvaffak buyur.

 

Ey varlığın Sultanı! Ey görünen ve görünmeyen şeylerin Koruyucusu! Emrinin hizmetine kalkanları, Kendi iradenle dalgalanan bie deniz, Sidre ateşinle yanan bir meşale ve meşiyyet semasının ufkundan parlayan bir yıldız eyle. Bunu dilerim Senden.

 

Sen, dünyanın gücüyle yenilmeyen ve ümmetlerin kuvveti karşısında aciz kalmayan bir güçlüsün.

İLÂHIM! İLÂHIM!

 

İraden çevresinde döndüğümü, cömertlik ufkuna baktığımı, bağış güneşi ışıklarının parıltısını beklediğimi görüyorsun.

 

Ey âriflerin gönüllerinin Sevgilisi ve ey Tanrıya yakın duranların Maksûdu! Dilerim ki, dostlarını, Senin iradene yapışarak kendi iradelerinden vazgeçmeye muvaffak buyurasın.

 

Rabbım! Onları Tanrı korkusu süsü ile süsle; onları ferâgat aydınlığı ile aydınlat ve sonra Kelimeni yaratıkların arasında yüceltmek ve Emrini kulların içerisinde açıklamak için, Sen onları hikmet ve beyan orduları ile kuvvetlendir.

 

Sen her istediğine gücü yetensin ve Senin avucundadır her şeyin dizgini. Senden özge güçlü ve yarlıgayıcı bir Tanrı yoktur.

 

SÜBHANSIN SEN EY İLÂHIM ALLAH!

 

Beni Kendi kullarının arasında teyîdlerle müeyyed ve Kendi İsminle zâkir eyle. Ben bunu Senden beyanının felekleri insanlar arasında harekete başlayınca alemlere hikmet nuru saçan İsmin yüzü hürmetine dilerim.

 

Rabbım! Senden başka herşeyi bırakmış olarak yüzümü Yüzüne çevirdim ve Senin lütuf eteğine sarıldım. Bana akılları cezbedip ruhları ve fikirleri kanatlandıracak sözler söylet. Beni Kendi Emrinde kuvvetlendir; öyle ki, yaratıkların arasındaki zalimlerin satveti ve memleketin ahalisi içerisindeki münkirlerin kudreti beni Senden ayırmasın. Beni kendi diyarında, gönlünde Seni tanıma ışığı ve Senin sevgin ateşi bulunanı Sana kılavuzlayacak bir lamba eyle.

 

Sen dilediğine gücü yetensin, Sen inşa melekûtunu Kendi avucunda tutansın. Hikmet sahibi kudretli Tanrı ancak Sensin.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Hamdolsun Sana ki, hikmet ve marifet kapılarını kendi dostlarının yüzlerine açtın, onları kendi Sıratına kılavuzladın, Seni tanıma nuru ile onların yüreklerini nurlandırdın, onları Senin yakınlık alanına yaklaştıracak şeyi onlara bildirdin. Sen kendi dostların için, onları Senin zikrine ve senâ’na ve Senin Emrini yaymaya yarıyacak şeyi takdir buyur. Ben bunu, Senin mülâkatın iştiyâkı ile kurbangâha koşan, iktidar mevkiinde bulunanların kudreti karşısında Sana yönelmekten ve Senin kitabında indirdiğin şeyi itiraf etmekten geri durmayan kimseler yüzü hürmetine; ve sonra Senin kendi izninle Senin ufkuna doğru ilerleyip, Senin azamet kapında duran ve Senin nidanı işitip Senin Zuhur ufkunu müşâhede eden ve Senin iraden çevresini dönen kimseler yüzü hürmetine Senden dilerim.

 

Sen dilediğine muktedir olansın, Senden özge mağfiret ve merhamet edici Tanrı yoktur.

 

RABBIM!

 

Yüceler yüceler Kalem yüzü hürmetine ve Senin en mukaddes, en büyük, en yaklaşılmaz, en yüce ve en nurlu Adın yüzü hürmetine Senden dilerim ki, Benim günahlarımı Kendi fâzıl ve ihsânınla bağışlayasın ve benim kötülüklerimin üstünü Kendi lûtuf ve inâyetinle örtesin; ve sonra beni Kendi hizmetinde durur, Kendi anı ve övgün ile söz söyler kılasın.

Sen gerçekten yücesin, yarlıgayıcısın, acıyıcısın.

 

Sübhansın Sen ey İlâhım Allah! Ben Sana karşı kusur işledim, Senin katından inene itirazda bulundum, kendi ihtiraslarıma uydum, Senin yüceler yücesi zikrinden gafil kaldım. İlahi! Beni suçlarımla yakalama, beni isyanımdan temizle, bana Senin fâzıl yönünden mağfiret yellerini estir ve Kendi yanından doğruluk meskeni ayırt, beni temiz yürekli kulların zümresine kat.

Ey Tanrım! Ey Sevgilim! Beni, Kendi sözlerinin hoş kokularından mahrum eyleme. Beni Kendi cömertliğinin güzel râyihalarından nasipsiz bırakma. Senin katından inen şeye razı kıl, Sen Kendi katından takdir buyur.

 

Sen dilediğini yapansın, Sen yarlıgayıcısın, cömertsin, vericisin, kerem sahibisin.

 

EY İLÂHIM! EY MAKSÛDUM!

 

Beni Emrinde sabit ve sevginde müstakîm kılmanı; Senin gizli ve saklı sırların, Senin inen ayetlerin ve Senin gün gibi âşikâr beyyinelerin yüzü hürmetine Senden dilerim. Sen, hiç bir şeyin acze düşürmediği ve hiçbir kudretin za’fa uğratmadığı bir kimsesin.Sen, Kendi kudretinle dilediğini işlersin.

 

Sensin güçlü, kudretli ve yenici.

Hamdolsun Sana ey Ayet İndirici! Beni Kendi Emrinde şerîrlerin satveti karşısında boyun eğmeyecek derecede istikamet göstermeye müeyyed buyur.

 

Ey görünen ve görünmeyenin İlâhı! Beni Kendi Emrinde sabit ve râsih kılmanı, Senin günlerinde etrafa yayılan hoş kokular ve Senin inâyet gömleğinden saçılan râyihalar yüzü hürmetine Senden dilerim. Sen, gerçekten Kendi dilediğine muktedirsin ve isimler melekûtunu avuç içerisinde tutansın.Sen dilediğini işlersin ve istediğin gibi hükmedersin.

 

Hamdolsun Sana, beni andın; her harfi Senin inâyetine, Senin rahmetine, Senin fâzıl ve ihsânına delâlet eyleyen şeyi benim için indirdin.Rabbım! Beni ayetlerine müncezip ve sevgin ateşiyle yanar görüyorsun. Gönülleri ve akılları ıstıraba düşüren Emrinde beni sabit ve râsih eylemeni Senden dilerim. Tek, bir, aziz ve vedûd Tanrı ancak Sensin.

 

BİRİCİK TANRININ ADIYLA!

EY İLÂH, EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Birliğine ve tekliğine, Sana bir benzer veya eş bulunmadığına tanıklık ederim. Cömertliğin, yaratık dünyasını var eyledi ve keremin, ümmetleri İsm-i A’zam’a kılavuzladı. Bazıları, şeytanın telkînâtına kapılarak, Senin rahmet denizinden mahrum oldular ve bazıları, Gerçeklik Güneşinin parıltılarıyla aydınlandılar. Ey Kerîm! Senden, eski affını ve kimseden esirgemediğin rahmetini diliyorum. Senden yön çevirip, Senin ilim denizinden uzak düşen kimselerin şüphelerinden ben kulunu koru.

 

İlâhi! İlâhi! Kulunu, Senin Ahid ve Mîsâkını bozanların şerrinden, Kendi cömertlik ve kereminle koru. Rabbım! Beni, ağzı mühürlü güzel şarabından menetme. Beni, tam bir istikametle techîz et ki;kullarının sarıkları, beni Sana yaklaşmaktan alıkoymasın. Sen, istediğini yapmaya muktedirsin. Yerlerde ve göklerde bulunanların dizginini, Kendi avucunda tutarsın.

 

MUKADDESLER MUKADDESİ VE NURLULAR NURLUSU TANRININ ADIYLA!

 

Ey yakınlığı, ümidim; vuslatı, emelim; zikri, arzum; ulu katına geliş, maksadım; yönü, isteğim; ismi, şifam; sevgisi, içimin ışığı ve huzurunda durma, isteklerimin tacı olan Kimse!

 

Beni, yüzümü yüzüne çevirir, yönüne bakar ve senâ’nı söyler kılmanı; ârifleri, irfânın fezasında uçuran ve mukaddesleri fazlının mukaddes sahasına yükselten İsmin yüzü hürmetine Senden dilerim.

 

Rabbım!Sana yaklaşmak ümidiyle, Senden başka herşeyi unuttum, fazlının ufkuna koştum, özgeni bıraktım.

Şimdi de, işte, yüzünden nurlar saçılan yere yöneldim. Tanrıya ortak koşanların şüphelerinin, beni Sana yönelmekten alıkoymaması için, beni, Emrinde berkiştirecek şeyi, üzerime indir.

Sen, muktedirsin, müheyminsin, ulusun, kudretlisin.

 

Sübhansın Sen ey Tanrım, ey Efendim, ey Dayanağım!

 

Sen, Kendi sevgililerini, Senin düşmanlarının fenalığından koru. Sonra onlara, Kendi kudret ve saltanatının askerleri ile yardım eyle. Sonra, onlardan sadır olacak her bir ameli, Senin arzında bulunan kimselerin amelleri arasında, karanlığı aydınlığa çevirecek bir lamba kıl. Sen gerçekten Zuhurun Malikisin. Diriliş Gününde her şeye hakim olansın. Her görünmeyeni iyiden iyiye bilen gerçek Tanrı ancak Sensin.

 

İLAHİ! İLAHİ!

 

Ben, Senin birliğine ve tekliğine tanıklık ederim. Ey İsimlerin Maliki ve Göğün Yaradanı!Senin Yüce Kelimenin nüfuzu ve Senin Yüce Kalemin iktidarı yüzü hürmetine Senden dilerim ki, beni, Kendi kudret ve kuvvetinin bayrakları ile destekleyip, Senin ahid ve misakını bozmuş olan düşmanların şerrinden koruyasın. Sen gerçekten güçlüsün ve kuvvetlisin.

 

SÜBHANSIN SEN EY İLAHIM ALLAH!

 

Benimle muaşerette bulunmayan ve kalemleri zikrinden, lisanları beyanından, levihleri ağırlığını taşımaktan aciz bırakacak derecede Beni izrar ve tezlile kalkışan kimselerin Bana edip eylediklerini görüyorsun.Kalbimin feryadını, iç varlığımdan gelen iniltiyi, şehirlerindeki eminlerine ve memleketindeki seçkinlerine, ahid ve misakı bozan kimseler tarafından eriştirilen belaları işitiyorsun. Ya Rab! Aşıkların her yerden duyulan iniltileri, Senin yakınlık alanından uzak kalmalarından ileri gelen sızlanmaları, Senin sevgin uğrunda dökülen kanlar ve Senin yolunda eriyen ciğerler yüzü hürmetine Senden diliyorum; Kendi dostlarını, muhtâr İsmin sırlarından gafil kalan kimselerin zulmünden koru.

 

Rabbım! Sen onları bütün eşyaya galib olan kudretinle kuvvetlendir, onlara sabır ve tahammül ver. Sen gerçekten her şeye gücü yetensin, aziz ve vehhâbsın. Senden özge kerem sahibi ve feyyâz İlâh yoktur.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MAKSÛD!

 

İşte, Senin atâ denizine gitmek isteyen bir yoksul. İşte, Senin bilgi güneşinin parıltılarına yönelen bir bilmez. İran’da Senin yolunda dökülen kanlar ve zalimlerin satvetine, müşriklerin zulmüne rağmen, Sana yönelmekten ve Sana yaklaşmaktan bir an geri durmayanların yüzü hürmetine Senden dilerim ki: Ben cariyeni karga ötüşlülerin ve şüphecilerin şüphelerinden koruyup, kerîm adının kubbesi altında barındırasın.

Sen her şeye muktedirsin ve her şeyin üzerine kanat gerici ve koruyucusun. Ben ve benimle beraber her şey tanıklık ederiz ki; Sensin güçlü ve kudretli.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MAKSÛD!

 

Beni, karga ötüşlülerin şerrinden korumanı ve beni Sidret’ül-Müntehânın gölgesinden ve Kalem-i Alâ’nın cızıltısından mahrum buyurmamanı; bütün aczimle, bütün yalvarışımla Senden dilerim. Ben tanıklık ederim ki; gün, Günündür ve emir, Emrindir. Emrini kulların arasında yükseltecek şeylere, beni muvaffak buyurmanı, Doğru Yolun ve Büyük Haberin yüzü hürmetine Senden dilerim. Sen, dilediğini yapmaya muktedir olansın.Senden özge müheymin ve kayyûm İlâh yoktur.

 

SEVGİLİSİNİN YALVARILARI ALLAHIN ÂLİ, MÜTEÂLİ VE ALÂ ADIYLA

 

Ey İlâhım, büyüğüm, efendim, güvenim, umudum, sığınağım ve ışığım Allah!Sen her şeyden münezzehsin.

 

Bu kağıdı taşıyanı her belâ ve vebadan, her erkek ve kadın şeytandan, şerîrlerin şerrinden, kâfirlerin hilelerinden korumanı, Senden başka kimsenin bilmediği o gizli saklı Adın hatırı için dilerim. Ey her şeyin dizginini elinde tutan Tanrım; Sen onu bütün ağrı ve acılardan koru. Sen her şeye gücü yetensin. İstediğini yaparsın ve dilediğin gibi hükmedersin.

 

Ey padişahlar padişahı, ey şefkâtli ve merhametli Sultan! Ey İhsânı kadîm! Ey nimet, minnet ve kerem sahibi! Ey hastalara şifa veren! Ey zorluklara kolaylık veren! Ey her nurun fevkîinde nûr! Ey her zuhurun muzhiri! Ey Rahman! Ey Rahîm! Büyük rahmetinle ve yüksek cömertliğinle bu kağıdı taşıyanı koru. Ey cömert! Ey bağışçı! Onu iğrenip sevmediği her şeyden koru. Sen güçlüler güçlüsüsün. Ey doğan güneş! Allah’ın nuru senin üzerine olsun. Allah’ın kendi nefsine şahadet ettiğine sen de şahadet et. Aziz ve mahbûb Tanrı ancak odur.

 

EY TANRIM SEN MÜNEZZEHSİN

 

Her şey ile birlikte ben de tanıklık ederim ki, senden özge Tanrı yoktur. Şimdiye kadar her hangi bir şeyin Seni anmasından münezzeh olduğun gibi, bundan böyle de her hangi bir şeyin Seni anmasından münezzeh olacaksın. Senden başka Allah yoktur. Her şey sana döner.

Ey İlâhım Allah! Bu nurlu kağıdı üzerinde taşıyanı şerrden ve belâdan, tâûn ve vebadan koru. Sen istediğini yapabilensin. Senin ilmin her şeyi muhîttir. Kendimi senin himaye ve muhafazana emanet ettim. Ey alemlerin koruyucusu, beni koru.

 

YARLIGAYICI TANRININ ADIYLA

 

Benim şu uygunsuz halim, beni, Senin kırbaçlarına ve azabına müstahak eylemiş olsa, Senin güzel âtıfetlerin ve mevhibelerin, kullarına af ve kölelerine lûtuf ile muamele etmeni gerektirir. Senin, isimlere sultan kıldığın İsmin yüzü hürmetine dilerim ki; beni kendi kudret ve saltanatınla bütün belâlardan ve tatsızlıklardan ve iradenle irade buyurmadığın her şeyden koruyasın. Sen, gerçekten her şeye muktedir olansın.

Sübhansın Sen ey İlâhım! Senin yolunda belâ olmasa, Sana aşık olanların makamı nasıl belli olur?

 

Senin sevginde musibet olmasa, Sana müştâk olanların şanı ne ile sabit olur? İzzetine yemin olsun, Seni sevenlerin enîsi, onların gözyaşı; Seni arayanların mûnisi, kalplerin iniltisi; Sana doğru yola çıkanların yol azığı, kırık gönüllerinin parçalarıdır. Senin yolunda öldürücü zehir Benim için ne lezzetli! Kelimeni yüceltmek uğrunda düşmanlardan gelen oklar Benim için ne aziz!

 

Ey İlâhım! Ey Efendim! Emrinde irade buyurduğunu Bana içir ve muhabbetinle takdir buyurduğunu Benim üzerime indir. İzzetine yemin olsun, Ben ancak Senin istediğini ister ve ancak Senin sevdiğini severim. Her bir halde Sana tevekkül ettim. Sensin ganî, Sensin müteal.

Ey İlâhım! Senden dilerim ki, Senin İsmine ve saltanatına lâyık olan kimseleri bu Zuhurun zaferi için meydana çıkar; ta ki, Seni yaratıklar arasında analar ve Senin zafer bayraklarını memleketinde dalgalandıralar. Sen onları Kendi ahlâkınla süsle. Senden özge müheymin ve kayyûm olan Tanrı yoktur.

 

İLÂHİ!

 

Beni, anamı, babamı, hısımlarımı ve mümin kardeşlerimi Kendi mağfiret denizine batırmanı; ayrılığınla bu hallere düşen, uzaklığınla inleyen ve musibetlerine ağlayan şu Evin yüzü hürmetine Senden dilerim.

 

Ey İsimlerin Sultanı! Cömertliğinle bütün ihtiyaçlarımı tatmin buyur. Sen cömertler cömerdisin, bütün alemlerin Rabbısın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Benim günahlarımı, babamın ve anamın günahlarını bağışla; bunu Senden tatlı beyanına müncezip olarak yüce zirveye ve büyük şahadet meydanına koşan aşıklarının kanları yüzü hürmetine; Senin ihsân denizinde saklı incilerin yüzü hürmetine dilerim. Sen, rahîmler rahîmisin. Senden özge yarlıgayıcı ve kerem sahibi bir Tanrı yoktur.

 

Rabbım! Görüyorsun ki, suçun özü Senin ihsân denizine; zaif, Senin iktidar melekûtuna ve yoksul, Senin zenginlik güneşine yöneldi. Rabbım! Onu, Kendi iyiliğine ve cömertliğine bakarak umduğundan mahrum buyurma. Onu, Senin günlerinin feyizlerinden alıkoyma. Onu, yerde ve gökte bulunanlara açtığın kapıdan kovma. Ah, ah! Hatalarım beni Senin mukaddes huzuruna gelmekten meneyledi ve günahlarım beni Senin celâl çadırına yaklaşmaktan alıkoydu. Ben Senin yapma dediğini yaptım, yap dediğini yapmadım. Beni, Sana yaklaştıracak ve benimle Senin gufrânın arasına gerilen suçlardan temizleyecek şeyi, Kendi fâzıl ve ihsân kaleminden benim için yazmanı, İsimlerin Sultanı yüzü hürmetine Senden dilerim.

Sen muktedirsin, feyyâzsın, Senden başka izzet ve fâzıl sahibi bir İlâh yoktur.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

İşte zenginlik kapına gelmek isteyen bir yoksul; işte şifa denizine koşan bir hasta; işte Senin lütuf ve adaletini dileyen bir mağdur. Beni Kendi günlerine mahsus feyizlerden ve Kendi ayetlerinden ayrılmaz râyihalardan uzak tutmanı, Senin zuhur sabahının ışıkları ve Kendi seçkinlerinin kalplerini kazanmakta kullandığın Kelime yüzü hürmetine dilerim.

 

Rabbım! Beni, Senin yüceler yücesi ufkuna yönelmiş ve Senin ipine yapışmış görüyorsun. Ey yaratıkların Mevlâsı ve dünya ile ahiretin Mâliki! Beni, sende olandan nasipsiz bırakma. Senin Senin ahd ve mîsâkını bozmayarak, Senin mülâkatın şevkiyle kurbangâha koşan ve Senin yolunda can feda eyleyen iyi kulların için takdir buyurduğun şeyden beni mahrum bırakma.

Ey İsimlerin İlâhı ve göğün Yaradanı! Senin yüceler yücesi ve nurlular nurlusu Adın yüzü hürmetine dilerim ki, Benim günahlarımı, ebeveynimin günahlarını ve Senin ipine yapışıp sarılanların günahlarını bağışlayasın.

 

Rabbım! Sen, iyiliğine varlıkların ve cömertliğine mümkünlerin tanıklık ettiği bir kimsesin.

Her şeyi bilen hikmetli bir Tanrı ancak Sensin.

 

EY İLÂHIM ALLAH!

 

İnsanların önünde Senin aşk şarabını içip, bütün düşmanlarına rağmen Senin birliğini tanıyan, tekliğine tanıklık eden, yaratıkların arasındaki zulümcülerin üyelerini sarsıp, kibirlileri titretecek mahiyetteki şeye imanlarını itiraf ve izhâr etmiş olan kimseleri Sen mübarekle. Şahadet ederim ki, Senin saltanatına zevâl yok, iraden ise hiç değişmez. Kendi cömertlik denizine ve inâyet semana yaraşan şeyi hep Sana yönelmiş olanlara ve Senin sağlam ipine sımsıkı sarılmış olan cariyelerine takdir buyur.

 

Ey Tanrım! Sen Kendine "Servet Mevlâsı " adını veren ve hep kullar için fakir diyen Zatsın, nasıl ki, "Ey iman edenler! Sizler Tanrıya muhtaç fakirlersiniz, Tanrı ise zengin ve övülmüştür" buyurdun. Kendi fakirliğini itiraf edip, Senin zenginliğini tanımış olan bu cariyeni zenginliğinin şerefinden mahrum buyurma.

 

Sen yüceler yücesisin, her şeyi bilicisin, hikmetliler hikmetlisisin.

 

MÜHEYMİN VE KAYYÛM ADI İLE

 

Ey cariyem!Rahmân ile birlikte, sen de şöyle söyle!

Rabbım! Ey eşsiz ve esitsiz efendim! Tekliğine, Senin için vezir ve yardımcı bulunmadığına tanıklık ederim. Ezelden beri teksin ve ebede dek tek olacaksın. Tanrım! Canımın canı! Bugün , tatlı rahmet sularının aktığı, kerem güneşinin parladığı ve inâyet semasının yükseldiği bir gündür.

 

Benden Senin rızâ’n hilâfına sâdır olan amellerin üstünü "örtücü" adınla ört. "Yarlıgayıcı" adınla suçlarımıza göz yum ve kullarını ve cariyelerini af hil’atıyla donat.

 

Ey sevgilim ve ereğim! Ben cariyenin Sana yöneldiğini ve sevgin ateşiyle yandığını, ümit ellerini Sana doğru kaldırdığını görğyorsun. Sana yaraşanı ona ver. Rabbım! Bu kutlu günde kendi cariyelerini mahrum bırakma ve her birisi için Yüceler Yücesi Kalem ile "yüzyüze görüşme" mükâfatı yaz.

Sen güçlüsün, kuvvetlisin; görücüsün, bilicisin.

 

SÖYLE: EY BENİM TANRIM! SEVGİLİM! EFENDİM! DAYANAĞIM! ÜLKÜM! RUHUM!

 

Kalbim ve dilim Senin bir olduğuna, Senin için benzer veya eş bulnmadığına ve bulunamayacağına şahadet ediyor. Diller vasfında aciz; Kalpler irfânında yayan. Rabbım! Cariyenin acizliğini ve mahviyetini görüyorsun. Ben, Senin kapına gelmiş bir dilenciyim ve zenginlik denizine varmak isteyen bir yoksulum. Şanına düşeni yüce kaleminle, ben cariyene takdir buyurmanı, Senin bağış denizinin, inâyet güneşinin ve fâzıl fezanın güzel hatırı için dilerim.

 

ODUR BİLİCİ VE HİKMETLİ

 

İlâhi! İlâhi! Beni, birliğini itiraf edici, tekliğini ikrâr edici ve kendi emir ve iktidarınla, hak ile bâtıl arasını ayırmakta vasıta ittihaz buyurduğun kitabında indirileni tasdik edici kıldığından dolayı, Sana hamdolsun. Ve Sana şükürler olsun, ey maksûdum, mahbûdum, emelim, isteğim ve arzum ki, bana Kendi ihsân elinle iman kevserini içirdin, beni, kendi fazlınla ve cömertliğinle Kendi doğru yoluna kılavuzladın.

 

Ey tan yerini ağartan ve rüzgarları kendi emrine râm eyleyen! Yaratıkların arasında kendi hidâyetine bayrak ve memleketinde nusretine sancak kıldığın nebilerin, resullerin, safilerin ve velilerin yüzü hürmetine; Hicaz ufkundan parlayıp, Yesrip ile Bethayı ve inşa nasûtunu aydınlatan nurun yüzü hürmetine Senden dilerim ki, kullarını kendi zikrine ve sen⒠na ve kitabında indirdiğin ile amel eylemeye teyit buyurasın.

 

İlâhi! İlâhi! İştee bir zaif ki, gözü Senin kudret maşrıkında ve iktidar matlâ’ında. İşte bir âlil ki, gözü Senin şifa kevserinde. İşte, bir kelîl ki, gözü Senin beyan melekûtunda ve işte bir fakir ki, gözü Senin servet ve ihsân ceberûtunda. Sen ona, her birhalde Sana yaklaştıracak ve güzel ameller işlemeye muvaffak eyleyecek, önünde sonunda küfür vadisine sapmış olanlardan koruyacak şeyi, onun için, kendi senâ ve kereminle takdir buyur.

Sen, gerçekten zenginsin ve yücesin. Senden başka aziz ve fezzal İlâh yoktur.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MESCÛD!

 

Birliğine, tekliğine, eski ve yeni bütün bağışlarına tanıklık ederim. Sen öyle bir iyisin ki, rahmet göklerini kaplayan bulutların yağdırdığı yağmurlar, hem yüksekler, hem alçaklar üzerine yağar. Sen öyle bir iyisin ki, bağış güneşinden saçılan ışıklar, hem itaâtliler hem itaâtsizler üzerine vurur. Ey kapısı rahmet özüne secdegâh ve Emrinin Kâbesi inâyet cevherine mutaf olan merhametli Tanrı! Senden diliyoruz, Senin kadîm fazlını istiyoruz ve yeni cömertliğini arıyoruz. Varlık mazharlarına acı, onları, Günlerinin feyizlerinden mahrum etme.

Herkes muhtaç ve fakirdir. Sen ise, zengin, güçlü ve yenicisin.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MESCÛD!

 

Kulun, Senin birliğine ve tekliğine tanıklık ediyor; Senin bağışlıyıcılığına yaraşır olanı, dünyalar durdukça durup, kuruntu bulutları ile örtülmeyecek ve sanı dumanlarıyla kararmayacak şeyi ihsân buyurmanı Senin fazlının bedîalarından diliyor.

 

Ey kerem sahibi! Her göz ve kulak sahibi, Senin keremine şahadet eder. Senin merhametinin her şeyden önce geldiğini tasdik eyler. Kullarını, irfân denizinden mahrum bırakma ve Zuhur Yüzünün nurlarından geri tutma.

Sen, bağışlayıcısın ve mihribânsın. Aziz ve Mennân Tanrı ancak Sensin.

 

EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Senin birliğine ve tekliğine tanıklık eder, mülk ve melekût süresince sürecek olanı Senden dilerim.Melekûtun maliki, görünen ve görünmeyenin sultanı Sensin.

 

Rabbım! İşte, Senin inâyet denizine yönelen sefaletzade; işte, kerem eteğini tutan bir dilekçi; onu, mahrum gönderme. Sen, fazlına bütün zerrelerin şahadet ettiği bir fâzıl sahibisin. Sen, bağışlayıcılığını bütün yaratıkların itiraf ettiği bir bağışlayıcısın. Bu kulun, her şeyden vazgeçerek, Senin cömertlik iplerine ve mükrimlik eteklerine yapışmış ve sarılmıştır. O, her bir halde, Sana bakıcı ve Sana şükredicidir. Onun dileğini kabul edersen, emrinde mahmûdsun; reddedersen, hükmünde mutâsın.

Sen, Zuhuruyla herkesi acze düşüren bir muktedirsin. Ey Keremli! Bu kulu, kendi haline bırakma. Sen, güçlüsün, kuvvetlisin, cömertlik ve vericilik kaynağısın.

 

İLÂHİ!

 

Sen bana Kendi nidanı işittirdiğinden, ayetlerine maşrık olanı tanıttığından ve Kendi doğru yolunu öğrettiğinden dolayı Sana hamdolsun. Kendi seçkinlerin ve sevgililerin için yüceler yücesi kaleminle yazdığın şeyden beni nasipsiz bırakmamanı Senden dilerim. Sen Kendi cömertliğine, lütuflarına, fazlına ve iktidarına hep varlıkların tanıklık ettiği bir kimsesin.

Senden özge izzet ve hikmet sahibi bir İlâh yoktur.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Senin Bahâ’nın iniltisini ve gece gündüz ettiği feryadı işitiyorsun. Sen bilirsin ki, O, Kendisi için herhangi bie mevki ve makam istememiştir; Onun biricik emeli Senin kullarının rûhlarını temizlemek ve onları her an her yönden saran kin ve husûmet ateşinden kurtarmak olmuştur.

Rabbım! Mukarreblerin elleri Senin cömertlik göğüne ve muhlislerinki Senin ihsân havana kalkmıştır. Senin ihsân denizinden fâzıl göğünden ve cömertlik güneşinden bekledikleri şeyi Sen onlardan esirgeme.

 

Rabbım! Milletler arasında seviyelerini yükseltecek edep ve terbiyeyi edinmeleri için Sen onları destekle.

Sen gerçekten aziz ve vehhâbsın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Beni, Kendi bağış ve veriş kapında durur, kendi lütuf ve mevhibe ufuklarına bakar görüyorsun. Kullarını, Senin günlerine yaraşan, Senin Kendi Zuhur ve saltanatına yakışan şeylere muvaffak buyurmanı, Senin tatlı sesin ve Senin kaleminin cızırtısı yüzü hürmetine Senden dilerim.

Ey yaratıkların Mevlâsı! Sen gerçekten, dilediğini yapmaya muktedir olansın. Göklerde ve yerlerde bulunanlar, Senin kuvvet ve kudretine, Senin ihsân ve azametine tanıklık eder.Sana özgüdür övgü, ey alemlerin İlâhı ve âriflerin Mahbûbu!

İlâhi! Görüyorsun ki, fakirlik özü Senin zenginlik denizini, günah cevheri Senin veriş ve yarlıgayış pınarını özlüyor. İlâhi! Sen Kendi ululuğuna yaraşanı ve fâzıl semana yakışanı takdir buyur. Sen, gerçekten, büyük fâzıl ve feyiz sahibi bir buyurucu ve galebe edicisin.

Senden özge bir İlâh yoktur.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Sen Kendi kullarını Senin kabulünle müşerref olacak ameller ve Senin razılığını kazanacak sözlere müeyyed eyle; onları Senin günlerinin hoş kokularını koklatacak huylara muvaffak buyur. Onlar için Sana dönmeyi ve Senin af denizinin dalgaları yanında tövbe eylemeyi takdir buyur.

 

Sen bütün yerlerde ve göklerde bulunanlar üzerine müheymin olan iradenle dilediğine muktedirsin.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Sen Kendi kullarının kalplerini te’lîf eyle ve Sen Kendi cömertliğinle onlar için irade buyurduğunu onlara tanıt. Onlar bilseler, kendi kendileri için inlerler ve Senin günlerinde kaçırdıkları fırsattan dolayı acı gözyaşı dökerler. Rabbım! Onları kendi hallerine bırakma ve Senin irfân güneşine yakın gelmekten meneyleme.

 

Sen gerçekten dilediğine muktedir olansın. Ve sonra, onu taşımış olanların ecrini Senin katında olanlar için bir hazine kıl.

Sen büyük fâzıl sahibisin, eminsin, koruyucusun, bekleyicisin, yardımcısın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Başımı adalet tacı ile taçlandır ve vücûdumu insaf süsü ile süsle, Sen gerçekten mevhibelerin ve lütufların mâlikisin.

 

RABBIM!

 

Beni senin cömertlik göğüne ve bağış denizine yönelmiş, özgene arka çevirmiş görüyorsun. Senin Sina Dağı’nda doğan zuhur neyyirinin tecellileri ve Senin yarlıgayıcı adının ufkundan parlayan fâzıl güneşinin işrâkları yüzü hürmetine dilerim ki, bana mağfiret edesin ve merhamet gösteresin. Sonra, yüceler yücesi Kaleminle, beni, İsmin vasıtasıyla, yaratık dünyasında yükseltecek olan şeyi benim için yaz.

 

Rabbım! Beni Sana yönelmeye, dünyanın kuvveti karşısında eğilmeyen ve ümmetlerin satveti muvacehesinde gerilemeyen dostlarının sesini işitmeye muvaffak buyur; o dostların ki, Sana doğru koşarak, "Tanrı Rabbımızdır ve bütün yerlerde ve göklerde olanların da Rabbıdır" dediler.

Ey İlâhım Allah! İsteğimi isteğin için bıraktım. İrademi iradene feda ettim. İzzetine and olsun, kendimi ve kendimin bekasını ancak Senin Emrine hizmet etmek için isterim; varlığımı ancak Senin yolunda kurban olmak için severim.

 

Rabbım! Kendilerinden adalet ve insaf  beklediğimiz kimselerin zulüm ve i’tisâf ile aleyhimize kıyam ettiklerini görüyor ve biliyorsun. Onlar görünürde Benimle ve fakat gizlide hürmetimi

inkâr eyleyen düşmanlarım ile beraber idiler.

 

İlâhi! İlâhi! Ben şahadet ederim ki, Sen kullarını Emrine yardım etsinler diye, Kelimeni yükseltsinler diye yarattın; onlar ise Senin düşmanlarına yardım ettiler. Varlığı ihâta eden Emrin ve görüneni görünmeyeni avucu içerisinde tutan İsmin yüzü hürmetine Senden dilerim; yeryüzü sakinlerini Senin adalet zînetinle zînetlendir, kalpleri Seni tanıma ışığı ile aydınlat.

Rabbım! Ben kulunum, kulunun oğluyum. Ben Senin bir olduğuna, tek olduğuna, zatında mukaddes ve özünde münezzeh bulunduğuna şahadet ederim. Rabbım! Görüyorsun, Senin eminlerin; mahlûkların arasındaki hainlerin ve kulların arasındaki iftiracıların merhametine kalmıştır. Mahiyetlerini bizden daha iyi bildiğin kimseler tarafından başımıza getirilenleri bilirsin. Onlar, Sana yakın duranların perdelerini yırtacak amelleri irtikap eylediler. Vahyine maşrık ve ilhamına matlâ olan Kimsenin günlerinde elden kaçırmış oldukları nimeti elde etmeleri için onlara Sen yardım et.Sen dilediğine gücü yetensin, göklerde ve yerlerde olan kimselerin dizginini avuç içerisinde tutansın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Ben Senin birliğine, tekliğine, Senden özge bir Tanrı bulunmadığına tanıklık ederim. Sen şimdiye kadar özgenin zikrinden ve başkalarının senâ’sından mukaddes olduğun gibi bundan böyle de evvelce ve sonra olduğun gibi olacaksın.

 

Ey Kıdemin Mâliki! Beni Sana yaklaştıracak ve özgenden arıtacak şeye beni müeyyed buyur. Bunu Senden İsm-i A’zam’ın, beyan Sina’sındaki zuhur güneşinin parıltıları, imkân alemindeki bilgi denizinin dalgalrı yüzü hürmetine dilerim. İzzetine yemin olsun, ey bütün varlıkların İlâhı ve mümkinlerin Maksûdu! Yüzümü, belki Senin dostlarının ayak bastığı bir nokta ile müşerref olur diye, Senin arzının her noktasına sürmek isterim.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

İnkâr eyleyenleri ikrâra, i’râz edenleri ikbâle, iftiracıları adalete ve insafa muvaffak buyurmanı Senin fâzıl güneşin, ilim denizin ve adalet göğün namına dilerim. Rabbım! Onları Sana dönmeye ve fâzıl kapında tövbe eylemeye teyîd buyur. Sen, gerçekten her istediğine muktedirsin. Sen yerlerde ve göklerde bulunanların dizginini elinde tutansın. Alemlerin Rabbı olan Tanrı’ya hamdolsun.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Kullarını meşiyyet göğünün ufkundan parlayan yakın nuruna yönelmekten geri tutma; onları, Ya İlâhi, ayet denizlerinden mahrum eyleme. Rabbım! Onlar Senin şehirlerinde oturan kulların,

Senin memleketlerinde sakin kölelerindir. Sen onlara acımaz isen, kim onlara acır? Boş düşünceler denizine batmış olanların ellerinden Sen tut, onları Sen Kendi kudret ve saltanatınla kurtar ve sonra onları Sen Kendi iktidar kollarınla çek çıkar. Sen, gerçekten, istediğine muktedir, göklerde ve yerlerde olanların dizginini sağ elinde tutansın.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY PADİŞAH! EY MAKSÛD!

 

Bilmem ki, Sana, nasıl bir dil ile teşekkür edeyim. Gafildim, beni aydırdın; arka çevirmiştim, yön çevirttin; ölü idim, bengisudan içirip, beni dirilttin; solmuş idim, Rahmânın kaleminden akan Beyan Kevser’i ile, beni tazeledin.

 

Ey bütün yaratıkları besleyen Rabbım! Her şeyin varlığı Senin cömertliğinden. Beni, kerem denizinden mahrum buyurma, merhamet okyanusundan alıkoyma. Her ne halde olur isem olayım, Senin yardımını ve inâyet göklerinden inen tükenmez bağışını dilerim.

Sen, bağış padişahısın. Sen Beka Melekût’unun Sultanısın.

 

ŞANI  AZAMET VE İKTİDAR OLAN YÜCE TANRI O’DUR

 

İlâhi! İlâhi! Her bir halde Sana şükrederim; her durumda Sana hamd ederim.

Nimette; Sana özgü övgü, ey alemlerin İlâhı!

Yoklukta; Sana mahsus şükür, ey âriflerin Maksûdu!

Sıkıntıda; Seni için senâ, ey yerin ve göklerin taptığı!

Zarurette; Senin için ziya, ey müştâkların hasretle çektiği!

Darlıkta; hamdolsun Sana, ey kasıtların Maksûdu!

Genlikte; şükrolsun Sana, ey mukarreblerin Mezkûru!

Zenginlikte; Senindir haşmet, ey temiz yüreklilerin efendisi!

Fakirlikte; Senindir emir, ey muvahhidlerin Ümidi!

Sevinçte; Sanadır celâl, ey Sensin İlâh ancak!

Üzüntüde; Sanadır cemâl, ey Sensin İlâh ancak!

Açlıkta; Senindir adalet, ey Sensin İlâh ancak!

Toklukta; Senindir fâzıl, ey Sensin İlâh ancak!

Vatanda; Senindir bağış, ey Sensin İlâh ancak!

Gurbette; Senindir yargı, ey Sensin İlâh ancak!

Kılıç altında; Senindir ihsân, ey Sensin İlâh ancak!

Ev içinde; Senindir kemâl, ey Sensin İlâh ancak!

Kâşânede; Senindir mükrimlik, ey Sensin İlâh ancak!

Toprakta; Senindir cömertlik, ey Sensin İlâh ancak!

Zindanda; Senin için vefa, ey nimetleri sonsuz!

Mahbeste; Senin için Bahâ, ey Başlangıcı Başsız!

Ey verginin Mevlâsı, Sultanı ve Mâsustur vergi.

Ey verginin kökü! Sensin işinde övülen.

Ey Vergi Denizi! Ey Vergi Kaynağı! Ey vergi Mercii! Sensin buyruklarına baş eğilen.

 

EY BESLEYİCİ! EY SEVECEN! EY PADİŞAH! EY MAZLUMLARIN İMDADINA YETİŞEN!

 

Övgü, şükür ve nûr Sana yaraşır, çünkü irfân hazinesini gönüllere Sen emanet ettin; çünkü varlık bedîasını çamurdan yoğurup meydana Sen getirdin.

 

Sen, öyle bir kudretlisin ki; insanların kuvvet ve şevketi Senin kudretine zerre kadar halel getirmemiş, gaflet orduları, gurur askerleri ve servet yığınları Senin iradeni cari olmaktan alıkoyamamıştır. Kin ve husûmet okları, her yandan yağdığı bir sırada, dimdik durdun ve söyleyeceğini korkusuz söyledin. Firavunların zulmü, Senin söz söylemene mani olamadı. Zorbaların kahrı, Senin her iradeyi yenen iradeni ezemedi.

 

Rabbım! Destûrlara yol göster. Hikmet ve ledün askerlerinle onlara yardım et. Belki, bu suretle insanları doğru yola kılavuzlayıp, onlara Büyük Haberin müjdesini verirler. Ey Kerîm! Nurun parlıyor, Emrin yeniyor, hüküm yürüyor. Dostlarını, bağış denizinden mahrum eyleme. Her birisi için, bugünde fazlına yakışanı inâyet kalemiyle yaz ve takdir buyur. Sen güçlüsün, Sen bilici ve görücüsün.

 

Rabbım! Destûrları aydır ki; kendileri aymış olarak aymazları aydırsınlar ve sapmışları yola getirsinleri Şöyle ki; herkes azamet kubbesinin ve rahmet sidresinin altında toplanarak, işitmekten gaye ne ise, onu işitsinler ve görmekten maksat ne ise, onu görsünler. Emir, Emrin ve canlar kurbanındır.

Arlık alemini var kıldın, onu, türlü yiyecek ve sayı

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Bu kulunu, nefsanî kötü arzuların saldırısından koru. Onu, iyilik ve Tanrı korkusu süsü ile süsle. Ey Efendim! Kölen, Seni anıyor. Onun gözü, daima Senin tükenmez inâyetlerinde. İmdi, merhamet kapını aç, bu kapı kuluna, bir pay lütfet. Tek bir yüce kelime ile varlık alemini var kıldın, onu, türlü yiyecek ve sayısız nimetlerle doldurdun.

 

Sen bağışlayıcısın ve kudretlisin. Senden özge yüceler yücesi ve nurlular nurlusu Tanrı yoktur.

O BAKİDİR! KÂFÎDİR!

 

Ey belâsı, muhlislerin yüreklilerine deva ve zikri, mukarreblerin rûhlarına şifa!

Ey yakınlığı aşıkların hayatı ve vuslatı, müştâkların ümidi!

Ey hicrânı, muvahhidlere azab ve ayrılığı, âriflere ölüm!

Seni tanıma şarabından, Seni sevip memnunluğunu kazanma kevserinden bana içirmeni, hicrânına dayanamayan müştâkların iniltisi ve katından uzak düşen aşıkların kopardığı feryad yüzü hürmetine Senden dilerim.

 

Rabbım! Ben, özgeni unuttum, sevginle öğür oldum, yaratıkların arasındaki şerîrlerin Sana yaptıklarına ağladım. Sabah akşam Ululuk Tahtının çevresinde dönüp, Cemâlini ziyaret eyleyenlere ne takdir buyurdunsa, bana da onu takdir buyur.

Sen kıyamet gününün yargıcısın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Hikmet yağıyla yaktın Emrin nurunu,

Söndürücü yellerden Sen onu koru.

Işık Senden, şişe Senden,

Bütün sebepler kaçmaz elinden.

Âmirlere adalet, alimlere insaf ver.

Değil mi ki, gücünle,

Ancak, kalem kuvvetiyle,

Yücelttin Emrini inâyet ellerinle,

Yol gösterdin dostlara şefkât parmaklarıyle.

Kudret illerinin Sensin Sultanı.

Kuvvet göklerinin Sensin Hakanı.

Var mıdır Senden özge bir İlâh,

İzzetli, muhtâr bir başka Allah?

 

EY ALLAHIM! EY ALLAHIM!

 

Uzak olma benden, olma ki; bütün sıkıntılar geldi çevirdi beni.

Ey Allahım! Ey Allahım! Bırakma beni bana, bırakma ki; hep tatsızlıklar tuttu kavradı beni.

İnâyet memenin tatlı sütüne kandır beni, kandır ki; bütün susuzluklar yaktı kavurdu beni.

Rahmet kanatlarının altında sığındır beni, sığındır ki; hep düşmanlar sıktı sıkıştırdı beni.

Ulu Tahtının yanında, izzet alâmetlerinin göründüğü yerde koru beni, koru ki; zilletin ta kendisi geldi vurdu beni.

 

Ezeliyet ağacının yemişleriyle besle beni, besle ki; arıklık eritti bitirdi beni.

Şefkât ellerinle, sevinç şerbetleri sun, sevindir beni, sevindir ki; kaygı, keder aldı doldurdu beni.

 

Tanrılığına yaraşır ipekli güzel elbiselerle donat beni, donat ki; yoksulluk çırçıplak  bıraktı beni.

 

İlâhi güvercinin tatlı ötüşleriyle uyut beni, uyut ki; bütün belâlar, üşüştü sardı beni.

Cemâl Güneşinin parladığı birlik tahtının yanında konukla beni, konukla ki; çekilmez ıstıraplar helâk etti beni.

 

Ve sonra Ey Tanrım! Celâl balığının yüzdüğü mağfiret denizlerine daldır beni, daldır  ki; günahlar soldurdu öldürdü beni.

 

MUKADDESLERİN EN MUKADDESİ OLAN ALLAH’IN ADIYLE

EY İLÂHIM ALLAH! SEN PÂK VE MUKADDESSİN

 

Değişmez hükmüne göre her şeyin rûhunu alıp, sonra, tekrar dirilten; Tanrı birliğine inanları ölüm meydanına ve temiz yürekli dostları kubangâha koşturan; rûhlarını Cemâlin aşkına ve mülâkatın uğruna feda ettiren Adın yüzün hürmetine senden diliyorum ki, beni, isimlerden kesilip yüceler yücesi ve nurlular nurlusu Nefsine bağlanmış bulunanlardan eyle.

Sen her istediğini yapan bir muktedirsin. Aziz ve muhtâr olan Allah, ancak Sensin.

 

EY İLÂHIM ALLAH!

SEN PÂK VE MUKADDESSİN

 

İsterim ki, bütün dilimle Seni çağırayım. Dilimin döndüğü kadar Sana yalvarayım. Bütün kalbimle Seni anayım. Bütün ağzımla Sana şükredeyim. Bütün yüzümle, Sana secde edeyim. Bütün gözümle Seni göreyim. Bütün rûhumla Seni seveyim. Cömertlik denizlerinden bardak bardak ve inâyet nehirlerinden testi testi içeyim. Bütün kanadımla Ulu Arşının göklerinde uçayım. Işıklı merhamet fezalarında gezeyim. Ta ki, Senin ihtişamlı saltanat güvercininin ötüşleriyle kendimden geçeyim, güzellik güneşinin ışıklarına boğulayım; birlik gözlerinin bakışlarından saçılan lâhut sırlarına hayran olayım; melekût tahtı üzerinde incizâb ateşinle yanayım. Ta ki, her şeyi bırakıp Sana geleyim; Sana sarılayım; samediyetine ma’kes olan mukaddeslerine yöneleyim; birliğine ayna olan yüzlere bakayım.

 

İlâhi! Bana ilim mekmenelerinden, Vahiy mahzenlerinden, Emir timsâllerinden, ve hüküm matlâlarından bir harf öğret. İlâhi! İzzet, ancak Senin kitabında yazılı olanı bilmekte ve nûr, ancak Senin ayetlerini tanımaktır.

 

Sen Pâksın, Pâksın! Biz, hepimiz Sana muhtaç fakirleriz, Senin kullarınız. Lütuf ve ihsânınla bize öğrettiğinden başka birşey bilmeyiz. Her şeyin padişahlığı Senin elinde. Hepimiz Senin önünde yere kapanıyoruz. Hepimiz Senin merhametini umuyoruz.

 

EY İLÂH! EY MABÛD!

 

Seni anıyorum, Senin, inâyet ipine yapışıyorum, Senin, merhamet eteğine sarılıyorum, Senden eski yarlıgayışını diliyorum, genel fazlını anıyorum.

 

Seni anmağa ve Seni övmeğe, Kitabında emir buyurduğun şeylerle amel etmeğe beni muvaffak kılmanı, Elçi ve Peygamberlerin nurları yüzü hürmetine Senden diliyorum. Sen istediğini yapabilensin. Yarlıgayıcı ve keremli Tanrı ancak Sensin.

 

O ZAFERE ULAŞTIRICIDIR, YARDIMA KOŞUCUDUR.

 

Ey İlâh! Ey Kerîm! Ey Rahîm! Yüzümü Senin Yüzüne çevirdim, Senin inâyet ipine yapıştım, Senin kerem eteğine sarıldım.Sen öyle bir kerîmsin ki, mağfiret denizinin tek bir damlası, dünyanın günahını siler ve inâyet dudaklarından dökülen tek bir söz, bütün yaratıklara âb-ı hayât saçar. Ey Biricik Bağışlayıcı! Kulunu, mahrum etme, ona, rahmet denizinden bir pay ayır, cömertlik okyanusundan bir damlacık takdir buyur. Dünyanın dilleri, Seni gereği gibi anamaz, milletlerin kalpleri, varlığını lâyıkıyla anlayamaz. Senin varlığın, idrâklerin ötesinde ve irfânların üstündedir.

 

Eski bağışını yalvararak istiyorum ve alemlere şâmil fazlını, yakararak diliyorum. Sen herşeyi bilensin ve herşeye vâkıf olansın. Zikrinle diriyim ve Seni görmek ümidiyle yaşıyorum. Bana, benim övgü ve anıma yaraşanı değil, Senin Kendi lûtufuna yaraşanı yap.

Keremli ve yarlıgayıcı Tanrı ancak Sensin. Hamdolsun Sana, ey hedef tutanların Son hedefi.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MAKSÛD! EY MAHBÛB!

 

Yüzüm, yüzüne yönelmiş ve kalbim, inâyet yönüne dönmüştür. Senden, eski verini ve yeni bağışını diliyorum. Sen, tek bir kelime ile yeri ve göğü yarattın. Görür gözü olanlar, Senin güçlülüğünün ve büyüklüğünün eserlerini, her şeyde görüp; Senin ululuğuna tanıklık etsinler diye, onları; kendi kuvvetine, kudretine, büyüklüğüne, fazlına, cömertliğine ve iyiliğine sembol kıldın.

 

Allahım! Ben fakiri, zenginlik kapından kovma; bağış denizinden uzak tutma. Sen ihsân sahibisin, güçlüsün, kuvvetlisin, bütün isimlere müheyminsin.

 

EY İLÂH! EY MABÛD!

 

Sendenim, Sana geldim. Kalbimi, Seni tanıma nuru ile nurlandır. Sen alemin ve milletlerin kudreti karşısında, iktidarına halel gelmeyen bir muktedirsin. Senin kerem güneşinin tek bir parıltısı ile, kerem deryaları meydana gelmiş ve Senin cömertlik güneşinin tek bir tecellisiyle, varlık dünyası var olmuştur.

 

Rabbım! Günlerine yaraşmayanı al, yaraşanı ver. Sen, bağışlaması sınır ile sınırlanmayan bir bağışlayıcısın. Senin kullarınız ve Senden diliyoruz. Sen fâzıl sahibisin. Sen bağışlayıcısın.

 

EY İLÂH! EY PERVERDİGÂR! EY MAHBÛB! EY MAKSÛD!

 

Sana geldim. Bağışına sebep olacak şeyi Senden diliyorum. Sen cömertlik denizinin ve varlığın mâlikisin. Bakışların, bağış ve verişin, zuhuruna delâlettir. Kullarını mahrum etme. Onları mukaddes katından ve yakınlığından men eyleme.

Sen bağışlayıcı ve mihribânsın. Senden başka aziz ve mennân Tanrı yoktur.

 

EY İLÂH! EY KEREMLİ! EY MERHAMETLİ!

 

İşte gözüm karşına dikilmiş;Senden bağışına yaraşanı diliyor ve arz ediyor: "Tanrım! Beni görmek için yarattın, beni mahrum buyurmamanı isterim."

 

İşte kulağım; "Beni işitmek için yoktan var eyledin. Ey keremli! Beni işitmekten mahrum etme." diyor. Hep varlıklar Senin bağışına tanık. Bir avuç fakir, zenginlik melekûtunun önünde toplanmış; bir yığın günahkâr, mağfiret denizinin dalgaları önünde , birikmiş; Senin tükenmez fazlını umup duruyorlar.

 

Rabbım! Keremin, aç gözlülük ve cömertliğin, yüzsüzlük doğurmuş, Kullarını mahrum buyurma. Hem bağışla, hem yarlıga, hem ver.

Sensin güçlü ve kuvvetli.

 

RIZKIM GÜZELLİĞİN, İÇECEĞİM HUZURUN OLSUN

 

İradene güveneyim.İşlerimi buyruğuna uydurayım. Hizmetim sana makbul olsun. Her amelim sana bir temcit olsun. Bana yardım yalnız senden gelsin. Mukaddes köşkün yurdum olsun.

Sen ulusun, sen her yerde hazırsın, Sen herkesi seversin.

 

BENDE, TEMİZ BİR YÜREK YARAT EY TANRIM!

 

Bende kaygısız bir iç yenile, Ey İsteğim! Kuvvet rûhuyla beni emrinde berkiştir, Ey Sevgilim! Ululuk ışığı ile beni yolunda aydınlat, Ey Emelim! Yüce kudretinle beni mukaddes göklerine kaldır, Ey İlkim! Samedi yellerle beni serinlet, Ey Sonum! Ezeli ırlayışlarla beni dinlendir, Ey Can Yoldaşım! Kadîm Tal’atının zenginliği ile beni özgenden kurtar, Ey Efendim! Sonsuz varlığının zuhuruyla beni müjdele, Ey dışımın üstünde bulunan Dış ve içimden daha derinlerde olan İç!

 

EY İLÂH! EY MABÛD1 EY PADİŞAH! EY PADİŞAHLAR PADİŞAHI!

 

Günlerine yaraşanı işleyip, cömertlik ve iyiliğine yakışan şeylerle uğraşabilmem için, Senin teyîd ve tevfîkini isterim. Ey Kerem Sahibi! Gafilleri Senin İrfan Denizine kılavuzla ve cariyelerini Senin İsminin nurlarıyla nurlandır. Onları, iyi amellerle ve güzel huylarla süsle. Hamdüsenâ’, fâzıl ve ihsân Sana mahsustur. Bu fani karıncayı, kendi otağına kılavuzladın ve ona Celâl Çadırının gölgesinde yer verdin.

Sen bağışlayıcısın, güçlüsün, bilici ve görücüsün.

 

EY İLÂH! EY MABÛD!

 

Ben, Senin diktiğin bir fidanım. Beni rahmet bulutunun yağmurlarıyla sula. Sen, öyle bir iyisin ki, dünyanın kötülüğü, Seni iyilikten alıkoymaz ve en güzel inâyetlerini saçmaktan menetmez. Cömertliğinle varlığı var eyleyen ve yüceler yücesi ufka kılavuzlayan Sensin.

Kullarını doğru yoldan alıkoyma. Sen güçlüsün. Sen kuvvetlisin.

 

EY YÜZÜ KÂBEM!

 

Cemâli haremin, yönü matlabım, zikri ümidim, sevgisi yoldaşım, aşkı mucidim, zikri arkadaşım, yakınlığı emelim, vuslatı gayem ve nihai isteğim! İyi kulların için yazdığını bana yazmamazlık etme; Dünya ve ahiret nimetlerini bana nasip eyle.

Sen, insanların Sultanısın, yarlıgayıcı ve kerem sahibi İlâh ancak Sensin.

 

MUKADDESLER MUKADDESİ TANRININ ADIYLA

 

Ey yüzü, müştâkların kâbesi; mülâkatı, temiz yüreklilerin emeli; yakınlığı, mukarreblerin ümidi; tal’atı, âriflerin sahifesi; ismi, hasretkeşlerin rûhu; nidası, aşıkların hayatı ve dudaklarından dökülen sözler, yerlerde ve göklerde bulunanlara hayat kevseri olan kimse!

Bana, beni özgenden arıtacak şeyi rahmet bulutundan yağdırmanı, Nefsinin mazlumluğu ve zulüm askerleri arasındaki ibtilâsı namına dilerim. Yağdır ki, zikrine layık ve sevgine müstaid olayım.

 

Rabbım! Çevreni dönenlere, her an Cemâlin Güneşiyle ve Yüzün nurlarıyla aydınlananlara ne takdir buyurdunsa; bana da onu takdir buyur.

Sen, öteden beri Seni isteyenlere yardım eden ve Senden isteyenlere verensin.

Ulu, Bâki, verici, keremli Tanrı ancak sensin.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MESCÛD! EY MUKTEDİR!

 

Tanıklık ederim ki; Sen, yaratıklarının nitelendirmesiyle tanınmazsın ve varlıkalrın anmalarıyla nitelenmezsin. Alemlerin idraki ve milletlerin aklı, Senin mukaddes katına gereği gibi yol bulamaz ve izleyemez. Acaba isimler şehri sekenesinin hangi günahı onları yüce ufkundan uzak tuttu ve ulu denizine yakın gelmekten mahrum bıraktı? Kitabında tek bir harf Beyan’nın anası ve tek bir kelime İkan’nın mucidi. Kullarından nasıl bir nankörlük gördün ki, hepsini Seni tanımak nimetinden alıkoydun. Senin rahmet denizinin tek bir damlası cehennemin ateşini söndürür ve Senin sevgi ateşinin tek bir kıvılcımı cihanı tutuşturur.

 

Ey Biliciler Bilicisi! Gafil isek de, Senin keremine yapışmışız. Cahil isek de, Senin İlim Denizine yönelmişiz. Sen öyle bir cömertsin ki; hatanın çokluğu Seni atâ’dan alıkoymaz ve yeryüzü halkının arka çevirmesi, nimetine set çekmez. Senin inâyet kapın daima açık. Senin Rahmet Denizinin tek bir şebnemi bütün insanları mukaddeslik süsü ile süsler. Senin cömertlik okyanusunun tek bir serpintisi, bütün varlığı gerçek zenginliğe kavuşturur. Ey suçluları ve ayıpları örten! Örtülerimizi kaldırma, Senin kereminin görünüşleri alemi saragelmiş ve ulu adının ışıkları, herkes üzerine parlayadurmuştur. Kullarını, fazlının bedîalarından mahrum etme. Gafletten aydır ki; senin birliğine şahadet edeler. Tanımak kabiliyeti ver ki; Senin tarafına koşalar. Rahmetin, yaratıkları kaplamış ve fazlın varlıkları sarmıştır. Senin Bağış Denizinin dalgaları istek ve tama’ denizleri meydana getirmiştir.

Her ne var ise Sensin. Senden başkası dile alınmaya lâyık değil, meğer ki, Senin gölgene gire ve Senin katına gele.

 

Her bir halde Senin kadîm yarlıgamanı ister ve herkese şamil fazlını dileriz. Hiç bir kimseyi fazlından mahrum bırakmayacağını, adalet ve insaf süsünden men etmeyeceğini umarız.

Keremin Sultanı, Atâ’nın Melîki, yerde, gökte bulunanların koruyucusu Sensin.

 

YA RAB!

 

Dilimle, kalbimle, nefsimle, fikrimle, rûhumla, cesedimle, cismimle, kemiğimle, kanımla, cildimle Senden mağrifet istiyorum. Sen gerçekten tövbeleri kabul edicisin, merhametlisin.

Ya İlâhi! İsyan ehli üzerine gufrân yellerini estirecek ve günahlılara Senin güzel affın kaftanını giydirecek, bir istiğfâr ile istiğfâr ediyorum.

 

Ey Sultanım! Senin inâyet ve affın şaheserlerini izhâr eyleyecek ve senin fâzıl ve ihsân ışığını günahkârlar üzerine serptirecek bir istiğfâr ile istiğfâr ediyorum.

Ey Gafûrum! Ey Mucidim! Hata işleyenleri, Senin ihsân ve affın yönüne koşturacak ve dilekçeleri, Senin Rahmân ve Rahîm olan rahmet kapında durduracak, bir istiğfâr ile istiğfâr ediyorum.

 

Ey Efendim! Her samimi tövbe edicinin, dönüp Sana baş vurucunun, nedâmet getiricinin ve ağlayıcının bütün suç ve günahlarını yakıp yok edecek bir ateş gibi olan, bir istiğfâr ile istiğfâr ediyorum.

 

Mümkinlerin cesetlerini suç ve günah tozlarından ve Senin her şeyi bilen aziz nefsinin hoşlanmadığı her bir şeyden temizleyecek olan bir istiğfâr ile istiğfâr ediyorum.

Ne Sübhansın Sen ey İlâhım Allah ki, bütün Mukaddeslere Kendi Kudretinin sayısız tecellileri karşısında acizliklerini itiraf ve her peygambere Kendi solmaz celâlinin önünde hiçliğini ikrâr ettirdin.Semanın kilitlerini açıp Mele-i Alâ’yı incizâb ve vecde getirmiş olan ulu Adın yüzü hürmetine Senden dilerim ki, beni Sana hizmet etmeye ve Kitabında emrettiğin şeyleri tutmaya müeyyed kılasın.

 

Ey Rabbım! Sen bende olanı bilirsin, ben ise Sende olanı bilmem. Sen her şeyi bilicisin, her şeyden haberdarsın.

 

EY RABBIM!

 

Kullarını fâzıl ve kerem katına kılavuzla. Onları inâyetinin güzel tecellilerinden ve türlü türlü nimetlerinden mahrum buyurma. Alemleri kaplıyan rahmetinle onlar için takdir buyurduğun şeyi bilmiyorlar.

 

Ey Rabbım! Onlar dıştan zayıf ve aciz, içten öksüzdürler. Sen cömertsin, iyisin, yücesin, ulusun.

İlâhi! Gazbını onlara karşı alevlendirme. Merhametinin bedîaları görününceye kadar onları Sen geciktir; ola ki, Sana dönerler ve Sana karşı işledikleri şeylerden ötürü Senden mağfiret dilerler.

Sen yarlıgayıcısın ve acıyıcısın.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Senin yolunda sapan bulunmasaydı, merhamet sancağın nasıl dikilebilir, fâzıl bayrağın nasıl açılabilirdi? Suç işlenmeseydi, kim Seni Günahları Örtücü, Yarlıgayıcı, Her Şeyi Bilici, Hikmetliler Hikmetlisi diye ilân ederdi? Sana karşı hata işleyenlerin hatalarına rûhum feda! Hata işlenmesi üzerinedir ki, Senin Rahmân ve Rahîm İsmin harekete gelir ve merhametin nefis râyihasını etrafa saçar. Ruhunla konuşturacak hal ve hareketlerin benden sadır olmasına beni muktedir kılmanı dilerim. Beni kudretinle kuvvetlendir ki, bütün yaratıkları Zuhurunun Matla ve maşrıkına yöneltebileyim.

 

Rabbım! Senin lûtuf ve inâyetin insanlar arasında tecelli eder. İç varlığım Sana karşı günah işleyenlerin günahlarına fidye! Böyle günahların irtikâbıyledir ki, Senin fâzıl güneşin kerem ufkundan görünür, âtıfet bulutun bütün yaratıkların hakikati üzerine bağış yağdırır.

Rabbım! Ben, işlediği bir sürü kötü işleri Sana itiraf eyleyen ve dünyada hiç kimsenin ikrâr etmediğini ikrâr eden bir kimseyim. Senin gufrân denizine koştum, Senin inâyet gölgene sığındım.

 

Ey insanların Ebedi Padişahı ve Ulu Koruyucusu! Gönülleri ve rûhları Senin uçsuz bucaksız sevgi semalarında uçuracak, Rûhunla konuşturacak hâl ve hareketlerin benden sâdır olmasına beni muktedir kılmanı dilerim. Beni kudretinle kuvvetlendir ki, bütün yaratıkları Zuhurunun Matlaı ve Maşrık’ına yöneltebileyim.

 

Rabbım! Kendimi tamamıyla iradene teslim etmeye, kalkıp Sana hizmet etmeye beni müeyyed buyur; çünkü, ey Efendim, ben bu hayatı ancak Emrinin Çadırını ve Nurunun Merkezini tavaf etmek için seviyorum.

 

Ey Tanrım! Görüyorsun ki, Senden başka her şeyi bıraktım, iradene baş ve boyun eğdim. Artık Sana nasıl yaraşırsa, şan ve azametine nasıl yakışırsa, bana öyle muamele buyur.

 

RABBIM!

 

Nefsinin Mazharını bana tanıtıp, beni rûhumun tapısı olan Mukaddes Huzuruna teveccüh ettirdiğin için Sana hamdederim. Senden başkasına arka çevirip yalnız Sana gönül verenlere ne takdir buyurdun ise bana da onu takdir buyur. Bunu Senden, göklerin yarılıp yerin çatlamasına sebep olan İsminin yüzü hürmetine dilerim. Beni Celâl Çadırı içerisinde, Kendi huzurunda, doğruluk kürsüsü üzerine oturt.

Sen dilediğini yapmaya muktedirsin. Senden özge nurlu ve hikmetli İlâh yoktur.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

İNSANLARIN KALPLERİNİ BİRLEŞTİR.

 

Büyük maksadını onlara ayân et. Emirlerine tâbi, şeriatında ber-karâr olsunlar.

Onlara işlerine yardım et. Sana hizmet etmek için, onları kuvvetlendir.

İlâhi! Onları kendi hallerine bırakma, onlara nûr-i irfânınla yol göster. Muhabbetinle kalplerini mesrûr et.

Sen hakikaten onların, yardımcısısın, onların Rabbısın.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY PADİŞAH!

 

Bütün övgüler Sana özgü; çünkü Sen yaratık dünyasını, bir avuç topraktan yarattın, Onu, görüş ve biliş mücevheri ile süsledin. Ey keremli! Bizi ebedi hayata ve ölümsüz diriliğe kavuşturacak şeyi Senden diliyoruz, bizi mahrum etme. Varlık, Senin cömertliğinle meydana gelmiştir. Onu inâyet süsünden menetme. Herkesi, Tanrı birliği güneşinin nurları ile nurlandır. Başlangıçta ve dönüşte Emir Senindir. Senindir hüküm, ey bütün yaratıkların ve insanların mâliki.

 

EY İLÂH! EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Sen, tek bir kelimesiyle, varlığı var eyleyen Sultansın. Sen, kullarının eylemleri yüzünden, bağışlarını kısmayan ve cömertliğini esirgemeyen Kerîmsin. Bu kulunu, bütün alemlerinde kurtuluşa kavuşturacak şeye erdirmeni Senden dilerim. Sen güçlüsün, kuvvetlisin. Sen, bilicisin, hikmetlisin.

 

EY PÂK! EY PADİŞAH!

 

Her ârif olan, Senin biricikliğine tanıklık etmiştir. Sen, cömertliğinle varlığı var kılan güçlüsün. Kulların yanlış hareketi, Senin bağış elini tutmaz.

Ey kerem sahibi! Kendi nûr matlaı’ndan nurlandır. Zenginlik maşrıkından hakiki zenginlik bağışla. Sen, bağışlayıcısın ve güçlüsün.

 

EY İLÂH! EY KERÎM! EY BİRİCİK TANRI!

 

Cömertliğin, varlığa varlık bağışladı ve var etti. Kendi rahmet denizinden onu mahrum bırakma. Bu mazlumlara, adalet ağacının gölgesinde yer ayır. Fakirlere, Senin zenginlik denizine giden yolu göster. Cömertlik padişahı ve ihsân sultanı Sensin.

 

EY İLÂH! EY MABÛD!

 

Kullarını varlığın meyvesinden mahrum eyleme. Cömertlik denizinden onlara pay ver. Sen öyle bir güçlüsün ki, dünyanın gücü, Senin gücünü yenemedi ve yeryüzü hükümdarlarının şevketi, Seni, kendi isteğini yerine getirmekten alıkoyamadı. Senden,  eski fazlını ve yeni inâyetini isterim. Sen, fâzıl sahibisin. Sen, yarlıgayıcısın. Sen, bağışlayıcı ve güçlüsün.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MESCÛD!

 

Yüce kelimelerden tek bir kelime ile yeri ve göğü yarattın. Cömertlik denizinin tek bir damlası ile varlığı var ettin. Sen, öyle bir muktedirsin ki; yeryüzü müstebidlerinin ve Firavunların kullandıkları bütün cebr ve şiddet, senin iradene mani olamamıştır. Ey Kerem sahibi! Fakirin biri, Senin kapına gelmiş, zayıfın biri, Senin kuvvet ipine yapışmış. Senden eski keremini ve yeni affını diliyor. Onu, fâzıl deryandan mahrum gönderme. Ebedi hayat kevserinden nasipsiz bırakma. Sen güçlü ve kuvvetlisin.

 

Ey alemleri besleyen Tanrı! Zerreler, zenginliğine tanıklık ediyor, fazlını ikrâr ve itiraf eyliyor. Senin gibi bir zengin, benim gibi bir fakiri boş gönderir mi? Haşa! Ben ve her şey şahadet ederiz ki; Sen, mükrimler mükrimisin ve merhametlilerin en merhametlisisin.

 

EY HÜSEYİN! SÖYLE:

 

Yüce kelime Rabbım! Sen, Emrine dünya ordularının mani olamadığı, milletlerin satveti karşısında iktidarının hiç eksilmediği bir padişahsın. Sen, öyle bir kerîmsin ki; imkân ehlinin günahı, Senin gufrân melekûtuna halel getirmez. Rahmetin, sağanak gibi hem itaatli he itaatsiz üzerine yağar. Ey Merhametli! Kullarını bağış denizinden alıkoyma, mahrum bırakma.

Sen bağışlayıcısın ve şefkâtlisin.

 

EY İLÂH! EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Acaba, sen bu insanlara kulak ve göz verdin mi, vermedin mi? Verdiğini açığa çıkarmanı, ululuğun ve büyüklüğün, cömertliğin ve iyiliğin namına senden dilerim. Verdiğini açığa çıkar ki, nimetin aleme malûm olsun ve cömertlik güneşinin saçtığı ışıklar kâinatı aydınlatsın. Mukaddes Zatına yemin olsun; verdiğini, mülk ve melekût süresince açığa çıkarmasan da, yaratıklara gösterdiğin lûtuf ve ihsân, şüphe götürmez.

 

Zenginlik Sende; fakirler kapında. Verirsen, teşekkür ederiz. Vermezsen, hamd edip sabır gösteririz.

 

Rabbımız! Senin iradenle vücûda geldik ve Senin gününde Sana döndük. İnsanları, bağış denizinin dalgalarında uzak tutmayıp, herkesi, cömertlik ve ihsân süsü ile süslemeni, Senden diliyorum, Senden umuyorum. Sen güçlüsün, ulusun, övülmüşsün.

 

EY İLÂH! EY MABÛD! EY MAKSÛD! EY KERÎM! EY RAHÎM!

 

Canlar Senden ve iktidarlar, Senin kudret avucunda. Her kimi yüceltirsen, yaratık dünyasının üstüne yükselir ve "Onu yüce bir yere kaldırdık" mertebesine erer ve her kimi kendinden kovar atarsan, topraktan daha alçak olur, yokluk bile, ondan daha iyi sayılır. Ey Alemlerin Rabbı! Bütün suçluluğumuzla, günahkârlığımızla ve takvâsızlığımızla beraber, Doğruluk Yurdunu istiyoruz, Şevketli Sultanın lika’sını arıyoruz. Emir, emrin, hüküm hükmündür. Kudret alemi, fermanına boyun eğendir. Her ne yaparsan, sırf adalettir, fazlın kendisidir. Senin Rahmân adının tecellilerinden tek bir tecelli, günah izini dünyadan siler kaldırır. Senin zuhur Gününün nesîmlerinden tek bir nesîm dünyayı, taze bir hil’atle bezer.

 

Ey güçlü! Güçsüzlere güç, ölülere hayat ver; belki Seni bulurlar, irfân denizine giden yolu keşfederler ve Emrinde sarsılmadan kalırlar. Dünyanın türlü dillerinden Sana hamd-ü sen⒠râyihası saçılırsa, hepsi de canın sevdiği ve gönlün sevgilisidir. İster Arapça olsun, ister Farsça; bir dil bundan mahrum ise, ne Lâfz ve ne mânâ bakımından anılmağa bile değmez.

Ey Rabbımız! İstiyoruz ki, herkese yol gösteresin, hidâyet buyurasın. Sen güçlüsün, kuvvetlisin, bilicisin, görücüsün.

 

EY İLÂH! EY GANÎ! EY KERÎM! EY RAHÎM! EY MELİK! EY MALİK!

 

Herkes Senin kulun. Herkes Senin kelimenle yoktan var. Herkes kendi fakirliğini ve Senin zenginliğini, kendi bilmezliğini ve Senin bilirliğini, kendi za’fını ve Senin kuvvetini, kendi aczini ve Senin iktidarını itiraf edici.

 

Ey Keremli! Bizleri, kendi rahmet göklerinden yağan yağmurlardan mahrum etme. Kerem denizinin dalgalarından meneyleme. Varlık fidanlarını diken Senin inâyet elin. Şimdi büyüme ve boy sürme zamanı; işte, Senin inâyet yağmurun ne zaman yağacak ve kerem baharın ne vakit gelecek diye bakınıp duruyorlar. "Herşeyi su ile diri kıldık" ayetindeki Su’dan bizleri uzak tutma. Senin iyiliğinin eserleri, bundan önce, uzak ve yakında, itaatli ve itaatsizde görüldüğü gibi, şimdi de görülmekte.

 

O halde, iyiliğine sınır bulunmadığı, affının durmadığı ve cömertliğinin varlıklardan hiç bir zaman esirgenmediği bürhân ile sabit oldu. Her bir halde Senin sonsuz fazlının eserleri "adalet ve insaf gözü ile bakılınca" daima müşahede olunur. Senin gufrân denizinin yanında bu kulların günahı ağza bile alınmaz. Zenginlik alanında bu kulların yoksulluğuna önem verilmez. Senin, güzel ihsânlarını umuyoruz. Ümit ellerimizi, Senin ulu katına kaldırmış bulunuyoruz. Ey yarlıgayıcı! Suçlarımıza cömertliğinle göz yum. Ey günahları ve ayıpları örten! Günahlarımızı ve ayıplarımızı kereminle ört. Ey fâzıl sahibi! Fazlını esirgeme, suçluyuz fakat Sendeniz, mahrum etme. Uzağız, fakat Senin yakınlık alanını istiyor ve diliyoruz. Bizleri menetme.

 

Sen yol göstericisin ve ihsân sahibisin. Senden özge bir Tanrı yoktur. Yerin ve göğün Rabbı, bu ve öbür dünyanın mâliki ancak Sensin.

 

Hz. BAHAULLAH’ın LEVİHLERİ’nden

 

YÜCELER YÜCESİ TANRI ODUR

 

Bütün iyiliklerin kökü: Tanrıya güvenmek, buyruğuna boyun eğmek, razı olduğuna razı olmaktır.

 

Hikmetin kökü: Zikri aziz olan Tanrıdan korkmak, güç ve öcünden çekinmek, adalet ve hükmünü temsil eyliyenlerden titremektir.

 

Dinin başı: Tanrı katından ineni ikrâr edip muhkem kitabında yazılı yasalara uymaktır.

İzzetin kökü: Kulun, Tanrı tarafından verilen rızka kanaat edip, kendisi için takdir olunanla yetinmesidir.

 

Sevginin kökü: Kulun, Sevgiliye yönelip özgesine arka çevirmesi ve Mevlâsının isteğinden başka bir isteği olmamasıdır.

 

Anının kökü: Anılanı anıp, ötesini unutmaktır.

Tevekkülün başı: Kişinin, dünyada bir iş güçle meşgul olup geçimini sağlaması ve Tanrıya sımsıkı yapışıp gözü, ancak Mevlâsının fazlında olmasıdır; çünkü kulun işleri şimdi ve sonra hep Efendisinin elindedir.

 

Feragatın başı: Tanrı’nın yönüne yönelmek O’na gelmek, O’na bakmak, önünde tanıklık etmektir.

 

Fıtratın başı: Fakirliği itiraf edip aziz, muhtâr ve sultan olan Tanrının iradesine seve seve boyun eğmektir.

 

Kudret ve şecâatin başı: Tanrı kelimesini yüceltip O’nun sevgisinde sebâttır.

İhsânın başı: Tanrının verdiği nimeti gizlemeyip, her zaman ve her bir halde şükür etmektir.

Ticaretin başı: Benim sevgimdir.O’nunla her şey her şeyden müstağnî ve onsuz her şey her şeye muhtaçtır. Bu söz, nurlu bir parmağın yazdığı bir sözdür.

 

Himmetin başı: Kişinin kendisine, ailesine ve din kardeşleri arasındakiyoksullara bakmasıdır.

İmanın başı: Sözde azalıp işte çoğalmaktırç Sözü işinden çok olanın yokluğu varlığından ve ölümü kalımından iyidir.

 

Afiyetin kökü: Susmak, akibete bakmak ve halktan uzak durmaktır.

Bütün kötülüklerin kökü: Kulun, Mevlâsından gafil kalıp, O’nun özgesine rağbet göstermesidir.

Cehennem ateşinin kökü: Tanrı ayetlerini yalanlamak, O’nun katından inenle savaşmak, Tanrı’ya karşı ululanmaktır.

 

Bütün bilgilerin kökü: Celâli Celîl olan Tanrı’yı tanımaktır; bu ise ancak O’nun nefsinin mazharını tanımakla olur.

 

Zilletin başı: Rahmânın gölgesinden çıkıp, şeytanın gölgesine girmektir.

Küfürün başı: Tanrı’ya ortak koşmak, O’nun özgesine bel bağlamak, yargılarından kaçmaktır.

Hüsrânın kökü: Nefsini tanımadan bu dünyadan göçüp giden içindir.

 

Senin için bütün bu söylediklerimizin başı: İnsaftır. İnsaf, kişinin vehim ve taklidi bırakması, Tanrı’nın yapıp meydana getirdiği şeyleri tevhid gözüyle görmesi ve her şeye keskin bir bakışla bakmasıdır. İşte sana böyle öğrettik.Git Rabbın Allah’a şükret ve aleme öğün.

 

MİHRİBAN TANRI’NIN ADIYLA

 

Ey Mihriban! Dostlardan bir dost Seni andı,Seni andık. Bugün, gözle görülen her şey tanıklık ediyor, kulları biricik Tanrı’ya çağırıyor.

 

Söyle: Bugün Görücülük Güneşi bilicilik göklerinde parlamada, görüp tanıyana ne mutlu! Bundan önce söylenenler, bu zamanda açığa çıktı.

 

Söyle: Ey dostlar, kendinizi Tanrı’nın bağış denizinden uzak tutmayınız. O çok yakına gelmiştir. Gizli olan geldi ve ne güzel geldi! Bir elinde bengisu, öbür elinde hürriyet fermanı. Bırakınız ve alınız; bırakınız, cihanda görüleni ve alınız, bağış elinin sunduğunu. Dünyanın bir eşini görmediği Kimse bugün göründü. Dostlar! Koşunuz, koşunuz. Dostlar! Dinleyiniz, dinleyiniz.

Destûrların edip eyledikleri, halkı Tanrı’dan uzaklaştırdı. Niyâzı bırakmışlar, hırsa sarılmışlar. Doğru yoldan sapmışken doğru yolda yürüyoruz sanıyorlar.Bugünde tanıklık edip insanları pâk Yezdâna kılavuzlasınlar diye onları tanık tutmuştuk.

 

Söyle: Ey Destûrlar! Uykudan uyanınız, baygınlıktan ayılınız. Hiç bir kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayanın buyruğunu can kulağı ile dinleyiniz. Gidişinizi Tanrı Günü’ne göre düzenleyiniz. Bugünün büyüğü ona denir ki, görür ve anlar. Bugünün küçüğü o kimsedir ki, Bilicinin sözünü işittiği halde anlamaz ve Yeni Dostu yeni kılıkta tanımaz.

 

Bilicilik Denizi dalgalanıyor, Görücülük Güneşi parlıyor. Ölmeyen Söyleyici’nin çağrısını işitip kendinizi yaraşmaz şeylerden arıtınız. Böyle yaparsanız, Yaratıcının konağında oturmaya layık olursunuz.

 

Söyle: Bugün, Tanrı aranıza gelmiş söz söylüyor. Yaklaşınız ve O’nun sözlerini can kulağı ile dinleyiniz. Söz, O’nun yüzünün peykidir. O’nun sözü sizi karanlıktan kurtarır, aydınlığa iletir.

Adını duyduk ve bu namede seni andık. Bu anış, bağış eliyle diktiğimiz bir fidandır. Çok geçmeden bu fidan boy salacak, büyüyecek, yemyeşil yapraklar ve güzel yemişlerle donanacaktır. Pâk Tanrı böyle buyurdu ve böyle yol gösterdi.

Odur güçlü ve görücü, Odur söyleyici ve bilici.

 

BOLLUKTA BOL VERİCİ DARLIKTA ŞÜKREDİCİ OL

 

Komşunun güvenine lâyık ol, ona güler yüzle bak. Fakirlere hazine, zenginlere öğütçü, yoksulların feryadına yetişici ol. Verdiğin sözün mukaddesliğini ihlâl etme. Hükmünde insaflı, sözünde çekingen ol. Kimseye haksızlık etme, herkese karşı halîm ol. Karanlıkta yürüyenlere lâmba, kederlilere sevinç, susuzlara deniz, darda kalanlara melce’, mazlumlara destek ve koruyucu ol. Her hareketinde doğruluk ve dürüstlük kılavuzun olsun. Gariplere yurt, dertlilere derman, mültecilere kale ol. Körlere göz, yolunu şaşırmışlara hidâyet meşalesi ol. Hakikat çehresine zînet, vefa alanına taç, hakseverlik mabedine direk, beşer cismine can, adalet ordusuna sancak, fazilet ufkuna yıldız, gönül toprağına şebnem, bilgi denizinde gemi, iyilik semasında güneş, hikmet tacında mücevher, asrın fezasında ay, tevazu ağacından meyve ol. Seni kıskançlık kızgınlığından ve adâvet soğuğundan korumasını Tanrı’dan dileriz. O, gerçekten yakındır ve çağıranlara cevap vericidir.

 

ODUR MUKADDES VE EBHA

 

Ey Rahmânın kulları! Sizlere eminlik, doğru sözlülük, vefalılık, izzet ve hikmet sahibi olan Tanrı’dan korkaklık tavsiye ederiz. Tanrı takvâsına yapışan kimse, bu yüce makamın ehlindendir. Gözünüz aydın ey Bahâ ehli ki; O gözler, benim yüceler yücesi ufkumu görmüştür. Ne mutlu sizin o kulaklarınıza ki; alemlerin Rabbı olan Tanrı’nın ayetlerini işitmek şerefi ile müşerref olmuştur. Bu mertebenin değerini biliniz. Hayatıma yemin olsun, göklerin ve yerlerin hazineleri bu mertebeye denk gelmez. O, kendi sevgisi etrafında söylediklerinizi işitir. Hikmet dolu mutlak emrindeki durumunuzu görür. O, kendi Sicn-i Âzâm’ında, sizin isimlerinizi Levih’e geçirecek şeyi anmaktadır. Söyle! Tanrı’ya yemin olsun, her şey her an sizlere müjde veriyor.N’olaydı bunu bir bilseydiniz.

 

İstikamet, istikamet, ayaklarınızın doğru yoldan sürçmemesine dikkat ediniz. Bu, benim en büyük vasiyetim ve aranıza bıraktığım en büyük emanetimdir.Onu iyi saklayınız, onu her zaman gözönünde bulundurunuz. Tanrı, benim bu sözüme tanıktır. Kendi fezamın içerisinde uçup, beyanımın şarabını içen dostlarıma, levhimde, varakamda, risalelerimde, sahife ve kitaplarımda, daima en yüce istikameti tavsiye etmişizdir. Buna, Benim kalemim, mürekkebim, parmağım, elim, kolum, kulağım, gözüm, saçlarım, üyelerim ve emanetle vasıflanmış benim konuşucu dilim şahittir.Biz, bu pek mühim mevzuu o kadar çok tekrarladık ki; parmaklarım arasında oynayan yüceler yücesi kalemi, nihayet Bana hitap ederek dedi ki;

"Ey zulüm altında hapishanelerde yaşatılan ve gizli âşikâr her şeye koruyucu kanat geren kimse! Görüyorum ki, Senin irade denizin, inşa Melekutunda söz söylerken, bütün sözlerine esas tutarak buyurduğun bir mevzua yönelmiştir. Senin izzetine yemin olsun Ey Kıdem Sultanı, ben kendimi, hayretler içinde görüyorum. Sen gerçekten herşeyi bilicisin. Her şeyden haberlisin. Ey alemlerin Mâksudu! Rica ederim anlayışımın üzerindeki perdeyi kaldır ve bana bundaki maksadını anlat, Senin en büyük levhinin ufkunda, Senin vasiyet güneşin doğduktan sonra, hiç mümkün mü ki, herhangi bir kimsenin ayağı Senin doğru yolundan kaysın."

Cevap verdik ve dedik:

 

"Ey benim yüceler yücesi kalemim! Senin vazifen Ulu ve Yüce Tanrının katından sana emrolunan şeylerle meşgul olmak, Senin yüreğini ve Benim hayranlık verici bu taze Emrimin çevresini dönen Firdevs Ehlinin yüreklerini yakıp kavuracak bir şey hakkında, Benden bilgi edinmeye çalışmaya. Bizim, senden gizli tuttuğumuz bir şeyi, senin öğrenmeye kalkışman, senin için münasip değil. Senin Rabbın sırların üstünü örtücüdür. Her şeyi bilicidir. Sen kendi nurlular nurlusu yüzünü Ulu Manzaraya çevir ve şöyle söyle:

 

Ey Râhman olan İlahım! Beyan göğünü eminlik, doğru sözlülük ve vefalılık yıldızlarıyla süsle. Sen gerçekten dilediğine muktedirsin. Tedbirli ve Keremli Tanrı ancak Sensin."

 

KERMİL LEVHİ

 

Celîl olsun bu Gün! Bu Gün, Rahmânın güzel kokulu merhamet yellerinin imkân dünyasına estiği gündür. Bu Gün, şanına geçmiş asır ve devirlerin yetişemeyeceği kadar kutlu bir gündür. Bu Gün, Kıdem Cemâlinin Kendi mukaddes makamına yöneldiği gündür. Kıdem Cemâlinin Kendi mukaddes makamına yönelmesi üzerine , bütün yaratıklar ve onların ötesinde Yüceler Zümresi yüksek sesle çağrıştılar: "Koş, ey Kermil koş! İşte İsimler Ülkesinin Sultanı ve göklerin yaradanı olan Rabbın Cemâli senin üzerine oturdu."

 

Bunu işiten Kermil Dağı sevincinden vecde geldi, sesini yükseltti ve haykırdı: "Ey gözlerini bana çevirip, adımlarını bana yöneltmek lütfunda bulunan! Canım Sana kurban. Ey ebedi hayat kaynağı! Ayrılığın beni bitiriyor, huzurundan uzak kalışım rûhumu yakıp kavuruyordu.

 

Hamdolsun Sana ki, çağrına icâbet etmeme beni muvaffak kıldın; Kendi Gününün hayat verici hoş kokusuyla ve Kendi Kaleminin heyecanlandırıcı sesiyle beni canlandırdın. Senin Kalemin, İsrafilin borusu. Her mukavemeti kıran mübarek Emrinin zuhuru saati çalınca, rûhundan Kendi Kalemine üfledin ve işte o anda bütün yaratık dünyasının temeli sarsıldı, bütün yaratıkların Mâliki olanın hazinelerinde saklı sırlar insanlara münkeşif oldu."

 

Kermilin bu haykırışı Yüce Makamımıza erişince cevap verdik: "Ey Kermil! Şükürler sun Rabba! Ayrılık ateşiyle yanıp kavrulduğun bir sırada huzurumun denizi senin karşında dalgalandı, seni ve bütün yaratıkları, görünür görünmez herşeyi sevinçle doldurdu. Sevin, şâd ol: Tanrı bu gün Kendi Tahtını senin üzerine kurdu, seni Kendi ayetlerinin matlaı, bürhânlarının maşrıkı yaptı. Ne mutlu senin çevreni dönenlere! Ne mutlu senin şanlı adını yayanlara! Ne mutlu Rabbın Allah’ın sana gösterdiği lütuf ve keremi birbirlerine anlatanlara! İmdi, celâl sahibi Rahmânın ismiyle ölümsüzlük kadehini alıp iç ve sana olan merhametinin bir nişanesi olmak üzere, kederini sevince çeviren Rabbına şükürler sun. O, Kendi tahtının makarrını, ayaklarının bastığı yeri, huzuruyla müşerref olan bu noktayı, nidasının yükseldiği bu mahalli, gözyaşları döktüğü bu mekânı gerçekten sever.

 

Ey Kermil! Siyon’a seslen ve şu müjdeyi ver: "Fani gözlerden nihân olan geldi. Onun herşeyi yenici hâkimiyeti meydana çıktı. Onun herşeyi kaplayan parıltısı ayan oldu. Sakın durma, duraklama. Koş, gökten inen Tanrı Şehrini tavaf et. Allah’ın in’âm ettiği kimselerin, saf yüreklilerin, mukarreb meleklerin secde ederek tavaf ettikleri bu Semâvî Kâbenin çevresini dön dolaş. Bu zuhurun müjdesini yeryüzünün her noktasına ve her şehrinegötürmeyi ne kadar isterdim! Bu zuhur, Sina’nın aşık olduğu zuhurdur. Onun ismiyledir ki, Yanar Çalı:’Yerin ve göğün padişahlıkları Rabların Rabbı olan Allah’a mahsustur’ diye çağırmaktadır. Hakikaten söylüyorum: Bu gün, kara ve denizlerin bu müjdenin sevinciyle çırpındıkları gündür. Ezelden beri bir çok şeyler fani akılların ve kalplerin idrakine sığmayan bir lütuf ve kerem eseri olarak bu Gün için saklanmıştır. Yakında Allah Kendi Gemisini senin üzerinde yüzdürecek ve isimler kitabında anılı Bahâ Milletini şühûd alanına çıkaracaktır. " Mukaddes olsun insan cinsinin Rabbı! Onun isminin anılmasıyla yerin bütün zerreleri titreşmiş, Ululuk Dili, Kendi bilgisinde gizli ve kudretinin hazinelerinde saklı şeyleri açığa dökmek için harekete gelmiştir. O, aziz ve yüce isminin gücüyle yerde gökte olanların mutlak hâkimidir.

 

Hz. ABDULBAHA’nın MÜNÂCÂTLARI

 

OSMANLICA MÜNÂCÂT (ASILLARI)

 

Huve’l-Ebhâ

 

Ey Yezdân-ı Mihribânım! Kusûrum çok ve amel-i mebrûrum yok. Günahkârım, bedkirdârım, gamgînim, bîtemkînim, bîçâreyim, âvâreyim, giriftârım, sitemkârım. Sen gafûrsun, Sen gayûrsun, Sen sabûrsun, Sen kâşif-i zılam-ı deycûrsun.

 

İlâhi, fazleyle, lutfeyle, kerem eyle, rahmetle muâmele eyle, gönülleri şâd eyle, canları âzâd eyle, ihsân müzdâd eyle.

A.A.

 

Huve’l-Ebhâ

 

Ey Rabb-ı Celîlim! Bu bir kenîz-i nâçîzdir. Dergâh-ı Ahâdiyyetine ilticâ ve âsitân-ı mukaddesine intimâ eyledi. Rahmân arar, gufrân arar, afv-ı günâhân ararç

Nûr-i îmân yüzünde ayân; maânî-î irfân sözünde nümâyân idi. Rûhunu pür fütûh eyle,”gönlünü mesrûr eyle ve şâdmân eyle.

Sen gafûrsun, Sen settâr-ı uyûbsun.

Abdu’l-Baha Abbas

 

Huve’l-Ebhâ

 

Ey benim çok sevdiğim; Rabbım seni mazhar-ı füyûzât-ı rahmâniye eyleye, Maşrık-ı âmâlden ve matlâ-ı ikbâlden gün doğdu ve Şuâ-ı cihânı kapladı. Gözleri olan, o envâr-ı müşâhede edip, esrâr-ı hakikatten behremend oldu ve nâ-bînâ olan mahrûm oldu, me’yûs oldu, merdûd, matrûd oldu.

Abdu’l-Baha Abbas

 

Huve’l-Ebhâ

 

Ey Cemâl-i Ebhâ’nın kulu! Şem’i hidâyet yanıyor, nûr-i inâyet parlıyor, ebr-i rahmet yağıyor, dürr-i güher, lü’lü-i, inciler saçıyor. Dâmânını aç ve bu gevher-i girân-bahâ’dan doldur ve saç.

Her biri gevher-i şâhvârdır, dürr-i âbıdârdır, cevher-i şebçirâğdır. Câna değer ve rûh-i revâna değer.

Abdu’l-Baha Abbas

 

Huve’l-A’zam

 

Ey Rabb-ı gafûrumuz, penâhımız, mahbûbumuz! Dergâh-ı Ahâdiyyetine sığınmış bîçareleriz ve âsitân-ı inâyetine ilticâ etmiş âvâreleriz. Lutf-i ihsânın cihânı ihâta ve her nimeti âmâde eylemiştir.Hikmeti anlaşılmıştır ve Hazret-i Rubûbiyetinin âsâr-ı bâhiresi feyz-i vücûddur ve i’tâ’i hakk-ı her mevcûddur. Biz bîçareleriz, âvâreleriz, üftâdeleriz, müstahakk-ı inâyetiz ve müstaidd-i riâyetiz, muhtâc-ı merhamet ve mevhibetiz. Te’yîdin oldukça, zaîf kavî olur, hakîr kebîr olur, zerre âftâb-ı dirahşân olur.

Yâ Rab! Te’yîd eyle ve tevfîk ihsân eyle, kalbimizi mesrûr eyle ve sadrımızı meşrûh eyle ve nefsimizi mağlûb eyle, Âhd-ü Misâk’ına bizi sâbit-kadem eyle.

A.A.

 

HUVALLÂH  

 

Ey Cemâl-i Ebha kulları ve gülzâr-ı muhabbetullâh bülbülleri! Siz mazharı iltifât ve inâyet-i Hazret-i Kibriyâsınız ve manzûr-ı nazar-ı Cenâb-ı Rabb-ı Ebhâ.

Allah’ın kapısında azîz ve makbûl kullarsınız. Şükrâne ile meşgûl olmak vâcibdir.

A.A.

 

HUVALLÂH  

 

Ey nûr-i hakîkatin meftûnu! Dünyada her bir nimetin zevâli, her bir rahatın melâli vardır. Ancak rızâ-yı Rahman bakidir, merzât-i Yezdân ber-karârdır. Nimet-i ebediyedir, rahmet-i sermediyedir. Hâl böyle bulunduğundan hemen rızâ-yı Hakkı aramalıdır, çünkü bu mevhibet ilâhidir.

A.A.

 

HUVALLÂH  

 

Ey İlâhi Mihriban! Ey Bahşende! Ey kâdiri Rahmân! Senin Âsitâının bendeleriyiz ve Senin himayei ferdâniyyetinin sâyesine ilticâ etmişiz. İnâyet Güneşin cümlenin üzerine doğmuştur. Rahmet yağmuru, mekremet bulutları cümleye feyyâzdır.

 

İnâyetin cümleyi müstağni kılmış, rız⒠ve lika’na layık olmak cümlesinin rızkıdır. Cümlesi Senin Rahmânîyet ve ihsânına lâyıktır.

 

Ey Tavana, nuru ebedî ihsân et. Kalpleri hidâyet nuruyla rûşen kıl. Canlara meserredi sermedi inâyet eyle. Rûhları taze bir hayat bezlet ve rahmeti ezeliyyeye lâyık kıl. Vücûhû nâsa bilicilik kapılarını aç, vicdanları iman nuruyla tenvîr eyle ve cümleyi kendi sâyei himayetinde hıfzeyle. Ta ki, bir denizin dalgaları olalar ve bir ağacın meyveleri olalar. Bir heymenin gölgesine geleler, bir çeşmeden nûş edeler, bir nesîmden ihtizâz ve feraha geleler ve bir güneşten feyz alalar.

Sensin mu’tî, Sensin gafur, Sensin kadîr.

Abdu’l-Baha

 

HUVALLÂH  

 

Ey çemen-i irfânın nev-nihâlleri! Dergâh-ı Hazret-i Ahâdiyete, lisân-ı şükrâne ile hamd-ü sitâyiş vâcibdir ki, hamdolsun sebîl-i necâte hidâyet ve tarîk-i hakikate delâlet hâsıl oldu. Bu mevhibet-i Bârî ve inâyet-i târî, baki ve nimet-i vâfîdir. Bu rahmete karşı, şükrân lâzım, iz’ân lâzım, îkan ve itmînân lâzım.

Abdu’l-Baha Abbas

 

Hz. ABDULBAHA’dan TERCÜME MÜNÂCÂTLAR

 

EY MERHAMETLİ ALLAH!

 

Bana, bir ayna gibi, muhabbetinin nuru ile mütenevvir bir kalp ihsân et. Bana, manevi inâyetinle, cihanı gülistâna tebdîl edecek düşünceler ilhâm et.

Sen merhametlisin. Sen şefkatlisin. Sen keremkârsın.

Abdulbaha Abbas

O TANRIDIR!

 

Ey Kudretli! Ben günahkârım, Sen affedicisin. Ben hatalarla doluyum, Sen merhametle dolusun. Ben günahımın karanlığına boğulmuşum, Sen gufrân nurusun.

O halde, ey Bağışlayan! Günahlarımı affet. Bağışını saç, kusurlarıma bakma. Bana sığınacak bir yer ver. Beni, sabrının ırmağına daldır. Beni, bütün hastalıklardan kurtar. Beni arıt. Beni takdîs eyle. Kutsal bağışlarından bana bir pay ver ki, üzüntü ve kederim yok olsun; yerine sevinç ve neşe gelsin. Ümitsizlik, sevinç ve güvence dönsün.Cesaret, korkunun yerini tutsun.

Sen affedicisin. Sen merhametlisin. Sen bağışlayıcısın. Sen sevgilisin.

Abdulbaha Abbas

 

O TANRIDIR!

 

İlâhi! Sana nasıl şükredelim, Senin nimetlerin sonsuzdur. Şükürlerimiz ise mahdûttur. Mahdût, gayr-i mahdûda nasıl şükredebilir, lûtuflarına şükretmekten aciziz.

 

Bütün aczimizle, Senin melekûtuna yöneliyor ve nimetlerini, bağışlarını arttırmanı diliyoruz.

Verici, bağışlayıcı ve güçlü Sensin.

Abdulbaha Abbas

 

O TANRIDIR!

 

Ey Tanrıya yönelen; Gözünü ondan başkasına kapat ve Ebha Melekûtuna aç. Her ne dilersen, Ondan dile ve her ne istersen Ondan iste. Bir bakışla; yüzbin ihtiyacını temin eder ve bir iltifât ile yüzbin dermansız derdine ilaç ve bir teveccüh ile yaralara merhem olur, bir nazarla, kalpleri gamdan azâd eder.

 

Her ne yapsa O yapar. Biz ne yapabiliriz. O; istediğini yapar ve istediği gibi hükmeder. O halde, Rahîm olan Rabba teslim ol ve tevekkül et.

Bahâ üzerine olsun.

A.A.

 

O TANRIDIR!

 

Ey merhametli ve yarlıgayıcı! Kullarını koruyan Sensin. Bütün sırları bilicisin. Biz hepimiz aciziz. Sen muktedir ve kuvvetlisin. Biz hep günahkârız, Sen günahları bağışlayıcı, merhametli ve esirgeyicisin. Ey Tanrım! Kusurlarımıza bakma. Kendi fâzıl ve kereminle muamele eyle. Hatalarımız pek çoktur; fakat Senin rahmet denizin sonsuzdur. Aczimiz pek fazla; lâkin senin teyîd ve tevfîkin ve bağışın âşikârdır.

 

O halde, bizleri kendi dergâhına yaraşır hallere muvaffak buyur ve teyîd eyle. Yüreklerimizi aydınlat. Gözleri görür ve kulakları işitir yap. Ölüleri dirilt, hastalara şifa bağışla. Yoksulları varlıklı kıl. Korkaklara emniyet bağışla ve bizleri kendi Melekûtuna kabul buyur. Hidâyet nurunla aydınlat.

 

Sensin kuvvetli ve kudretli. Sensin Kerîm. Sensin Rahîm. Sensin şefkâtli.

Abdulbaha Abbas

 

HUVALLAH  

 

Ey Kerîm Allah! Sen, bütün beşeriyeti bir kökten yarattın. Hepsinin bir aileye mensup olmasını istedin. Hepsi mukaddes huzurunda Senin kullarındır. Bütün beşer Senin çadırına sığınmış, Sana mahsus nimet sofrasının etrafına birikmiştir.Hepsi nuru inâyetinle münevverdir.

 

İlâhi! Sen cümlesine karşı lûtufkârsın.Cümlesinin rezzâkı, cümlesinin ilticâgâhısın. Hepsine hayat ihsân edersin. Her birine ve kâffesine kabiliyet ve idrak verdin. Hepsini rahmet denizine batırdın. Ey Kerem Sahibi! Onları birleştir. Dinler ittifak etsin. Milletler bir millet olsun. Şöyle ki; kendilerini bir aile, bütün kürre-i arzı bir vatan bilsinler ve tam bir ahenk içerisinde yaşasınlar.

 

İlâhi! İnsanlığın birliği bayrağını yükselt.

İlâhi! Umumi sulhu tesis et.

İlâhi! Kalpleri birbirine bağla.

İlâhi! Hoş kokulu muhabbetinle kalplerimizi ferahlandır. Hidâyet nurunla gözlerimizi nurlandır. Terâneyi beyanınla kulaklarımızı okşa. Cümlemizi inâyetinin kalesinde muhafaza buyur.

Sen kuvvetlisin. Sen bağışlayıcısın. Sen ayıpları örtensin.

Abdulbaha Abbas

 

HUVALLAH

 

Ey Şefkâtli Allah! Bu topluluk Sana yönelerek münâcât ediyor. Sonsuz huşû’ ile Melekûtuna bakıyor ve Senden af ve gufrân diliyor.

 

Allahım! Bu topluluğu muhterem eyle, bu nüfusu mukaddes eyle. Hidâyet nurunu yay, kalpleri münevver buyur ve insanları müjdele. Herkesi kendi Melekûtuna kabul buyur ve iki dünyada berhudâr et.

 

Allahım! Biz zelîliz, aziz buyur. Aciziz, kudret ihsân eyle.Fakiriz, Senin hazine-i Melekûtundan doyur. Alîliz şifa inâyet et.

 

Allahım! Kendi rızâ’na eriştir. Fena nefsimizi dünya bağlılıklarından kurtar, mukaddes eyle.

Allahım! Bizi Kendi sevginde sabit et. Bütün insanlara şefkâtli kıl. Bütün alemi insaniyete hizmet etmek için muvaffak eyle ki; bütün kullarına hüzmet edelim, bütün kullarını sevelim, bütün beşeriyete müşfik olalım.

 

Allahım! Sen muktedirsin. Sen Rahmetlisin. Affedicisin ve büyüksün.

A.A.

 

Hz. ŞEVKİ RABBANİ’nin MÜNÂCÂTLARI

 

HUVALLAH

 

Ey Kudretli Allah! Sen şahidsin ki, bu uzun ve karanlık gecede, bu kimsesiz aşıkların başına neler geldi ve bu uzun yıllarda Güzel Yüzünün ayrılışı anından beri, sır ehli nasıl yanıp yakılmaktadır.

 

Ey Kudret Sahibi! Rahmet civarının âvârelerinin düşkünlük ve bîçâreliklerini beğenme. Zorlu gücünle, bu bir avuç zayıfa yardım et. Acizlerini, cihanda aziz ve kudretli kıl. Bu kol ve kanatları kırıkların emellerini tahakkuk ettirerek, başlarını yükselt ve onlara övünç bağışla; ta ki, bu birkaç günlük yaşayışımızda, fani gözlerle kutsal dinin yükselişini ve izzetini görelim. Sevinç dolu bir gönül ve müjdeli bir rûhla, Senin yönüne uçalım.

 

Bilirsin ki; Senden sonra hiç bir ad ve san istemiyoruz ve artık bu fani alemde sevinç, ferahlık ve bahtiyarlık arzu etmemekteyiz. İmdi, vaadine vefa et. Bu hasta gönüllerin rûhlarına yeni bir neşe bağışla, gözleyen bakışlarını aydınlat. Yaralı kalplerin yaralarını umdur. Aşk şehrinin kervanlarını, istekleri olan menzilin başına sür’atle ulaştır ve ayrılık dertlilerini buluşma meydanına çek. Çünkü, bu değersiz dünyada, Emrinin zafer ve başarısından başka bir şey istemiyoruz. Gönüllerde, Ulu Rahmetinin civarında buluşmak ümidi, haberinden özge bir şey yoktur.

Şahid Sensin, dayanılacak Sensin ve bütün bu günahsızların yardımcısı Sensin.

Âsitân’ın Kulu Şevki

 

HUVALLAH

 

Rabbımız! Penâhımız! Gamlarımızı, vaad ettiğin bağışlayıcı güneşin aydınlığı ile gidert. Acılarımızı, âşikâr olan yardım meleklerini indirtmekle hafiflet. Gözlerimizi, Ulu Emrinin ayetlerinin müşahedesi ile aydınlat.

 

Ey Tanrı! Bizlere katından sabır inâyet buyur.

Ey Tanrı! Saadet ve ferahlık kapılarını yüzlerimize aç, sevinç tatlılığını bizlere tattır, bizleri kitap ve levihlerindeki vaad ettiğine yükselt.

 

Ey Allahımız! Bu zulüm ve isyanlar ne zamana kadar?Bu cevr ve düşmanlıklar ne vakte kadar? Acaba, Senden başka bir sığınacak yerimiz var mıdır? Hayır yoktur.

 

Rahman olan hazretine yemin ederiz ki, Sen çaresizlerin koruyucususun, bîçârelerin duasını işitensin.

 

Ey Ebha Rabbımız! Kendi fazlınla bizleri koru. Ey Alemlerin İsteği ve Bağışlayıcıların Bağışlayıcısı! Arzularımızda, sen bizleri meyûs etme.

Âsitân’ın Kulu Şevki

 

HUVALLAH

 

Ya Rab! Bizleri, yüce Emirini iyice tanımaklığa, bağışlayıcı huyunla bezenmeğe ve sağlam yolunda ilerlemeğe, başlangıcı ve sonu olmayan bağışın ve her yanı kaplayan keremine muvaffak kıl.

 

Bağışlayıcı Sensin. Merhametli ve Kerîm Sensin.

Âsitân’ın Kulu Şevki

 

ÖZEL DUALAR

 

BÜYÜK NAMAZ

 

YİRMİ DÖRT SAATTE BİR KEZ KILINMAK ÜZERE

 

Namazı kılan kimse ayağa kalksın ve Allah’a yönelsin. Ayakta yerinde dururken, Rahman ve Rahim Rabbının bağışını bekliyormuş gibi sağa ve sola baksın. Sonra desin:

 

Ey İsimlerin İlahı ve göğün Yaradanı! Namazımı Cemalini görmekten beni alıkoyan perdeleri yakacak bir ateş ve beni Senin Vuslat denizine yönlendirecek bir ışık yapmanı, Yüceler Yücesi ve Nurlular Nurlusu görünmeyen Özünün Doğuş Yerleri olanların hatırı için Sen’den dilerim.

  

Sonra ellerini kutlu ve yüce Allah’a yalvarı için yukarı kaldırsın ve desin:

 

Ey alemin Maksudu ve ümmetlerin Mahbubu! Sana yöneldiğimi, özgenden kesilmiş ve hareketiyle bütün varlıkları harekete geçiren ipine yapıştığımı görüyorsun. Ey Rabbım! Ben Senin kulunum ve kulunun oğluyum. Senin istek ve irade ellerin arasında ayağa kalkmış, emrine hazır duruyorum ve Senin hoşnutluğundan başka bir isteğim yoktur. Kuluna sevdiğin ve hoş gördüğün gibi davranmanı Rahmet Denizin ve Fazıl Güneşin hatırına Senden dilerim.Senin, anılmaya ve övülmeye gerek olmayan kudretine yemin olsun ki, Senden zuhur eden her şey, kalbimin arzusu ve gönlümün sevgilisidir. İlahi, İlahi! Emel ve amellerime değil, gökleri ve yeri kaplayan iradene bak. Ey ümmetlerin Maliki! Senin İsm-i Azam’ına yemin olsun ki, sadece Senin istediğini istedim ve yalnızca Senin sevdiğini sevdim.

 

Sonra secde ederek (diz çökerek ve alnı yere değinceye kadar eğilerek) desin:

  

Sen, Kendinden başkasının tanımlamasından ve Senden başkasının idrakinden münezzehsin.

 

Sonra ayağa kalksın ve desin:

 

Ey Rabbım! Namazımı, Senin hakimiyetin sürdükçe yaşamamı ve Seni alemlerinin her birinde anmamı sağlayacak yaşam kevseri kıl.

 

Sonra yine ellerini yalvarı için yukarı kaldırsın ve desin:

 

Ey, aysılığından ötürü kalplerin ve ciğerlerin eridiği ve sevgisinin ateşiyle tüm dünyanın tutuştuğu Kimse! Ey tüm insanlara hükmeden Kimse! Sende olandan beni mahrum buyurmamanı, tüm yaratık alemine boyun eğdiren İsmin hatırına Senden diliyorum. Ey Rabbım! Bu garibin Senin azamet çadırlarının gölgesinde ve rahmetinin yakınında bulunan en yüce yurduna koştuğunu; bu günahkarın Senin bağışlama denizini; bu zelilin Senin izzet alanını; ve bu fakirin Senin zenginliğinin ufkunu aradığını görüyorsun. İstediğini emretme yetkisi Senindir. Tanıklık ederim ki, Sen yaptıkları övülen buyruklarına itaat edilen ve emrinde özgür olansın.

 Sonra ellerini kaldırsın ve üç kez tekbir getirsin (Allah’u Ebha’yı üç kez tekrarlasın). Sonra kutlu ve yüce allah’ın önünde rüku için eğilsin (belini öne doğru bükerek ellerini dizlerine koysun) ve desin:

 

Ey İlahım! Ruhumun, Sana tapmak özlemiyle ve Seni anıp, ululamak iştiyakıyla uzuvlarımda ve organlarımda nasıl titrediğini; Emir Dilinin, Senin beyan melekutunda ve ilim ceberutunda tanıklık ettiğine, onun da tanıklık ettiğini görüyorsun. Ey Rabbım! Kendi fakirliğimi ispat edip, Senin bağışını ve zenginliğini yüceltmek, kendi güçsüzlüğümü gösterip Senin güç ve kudretini ortaya çıkarabilmek için, Sende olanın hepsini bu halde Senden dilemek istiyorum.

 

Sonra doğrulup yalvarı için ellerini iki kez kaldırsın ve desin:

 

Senden başka Aziz ve Kerim İlah yoktur. Başlangıçta ve sonda Senden başka Emredici İlah yoktur. İlahi, İlahi! Affın beni cesaretlendirdi, Rahmetin beni güçlendirdi, Çağrın beni uyandırdı ve Fazlın beni kaldırıp Sana kılavuzladı. Yoksa ben kim oluyorum ki, Senin yakınlık şehrinin kapısı önünde durayım veya yüzümü Senin irade göğünün ufkundan parlayan ışıklara çevirmeye cesaret edebileyim?Ey Rabbım! Bu miskin yaratığın fazıl kapını çaldığını ve bu faninin Senin bağış ellerinden ebedi yaşam kevserini aradığını görüyorsun. Emir her zaman Sendedir, Ey isimlerin Mevlası; Her bir halde teslim olmak ve rıza göstermek ise benden, Ey göklerin Yaradanı!

 

Sonra ellerini üç kez kaldırsın ve desin:

 

Allah her azametliden daha azametlidir!

 

Sonra secde etsin (diz çöksün ve alnı yere değinceye kadar eğilsin) ve desin:

 

Sana yakın olanların zikrinin, Senin yakınlık göğüne çıkamayacağı veya Sana içtenlikle bağlı olanların gönül kuşlarının, Senin kapının avlusuna ulaşamayacağı kadar yücesin. Senin tüm isimlerden münezzeh olduğuna tanıklık ederim. Yüceler Yücesi ve Nurlular Nurlusu İlah ancak Sensin.

 

Sonra otursun ve desin:

 

Yaratılmış her şeyin, Mele-i Ala’nın, en yüce Cennet’in ve onun da ötesinde en nurlu Ufuk’tan Azamet Dili’nin tanıklık ettiğine ben de tanıklık ederim ki, Sen Allah’sın, Senden başka İlah yoktur ve zahir olunan Kimse Gizli Sır’dır, Hazine’nin Remzi’dir ve O’nun vasıtasıyla O ve L harfleri birleşmiş ve kaynaşmıştır. Adı, Kalem-i Ala tarafından yazılan ve arşın ve yerin Rabbı olan Allah’ın Kitaplarında sözü edilen Kimse’nin O olduğuna tanıklık ederim.

 

Sonra ayakta dik dursun ve şöyle desin:

 

Ey varlığın İlahı ve görünen ve görünmeyen Her Şeyin Sahibi! Gözyaşlarımı ve ah çekişimi görüyorsun, sızlanışımı, feryadımı ve kalbimin iniltisini işitiyorsun. İzzetine yemin olsun! Suçlarım Sana yakın gelmekten beni alıkoydu; günahlarım Senin kutsiyet alanına girmeme engel oldu. Ey Rabbım! Sevgin beni perişan etti, Senden ayrı olmak beni bitirdi ve Senden uzak olmak beni yaktı. Senin bu çöldeki ayak izlerinin ve seçkinlerinin bu uçsuz bucaksız yerde söyledikleri "Lebbeyk. Lebbeyk" sözlerinin, Vahyinin esintilerinin ve Zuhur Fecri’nin tatlı rüzgarlarının hatırına Sana yalvarıyorum ki, Cemalini ziyaret etmemi ve Kitap’ında olan her şeye uymamı takdir eyle.

 

Sonra üç kere tekbir getirsin (Allah’u Ebha’yı üç kez tekrarlasın) ve rüku ederek (belini öne doğru bükerek ellerini dizlerine koysun) ve desin:

 

Ey İlahım! Sana hamdolsun ki, Seni hatırlamama ve Seni övmeme yardım ettin, ayetlerinin Doğuş Yeri olan Kimse’yi bana tanıttın, Rablığının önünde eğilmemi, Uluhiyetin önünde alçak gönüllü olamamı ve Azamet Dili’nden çıkanları itiraf etmemi sağladın.

 

Sonra doğrulsun ve desin:

 

İlahi, İlahi! İtaatsizliğim belimi büktü ve gafletim bei mahvetti. Ne zaman kötü amelimi ve Senin iyiliğini düşünsem, ciğerim erir ve kanım damarlarımda kaynar. Ey alemin Maksudu! Cemaline yemin olsun ki, yüzüm Sana yönelmeye utanıyor ve ümit ellerim Senin kerem göğüne kalkmaya sıkılıyor. Ey İlahım! Gözyaşlarımın seni hatırlamaktan ve Seni övmekten beni nasıl alıkoyduğunu görüyorsun, Ey arşın ve yerin Rabbı! Melekutunun ayetlerive ceberutunun sıları hatırına Sana yalvarıyorum ki, dostlarına Senin keremine yaraşır ve inayetine yakışır biçimde davran, Ey varlığın Maliki ve görünen ve görünmeyenin Sultanı!

 

Sonra üç kere tekbir getirsin (Allah’u Ebha’yı üç kez tekrarlasın) ve secde ederek (alnını yere değdirerek diz çöksün) ve desin:

 

Ey İlahımız! Bizi Sana yaklaştıracak şeyi bize gönderdiğin ve Kitaplarında ve Sahifelerinde indirdiğin bütün iyi şeyleri bize verdiğin için Sana hamdolsun. Ey Rabbım! Bizi kuşku ve şüphelerin askerlerinden korumanı Senden diliyoruz. Sen, gerçekten de, Kudretli ve Her Şeyi Bilen’sin.

 

 Sonra başını kaldırsın, otursun ve desin:

 

Ey İlahım! Seçkinlerinin tanıklık ettiğine ben de tanıklık eder, en yüce cennet sakinlerinin ve azametli Arşını tavaf edenlerin itiraf ettiğini ben de itiraf ederim. Mülk ve melekut Senindir, ey alemlerin İlahı!

 

ORTA NAMAZ

 

HER GÜN SABAH, ÖĞLE VE AKŞAM KILINMAK ÜZERE

 

Namaz kılmak isteyen kimse ellerini yıkasın ve yıkarken şöyle desin:

 

İlahi! Elimi öyle kuvvetlendir ki, Kitabını bütün dünyanın ordularının onu durduramayacağı bir istikametle tutabilsin. Onu kendinin olamyan şeylere tasarruftan koru. Sen, gerçekten de. Aziz ve Güçlüsün.

 

Ve yüzünü yıkarken desin:

 

Ey Rabbım, yüzümü Sana çevirdim! Onü Senin Yüzünün nurlarıyla nurlandır. Onu Senden başkasına yünelmekten koru.

 

Sonra ayakta durarak Kıble’ye (Tapınma Noktası, yani Behci, Akka) dönsün ve desin:

 

Allah Kendisinden başka İlah bulunmadığına tanıklık etti. Emir ve varlık alemleri O’nundur. O, gerçekten de, Zuhur’un Doğuş Teri olanı, Tur’da konuşanı izhar etti. O’nun zuhuruyladır ki, Yüce Ufuk parladı ve Sidret-ül Münteha dile geldi ve "Mülk ve melekutun Maliki işte geldi. Yer ve gök, izzet ve ululuk tüm insanların Mevlası ve arşın ve yerin Sahibi olan Allah’ındır!" nidasını gökte ve yerde yükseltti.

 

Sonra rüku etsin (belini öne doğru bükerek ellerini dizlerine koysun) ve desin:

 

Benim anmamdan ve başkasının anmasından, benim nitelendirmemden ve göklerde ve yerlerde olan herkesin nitelendirmesinden münezzehsin!

 

Sonra avuçları yüzüne dönük bir biçimde elleri açık olarak ayakta dursun ve desin:

 

Ey İlahım! Yalvaran parmaklarla rahmet ve inayet eteklerine yapışanı hayal kırıklığına uğratma, Ey rahmet edenlerin En Rahmetli’si!

 

Sonra otursun ve desin:

 

Senin birliğine ve tekliğine, Senin Allah olduğuna ve Senden başka İlah bulunmadığına tanıklık ederim. Sen, gerçekten de, Emrini gösterdin, Ahdini yerine getirdin ve inayet kapını göklerde ve yerlerde oturan herkese açtın. Salat, selam, tekbir ve baha, dünya işlerinin Sana yönelmekten alıkoymadığı ve kendilerinde olan her şeyi Sende olanı elde etmek umuduyla feda eden dostlarına olsun. Sen, gerçekten de, Affedici’sin, Kerim’sin.

(Bir kimse uzun ayetin yerine:"Tehlikeden Koruyan ve Kendi Kendine Var Olan İlah, Kendisinden başka Allah bulunmadığına şahadet etti" demek isterse yeterlidir. Aynı şekilde, oturuyorken: "Senin birliğine ve tekliğine, Senin Allah olduğuna ve Senden başka bir İlah bulunmadığına tanıklık ederim" demek isterse yeterlidir.)

 

KÜÇÜK NAMAZ

 

YİRMİ DÖRT SAATTE BİR KEZ, ÖĞLE VAKTİ OKUNMAK ÜZERE

 

İlahi! Beni, Seni tanımak ve Sana tapmak için yarattığına tanıklık ederim. Şu anda kendi aczime ve Senin kuvvetine, kendi zayıflığıma ve Senin güçlülüğüne, kendi fakirliğime ve Senin zenginliğine şahadet ederim. Senden başka Tehlikeden Koruyan ve Kendi Kendine Var Olan ilah yoktur.

 

CENAZE NAMAZI

 

Ey İlahım! Bu Senin kulun ve Sana ve ayetlerine inanıp, Senden başka her şeyden tümüyle koparak, yüzünü Sana dönen kulunun oğludur. Sen, gerçekten de, rahmet edenlerin en rahmetlisisin.

Ey günahları affeden ve ayıpları örten! Ona cömertlik göğüne ve lütuf denizine yakışanı yap. Yer ve gökten önce varolan yüce rahmetinin yakınına girmesi için ona izin ver. Affedici ve Cömert olan Sen’den başka İlah yoktur.

 

Sonra tekbirlerle başlasın. Her bir " Alla’u Ebha "tekbirinden sonra aşağıdaki ayetlerin birini sırayla ondokuz kez tekrarlasın.

 

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah’a ibadet edenlerdeniz.

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah’a secde edenlerdeniz.

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah’a itaat edenlerdeniz.

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah’ı ananlardanız. 

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah’a şükredenlerdeniz.

Biz hepimiz, gerçekten de, Allah için sabredenlerdeniz.

 

(Vefat eden kimse kadın ise şöyle desin: "Bu Senin cariyen ve Sana ve ayetlerine inanıp, ...yüzünü Sana dönen cariyenin kızıdır... ")

 

"Ha" GÜNLERİNDE OKUNACAK MÜNÂCÂT

 

ULU ADIMLA

 

Ey Tanrım! Ey Ateşim! Ey Işığım! Ey İsimlerin Mâliki! Kitabında "Ha Günleri" dediğin günler işte geldi.Yaratık dünyasında bulunanlara Yüce Kaleminle ödev kıldığın oruç günleri yaklaştı. Herkese civarında bir yurt ve yüzün nurunun belirdiği yerde bir barınak ver. Bunu Senden, günler ve bu günlerde Senin buyruk ipine ve hüküm kulpuna yapışanlar yüzü hürmetine dilerim. Rabbım! Bunlar, nefsani arzulara değil, Kitabında indirdiğin buyruklara uyan kullardır. Onlar, Senin buyruğuna boyun eğmişler; Senden aldıkları kuvvetle Kitabını tutmuşlar; Senin katından emrolunanı yapmışlar; kendileri için indirileni ihtiyar etmişlerdir.

Rabbım! Senin levihlerinde indirdiğin her şeyi kabul ve itiraf ettiklerini görüyorsun.

Rabbım! İhsân elinle onlara beka kevserinden içir. Onlara, lika’ denizine dalıp, vuslat şarabına erenlerin mükâfatını yaz. Ey yüreği memlûklere acıyan Melîkler Melîki! Sen, onlara bu ve öbür dünyanın bütün iyi şeylerini takdir et. Yaratıklarından hiç birinin bilmediği şeyi, onlar için yaz. Onları, Senin çevrende dönenlerden ve bütün alemlerinde Senin tahtın etrafında dönecek olanlardan eyle.

Sen güçlüsün, bilicisin, her şeyden haberlisin.

 

ORUÇ GÜNLERİNDE OKUNACAK DUA

 

O AZİZDİR, MENNÂNDIR

 

Ey Kudreti cihanları saran merhametli Tanrı! Bağış definelerinde gömülü ve cömertlik hazinelerinde saklı, göz görmedik incilere kavuşmak ümidiyle, Seni anmak ve Seni övmek için seherleri uykudan kalkan, emir emir ve iradene uyarak gündüzleri oruç tutan bu kul ve kölelerini görüyorsun. Ey kâinatın dizginini elinde, isim ve sıfat Melekûtu’nu avucunda tutan! Kullarını bu Gününde merhamet bulutundan yağdırdığın yağmurlardan mahrum buyurma; onları hoşnutluk denizinin serpintilerinden uzak tutma.

 

Ey Rabbım! Zerreler Senin kudret ve saltanatına, ayetler Senin azamet ve iktidarına tanıklık ediyor. Ey alemin İlâhı! Ey kıdemin Maliki! Ey ümmetlerin Sultanı! Buyruklarının ipine yapışan, Senin irade semandan görünen ahkâmına derhal baş eğen kullarına Sen acı.

 

Ey Rabbım! Görüyorsun ki gözleri Senin inâyet ufkuna dikilmiş, kalpleri Senin lûtuf denizine yönelmiş, sesleri Senin Ebha adınla yüce Makamdan yükselen Sesine boyun eğmiştir.

Ey Rabbım! Sende olana kavuşmak ümidiyle kendilerinde olanı bir yana atan, dünyayı bırakıp Senin ufku Alâ’na (En yüce Ufkuna) yönelmeleri yüzünden türlü belâ ve felaketlerle karşılan dostlarına Sen yardım eyle.

 

Ey Rabbım! Onları nefis ve hevânın saldırışlarından koru ve her iki dünyada işlerine yarayacak şeylere muvaffak eyle.

 

Ey Rabbım! Yaratık dünyasında yüksek sesle nida edip herkesi Sidret’ül Müntehaya ve öteler ötesi Makama çağıran, o gizli ve saklı İsmin yüzü hürmetine dilerim ki; gerek bizim ve gerek bütün insanların üzerine, merhamet bulutundan dökülen yağmurlarını yağdırasın. Yağdır ki; Senden başkasının zikrinden arınalım ve fâzıl denizinin kıyısına yaklaşalım.

 

Ey Rabbım! Rûhlarımızı Ceberût’unda, isimlerimizi Melekût’unda, cesetlerimizi koruyucu kalende ve cisimlerimizi İsmet Hazinende ibka’ edecek şeyi, bizim için Kalem-i Alâ’n ile yaz. Senin, her olmuş ve olacak üzerine mutlak iktidarın var. Senden özge müheymin ve kayyûm İlâh yoktur.

 

Ey Rabbım! Eller, Senin cömertlik ve kerem göklerine kalkmış, onları bağış hazinelerinden doldurmadıkça geri döndürme. Ey Rabbım! Bizim, babalarımızın ve analarımızın suçlarını bağışla. Senin bağış okyanusundan umduğumuzu bizlere ihsân eyle. Ve sonra Ey Sevgilimiz! Senin yolunda işlediğimiz şu ameli kabul buyur.

Güçlüsün, yücesin, teksin, birsin, yarlıgayıcısın, acıyıcısın.

 

ORUÇ LEVHİ

 

AKDES VE EBHA OLAN TANRININ ADIYLA

 

Ey İlâhım! Bu günler, orucu kullarına farz kıldığın günlerdir. Onunladır ki, Sen kendi yaratıkların arasında buyruklar kitabının dibâsını süsledin ve yine onunladır ki, Sen kendi hükümlerini ihitv⒠eyleyen sahifelerini, yerinde ve göğünde olanlar için donattın. Bu günlerin her bir saatini, Senin bütün şeyleri kavrayan bilginden başka bir şeyin kavramayacağı bir meziyet ile mümtâz kıldın. Senin kaza levhinde ve takdir kitaplarında her bir kimse için bu günlerden birpay ayırdın. Onların her bir yaprağını, hiziplerden bir hizbe tahsis ettin ve aşıklar için seherleri zikrin kadehini takdir buyurdun.

 

Ey Rabların Rabbı! Bu Senin kulların, Senin marifetinin şarabıyla öylesine sarhoş olmuşlardır ki, Seni anıp övmek iştiyâkı ile yataklarında yatamıyor ve Senin yakınlığını aramak sevdasıyla uyku yüzü görmüyorlar. Onların gözü daima Senin lûtuf maşrıkında ve yüzü Senin ilham matlâında olmuştur. İmdi, bizim üzerimize ve onların üzerlerine, Senin fâzıl ve kerem göğüne yaraşanı kendi rahmet bulutundan yağdır.

 

Sübhansın Sen! Bu saat, kendi cömertlik kapılarını yaratıklarına ve kendi inâyet alanını kendi arzında bulunanlara aötığın saattir. Kanları, Senin yolunda dökülenlerin, Senin mülâkatın iştiyâkıyle her bir yönden el çekenlerin, bedenlerinin her bir cüzüne Senin için temcîd ilâhileri okutacak derecede Senin vahiy kokularına meftun olanların yüzü hürmetine dilerim ki, bizleri bu Zuhurda takdir buyurduğun şeylerden mahrum kılma. Bu öyle bir Zuhur ki, Sina Dağı üzerindeki ağacın bir zamanlar, Senin Kelim’ine söylediğini bugün her bir ağaca söylettiriyor ve bir zamanlar Habîbin Muhammed’in avucunda çakıl taşlarının tesbîh ettiğini bugün her bir taşa tesbîh ettiriyor.

 

İlâhi! Bu kullar Kendine muâşır ve Zatının Matlaına muvanis kıldığın kullarındır. Senin meşiyyet yellerin onları dağıtmışken, Sen onlara nihayet Kendi rahmet kubbelerinin altında yer verdin. Onları bu yüce makama yaraşan şeylere muvaffak buyur. Rabbım! Sen onları, Sana yakın bulur iken, Senin tal’atını ziyaretten memnû’ ve Senin vuslatınla mesut iken, Senin mülâkatından mahrum kılınmış kimselerden eyleme.

Rabbım! Bu kullar, Seninle beraber bu Sicn-i Azâma girip Senin buyruklarını ve hükümlerini ihtiv⒠eden levihlerinde ve sahifelerinde kendilerine emir buyurduğun vechile oruç tutmuş olan kullardır. İmdi, onları Sana hoş gelmeyecek şeylerden temizleyecek ve bu suretle Sana samimiyetle yapışıp Senin özgenden kesilecek şeyleri, Sen onların üzerine indir.

Ya İlâhi! Sen Kendi fazlına yaraşanı ve cömertliğine yakışanı bizim üzerimize indir. Sonra, ya İlâhi! Hayatımızı, Senin zikrinle ve memâtımızı, Senin muhabbetinle kıl. Ve sonra, bizlere Senin nefsinden özgesinin muttali olmadığı alemlerinde, Kendi lika’nı nasip eyle. Sen gerçekten bizim Rabbımızsın ve alemlerin Rabbısın. Sen, bizim ilâhımızsın ve yerlerde , göklerde olanların İlâhısın.

 

İlâhi! Senin günlerinde Senin doslarının başına neler geldiğini görüyorsun. Senin izzetine yemin olsun; hiç bir toprak yok ki, Senin seçkinlerinin feryad ve figanı onda yükselmesin. Müşrikler, onların kimisini Senin kendi memleketinde esir ettiler. Sana yakın gelmekten ve senin izzet sahana girmekten meneylediler. Kimisi, Sana yakın geldikleri halde, Seninle görüşmek arzusuyla Senin civarına geldiler ve fakat yaratıklarını örten perdeler ve insanlar arasındaki asilerin zulümleri, onlar ile Senin arana girip hâil oldular.

 

Rabbım! Bu saat, saatlerin en iyisi kıldığın saattir. Bu saat, yaratıkların içerisinde en üstün olanlara mensup kıldığın bir saattir.

 

İlâhi! Senin yüzün hürmetine ve onların yüzleri hürmetine Senden diliyorum; bu yıl Sen Kendi dostlarına izzet takdir buyur. Senin kudret güneşini, Senin azamet ufkundan doğdurup dünyayı onunla aydınlatacak şeyi bu sene zarfında takdir buyur.

 

Rabbım! Sen kendi Emrine nusret ver, düşmanlarını zelîl eyle, bizim için bu dünyanın ve öbür dünyanın iyi şeylerini yaz. Sen gerçekten bütün göze görünmeyen şeyleri bilen Haksın. Senden özge yarlıgayıcı ve kerem sahibi İlâh yoktur.

 

ORUÇ DUASI

 

BEYAN UFKUNDAN PARLAYANIN ADIYLA

 

Ey Tanrım! Beni Kendi lika’ şehrinin kapısından kovma. Beni kendi inâyetinin yaratıklar arasındaki görünüşlerinden mahrum buyurma.Bunu Senden, ulu ayetin ve insanlar arasında fazlının görünüşü namına dilerim. Bunu Senden, insanlardan hiçbir zaman  esirgemediğin fazlına güvenerek dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Beni her bir halde, kapının önüne yaklaştırmanı, rahmet gölgenden ve kerem kubbenden uzaklaştırmamanı, tatlı sesin ve yüce sözün hürmetine dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Beni Kendi gömleğinin güzel kokularıyla Kendine çek ve bana Kendi beyan şarabından içir. Bunu Senden, parıldayan alnının parıltısı ve Yüce Ufuktan doğan Yüzünün nurları hürmetine dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Beni bir daha oturmamak ve ayetlerinle mücadele edip Sana arka çevirenlerin itirazlarından yılmamak üzere, Emrinin hizmetinde ayaklandır.Bunu Senden yanaklarında, elvah üzerinde Kalem-i Alâ’nın hareketi gibi dalgalanıp, bütün yaratık dünyasını manevi misk kokularıyla muattar eyleyen saçların hatırı için dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Bana, Kendi Cemâlinin güneşini göster ve beyanının şarabından içir. Bunu Senden, bütün isimlere sultan yapıp yerde ve gökte bulunanları kendine çekmekte kullandığın İsmin yüzü hürmetine dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım!Knedi iradenle irade ettiğine ve Kendi isteğinle istediğine beni müeyyed buyur. Bunu Senden, dağ şâhikalarındaki nûr otağının ve en yüksek tepelerdeki Emir Çadırının hürmetine dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Beni, bende olandan fâni ve Sende olandan Bâki kıl. Bunu, Bahâ ufkundan doğan ve doğmasıyla beraber, bütün güzellik dünyasına, önünde secde ettirip ardınca yüksek sesle tekbîr getirten güzelliğinin güzel hatırı için Senden dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Beni, kendi yaratıkların arasında, Seni anmaya ve insanlar arasında Seni övmeye muvaffak buyur. Bunu Senden, aşıkların yüreklerini yakan ve gönülleri bu ufuklardan göçüren Mahbûb İsminin Mazharı yüzü hürmetine dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım!Beni, her hoşlanmadığın şeyden uzaklaştırıp, ayetlerinin matlâının tecelli ettiği yere yaklaştır. Bunu Senden, Sidret’ül-Münteha’nın hışıtısı ve İsimler Ceberûtu’ndan esen ayet yellerinin iniltisi hatırı için dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Bana Kendi irfân definelerinde gizli ve bilgi hazinelerinde saklı şeyleri bildir.Bunu, Kendi meşiyyet ağzından çıkınca denizleri coşturan, rüzgârları estiren, meyveleri göründüren, ağaçları boylandıran, izleri silen, örtüleri yırtan ve temiz yüreklileri muhtâr olan Rablarına doğru koşturan Harf yüzü hürmetine Senden dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım!Kendi Eminlerin ve Seçkinlerin için Yüce Kaleminle yazdığını benim için de yaz. Bunu Senden, uğrunda mukarrebleri kaza oklarına ve muhlisleri düşman kılıçlarına sevkeden Yüzünün nuru hatırı için dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

Ey Tanrım! Senin iznin olmadıkça ağız açmayan, Senin uğrunda ve sevginde herşeylerini feda eyleyen kimselere ne mükâfat yazdınsa, Sana dönüp buyruğunla oruç tutanlara da o mükâfatı yaz. Bunu, aşık nidasını, müştâk sızlanışını, mukarreblerin haykırışını ve muhlislerin iniltisini Sana işittirip emel besleyenlerin emellerini yerine getirten ve istediklerini lûtuf ve inâyetinle verdirten İsmin yüzü hürmetine; gûfran denizini Kendi önünde dalgalandıran ve Kendi kalelerinin üzerine kerem yağmurları yağdırtan İsmin yüzü hürmetine Senden dilerim.

Rabbım! Senin hükümlerine yapışıp, Kitabında emrolundukları şeyle amel eyliyenlerin suçlarını ört. Bunu Senden, Kendi Nefsin, ayetlerin, beyyinelerin, Kendi Cemâl Güneşinin parıltısı ve Agsân’ın namına dilerim.

İlâhi! En mukaddes, nurlu, ulu, büyük, yüce, haşmetli Adına yapıştığımı ve her iki dünyadakilerin sarıldığı eteğe benim de sarıldığımı görüyorsun.

 

NEVRUZ BAYRAMI VE ORUÇ SONU DUASI

 

O EN ULUDUR!

 

Ya İlâhi! Nevruz’u sevginle oruç tutup hoşlanmadığın şeylerden uzak duranlara bir bayram kıldığın için Sana hamdolsun. Ey Rabbım! Sen, onları Senin sevginin ateşiyle ve orucunun hararetiyle Emrinde alevlendir. Seni anmak ve Seni övmekle meşgul et. Ey Rabbım! Onları oruç süsü ile süslediğin gibi kendi fâzıl ve inâyetinle kabul süsüyle de süsle. Çünkü; ameller, Senin kabulüne muallâk ve Senin Emrine men’ûttur. Oruç tutmamış bir kimseyi, oruç tuttu sayarsan; o kimse, Emrin libâsını tozlandırmış ve bu cennet ırmağının tatlı suyundan uzak kalmış olur.

"İşinde övülmüş Sensin" bayrağı Seninle dikildi ve "Emrine boyun eğilen Sensin" sancakları Seninle yükseldi. İlâhi! Bu makamı, kullarına tanıt; tanıt ki; her şeyin şerefi Senin Emir ve Sözünle, her işin fazileti, Senin isim ve iradenle olduğunu bilsinler. Tanıt ki; amel dizgininin Senin Emir ve kabul avucunda olduğunu görsünler. Bunu, böyle bilsin ve görsünler de, bu günlerde hiç bir şey onları Senin Cemâlinden uzak tutmasın. Bu günler, Mesih’in: "Padişahlık Senindir, Ey Rûhun Mucidi" dediği günlerdir. Bu günler, Tanrı Habîbinin: "Hamdolsun Sana Ey Sevgilim ki; Cemâlini açıkladın, seçkinlerinin, Ulu Adının zuhur ettiği yere gelmelerini takdir buyurdun. Senin Ulu Adın kendini gösterince -Senden başkasını bırakıp Zatının Matlaına ve Sıfatının Mazharına yönelenler müstesna- bütün ümmetler ıstırap ve şaşkınlıkla haykırdı ve inledi" diye seslendiği günlerdir.

 

Ey Rabbım! Senin, hoşnutluğunu kazanmak ümidiyle yanı başında oruç tutan Dal’ın ve Senin diğer çevreni dönenler, işte bu gün oruçlarına son verdiler. Ona, onlara ve bu günlerde hep Sana gelenlere kitabında takdir buyurduğun bütün iyilikleri, Sen nasip eyle. Dünya ve Ahirette haklarında hayırlı olacak şeylerle, Sen onları rızıklandır.

Sen bilicisin, Sen hikmetlisin.

 

RIZVÂN BAYRAMI DUASI

 

BU NURANİ TAHT ÜZERİNDE OTURAN O’DUR

 

Ey Ebhanın Kalemi! Mele-i Alâ’ya müjdele: Mesturluk perdesi yırtıldı ve Tanrının Cemâli, Ulu Adının Maşrıkından, Emir Güneşleri doğduran bir ziya’ ile bu Manzar-ı Ekberden göründü.

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir fazlın ufkundan görünen Tanrı Bayramı’dır.

Bu Bayramdadır ki; bütün eşya esm⒠gömleğiyle bezenmiş ve cömertlik önceki ve sonraki bütün varlıkları kaplamıştır.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, parıldayan mukaddes bir Matla’dan doğan Tanrı Bayramı’dır.

Ölümsüz uçmak kızlarına bildir. Kızıl Odalardan kar beyaz kılıklarıyla dışarı çıksınlar ve güzelliklerinin bütün ihtişamıyla ortada görünsünler. Sonra, onlara izin ver de, hayat kâsesini, Rahmanın kevserinden doldurup büyük küçük herkese sunsunlar.

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, kudsiyet ufkundan yeni bir cazibe ile görünen Tanrı Bayramı’dır.

 

Ondan sonra, Sübhanın nurları ile yaratılan, uçmak oğlanlarına emir ver de; Rahmanın süslü elbiselerini giymiş olarak Rızvân’dan çıksınlar, Bahâ’nın yoldaşlarından olan Ceberût sakinlerine yakut parmaklarıyla ölümsüzlük bâdesini sunsunlar ve bu suretle onları, Kibriyâ’nın Cemâli’ne, bu ışıldayan nurlu Cemâl’e çeksinler.

 

Bu güzel Bayram, yüce bir izzet Matla’ından görünen Tanrı Bayramı’dır. Tanrı’ya yemin olsun! Bu Bayram’dadır ki: Hüviyet Cemâli, münkirleri boyun eğmeye mecbur eden bir saltanatla örtüsüz perdesiz ortaya çıktı.

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir saltanatla çıkagelen Tanrı Bayramı’dır.

Bu Bayram, Kıdem Sultanı’nın isimler perdesi arkasından çıkagelmesi şerefine, Kalem’in suç yazmaktan durduğu bir Bayram’dır. O halde, Ey Yaratık dünyası sakinleri! Gufrân yelleri, varlık heykelleri üzerine esip âlemlere hayat rûhu üflediği için içten sevininiz.

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, parıldayan bir Kudsiyet Matlaı’ndan gözüken Tanrı Bayramı’dır.

 

Sakın edep dairesinden çıkmayınız. Akıl ve vicdanınızın hazzetmediğini işlemeyin. Tanrı’nın güçlü ve kudretli Kalemi’nin size emri budur.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, hayale sığmaz bir fazlın ufkundan doğan Tanrı Bayramı’dır.

Bu Bayram’dadır ki; Kibriyâ’nın Cemâli, her şeyin fevkîine yükseldi. İstediği ve dilediği şeyi, yer ile gök arasında açıktan açığa söyledi. Bu, O’nun, bütün yaratıkları saran fazlındandır. Yine bu Bayramdadır ki, Bahâ’nın Heykeli, beka tahtına oturdu ve yüzü beda ufkundan yeni bir izzet hâlesi içinde parladı.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, akıllara sığmaz bir fazlın ufkundan gözüken Tanrı Bayramı’dır.

 

Siz, ey ululuk otağının sâkinleri! Siz, ey ismet çadırının sakinleri! Ve siz, ey izzet ve rahmet çardağının sakinleri! En yüksek odalarda, en güzel nağmelerinizle tagânnî ve terennüm ediniz. Zira, gözlerden nihân olan Güzellik, bu zuhurda açığa çıktı ve Görünmezlik Güneşi, kadîm bir izzet ufkundan parladı.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir zînet içerisinde zâhir olan Tanrı Bayramı’dır.

Ey Mele-i Alâ ehli ve ey Ölümsüzlük Şehri sakinleri! İhrâm giyiniz, zira Kibriyâ’nın haremi, Arafât’ın, Meş’ar’ın ve Makam’ın metâfı olan bu Harem’de zuhur etti. İnsanların Rabbını, eşini geçmiş asırların görmediği bu günlerde tavaf ve ziyaret ediniz.

 

Müjdeler olsun. Bu Bayram, aziz ve kerîm Allah’ın ufkundan yükselen Tanrı Bayramı’dır. 

Ey yerin ve göğün sakinleri! Bu yüceler yücesi Rızvân’da beka kâsesini Bahâ’nın parmaklarından alıp içiniz. Allah!a yemin olsun! Her kim ondan bir damla içerse; zaman onu değiştirmez, şeytanın oyunu, ona tesir etmez. Allah onu, her bir zuhurda aziz ve kudsî bir güzellikle bahşeder.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, hikmetli bir Rabbın göründüğü yerden gözüken Tanrı Bayramı’dır.

 

Ey Kavim! Kendinizi, dünya kirlerinden arıtınız ve bu Mescid-i Aksa’da bulunan Sidret’ül-Münteha’ya koşunuz. Ta ki, Rahman olan Rabbınızın sesini Sübhanın fermanıyla yaratılan bu Rızvân’da işitebilesiniz. Bu Rızvân, kapısı önünde kudsiyet çadırı sâkinlerinin yerlere kapandığı bir cennettir.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir Celâl ufkundan ışıldayan Tanrı Bayramı’dır.

Ey Kavim!Bu günlerin güzel kokularından sakın kendinizi mahrum etmeyin. Bu günlerdedir ki, nurlu Gencin gömleğinden yayılan güzel kokular her an her yerde duyulur.

 

Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, Ulu bir ismin Maşrıkından parlayan Tanrı Bayramı’dır.

 

RIZVAN BAYRAMI GÜNLERİNDE OKUNABİLİR

 

O ÂLİ’DİR, ÂLİDİR, ALÂDIR

 

Ey İlâhi bülbüller! Zillet dikenliğinden manevî güllüğe uçunuz. Ey türâbî dostlarım! Rûhani yuvaya uçmağa hazırlanınız. Cana müjde veriniz ve deyiniz: CÂNÂN ZUHUR TACINI GİYDİ VE KADÎMLİK GÜLZARININ KAPILARINI AÇTI. Gözlere beşâret veriniz ve deyiniz: GÖRME VAKTİ GELDİ. Kulaklara müjde veriniz ve deyiniz: İŞİTME ÇAĞI GELDİ. İştiyâk bostanının dostlarına haber veriniz ve deyiniz: YAR AÇIK HAVAYA ÇIKTI. Sebâ hüdhüdlerine bildiriniz ve deyiniz: SEVGİLİ HUZUR İZİN VERDİ.

 

Ey Cânânın dîdârına aşık olanlar! Firâk gamını visâl sürûruna tebdîl ediniz ve hicrân zehrini mülâkat balı ile tatlılandırınız.

 

Şimdiye kadar aşık ma’şûk peşinden koşar ve seven sevilenin arkasından revân olurdu. Şimdi ise Sübhanın fazlı Rahmandan öyle boşandı ki; mâşuk aşıkı arıyor ve sevilen seveni özlüyor. Bu fazlı, ganimet sayınız ve bu nimeti azımsamayınız. Ölümsüz nimetleri bırakıp ölümlü şeylere kanıklanmayınız. Yaşmağı kalp gözü üzerinden kaldırınız ve perdeyi gönül dîdesinden bir yana atınız. Böyle yapınız ki; dostun Cemâlini perdesiz örtüsüz göresiniz; görmeden göresiniz, işitmeden işitesiniz.

 

Ey fani bülbüller! Bâki gülzarda bir gül açtı. Onun yanında, bütün güller diken ve bütün güzellikler önemsiz.İmdi candan coşunuz, içten taşınız, rûhtan içiniz ve tezden çalışınız ki; vuslat bahçesine girebilesiniz, bu Eşsiz Gül’ü koklayasınız, sonu gelmez kavuşmadan pay alabilesiniz, bu manevi hoş sabâ yelinden gafil kalmayasınız ve bu rûhani mukaddes râyihadan nasipsiz kalmayasınız. Bu pend, bendleri çözer, sevda deliliğinin zincirini kımıldatır, dilleri dil-dâra götürür, canları cânânâ kavuşturur, kafesi kırar ve vahiy kuşları gibi kudsiyet yuvasına kılavuzlar.

 

Nice geceler gitti, nice gündüzler geçti, nice zamanlar sona erdi ve nice saatler bitti. Bütün bu müddetler içerisinde geçici dünya ile uğraşmak dışında bir tek nefes alınmadı. Çalışınız ki, geriye kalan bu birkaç soluk heder olmasın.

 

Ömürler şimşek gibi geçiyor, asırlar toprak yatağına seriliyor. O zaman, artık çare kalmaz. Ok yaydan çıkmış olur.

 

Ölümsüz mum, fânûssuz yanıp parlıyor ve bütün fâni perdeleri ve örtüleri yakıp duruyor. Ey pervaneler! Pervasız koşunuz ve kendinizi ateşe vurunuz ve Ey aşıklar! Gönlü ve canı bir yana bırakarak mâşuka geliniz ve rakipsiz sevgilinin katına koşunuz. Mestur olan gül, açık havada göründü, örtüsüz perdesiz geldi, bütün mukaddeslere sesleniyor ve diyor: VUSLAT ZAMANI GELDİ. Ne mutlu duyup ona yönelen kimselerin yönelişine! Afiyetler olsun bu hayranlık verici güzelliğe erenlere!

 

ORUÇ SONU VE NEVRUZ BAYRAMI DUASI

 

BEN, MUKADDESLER MUKADDESİ, ULULAR ULUSU

VE NURLULAR NURLUSUYUM

 

İlâhi! Bu günü, sana yakın duran kullarına ve temiz yürekli dostlarına bayram yapıp bu isimle isimlendirdiğin için, sana hamdolsun. Her şey, bu isimle teshîr olundu. Zuhurun güzel kokuları, yer ile gök arasında bu isim vasıtasıyla yayıldı. Senin mukaddes sahifelerinde ve münzel kitaplarında yazılı şeyler, bu isimle tahakkuk etti. Elçilerin ve mukaddeslerin, herkesi senin lika’na, vuslat denizine yönelmeye, arşın önüne gelmeye, tatlı nidânı görünmeyen Matla’ından ve Zat’ının Maşrıkından işitmeye hazırlamak için bu isim müjdesiyle müjdeledi.

 

Ey İlâhım Allah! Hamdolsun sana ki, hüccetini izhâr ve nimetini ikmâl ettin. Hamdolsun sana ki, senin birliğine delâlet eyleyen ve tekliğini bildiren kimse zuhur tahtına yerleşti. Ve sen, onun diliyle herkesi zuhuruna çağırdın. Bazıları ona yöneldiler, mülâkatına erdiler ve vahiy şarabını içtiler. Dostlarını, özgenden ayırıp senin cömertlik ufkuna yönelt. Bunu, kâinatı kaplayan fazlın ve bütün varlıkları yenen saltanatın namına senden dilerim. Onları, hizmetine kalkmaları için kuvvetlendir ki; senin memleketinde istediğin, onlardan zuhura gelsin ve senin zafer bayrakların, şehirlerinde onlar vasıtasıyla dalgalansın. Sen gerçekten güçlü, yüce, koruyucu, bilici ve hikmetlisin.

 

İlâhi! Sana hamdolsun ki; mahbesi, ülkene taht, göklerine gök, doğularına doğu, matla’larına matla’, feyizlerine başlangıç, yaratıklarının cisimlerine rûh kıldın. Seçkinlerini, senin memnun olacağın şekilde davranmaya muvaffak eyle.

 

İlâhi! Onları, Senin bu günlerinde her türlü uygunsuz hal ve hareketlerden arıt. Rabbım! Bazı diyarlarında, hoşuna gitmeyen şeyler bulunduğunu ve Seni sever görünen bazı kimselerin tıpkı Sana düşman kimseler gibi hareket etmekte olduklarını görüyorsun. Rabbım! Sana yakın yaratıklarını ve samimi dostlarını, bu kevserle temizlediğin gibi, onları da bu kevserle temizle. Emrine zarar verecek ve halkın yakın gelmesine mani olacak hal ve hareketlerden arıt.

Rabbım! Nefsin telkînâtına kapılmaktan onları korumanı, bütün isimler üzerine koruyucu kanatlarını geren ulu ismin hürmetine Senden dilerim. Koru ki; bütün insanlık, Kitabında emir buyurduğun şeylerde birleşsinler. Onları. Bu dünyada, senin ayetlerini yayan Emrin elleri ve yaratıkların arasında nezâhet timsâlleri yap.

 

Sen, her istediğini yapansın. Müheymin ve kayyûm Tanrı ancak Sensin.

 

Hz.BÂB’IN BİSET GECESİNDE OKUNACAK LEVİH

 

EN KADİMDİR, EN BÜYÜKTÜR, EN YÜCEDİR

 

Dil, en yüksek bir beyan ile söz söyleyip Kelime, en yüksek bir sesle: "Padişahlık Göğün Yaratıcısı ve İsimlerin Mâliki Olan Tanrı’ya Mahsustur." diye nida eylediği halde, insanların çoğu gafil. Rahmanın terennümleri, bütün imkân aleminde bulunanları aldığı, gömleğin kokusu kutsiyet memleketlerini sardığı ve İsm-i A’zam’ın tecellileri bütün dünyada olanların üzerinde görüldüğü halde, insanlar, halâ ışık sızdırmaz bir perde içerisinde.

 

Ey Kalem-i Alâ! Kibriyâ’nın lahnine göre tegânnî et. Çünkü, isimler melekûtunu, yüceler yücesi ismimizle süsleyen günün hulûlü münasebetiyle, vuslat râyihalarını seziyoruz. Bu isim öyle bir isimdir ki; arşın yanında anılacak olur ise, huriler derhal en güzel nağmeleriyle tegânnîye, güvercinler en tatlı ötüşleriyle ötmeye ve Rahmanın dili, mürsellerin rûhlarını ve onlarla birlikte muhlislerin ve mukarreblerin rûhlarını vecde getirecek sözler söylemeye başlar.

Bu gecededir ki; Kıdem Sabahı, onun gündüzünden doğdu ve alem, o parlak ufuktan saçılan ışıklarla ışıklandı.

 

Söyle: O öyle bir gündür ki; Tanrı, onda bu Büyük Haberi insanlara müjdelemek için gönderdiği kimse vasıtasıyla hakikatle söz söyleyen kimsenin ahdini almıştır.

 

O gündedir ki; En Büyük Alâmet görünerek bu En Büyük İsmi bahis mevzuu yaptı.

O gündedir ki; mümkînler, ayetlerden yayılan hoş kokuların tesiri altında sarhoş oldular. Ne mutlu o kimseye ki, kendi Mevlâsını tanır ve ermişler zümresine katılır.

 

Söyle: O, ümmetler arasında en büyük terazidir ve miktarlar her şeyi bilen hikmetlinin katından, Onun vasıtasıyla zâhir oldu. O, kendi beyanının şarabıyla akıl sahiplerini sarhoş etti ve Benim bütün alemlere müheymin ismimin saltanatıyla perdeleri yırttı.O, Beyanı bu Bahçenin yapraklarından bir yaprak yaptı ve onu bu güzel anının anısıyla süsledi. O, insanlara, kendi kendilerini Kıdem Maşrıkından geri tutmamalarını, Onun Zuhuru sırasında kendi bildikleri hikaye ve masallara yapışmamalarını tavsiye etti. Onun katından zâhir olan şeyde işte hüküm böyle sâdır oldu. Bunun böyle olduğunu "Aziz ve Kerîm Allah, Benden Başka Yoktur." diye hak üzere söz söyleyen kimse tanıklık eder. Sonrakine arka çevirmiş olanlar, evvelkine de inanmamışlar demektir. İlletlerin Mâliki olan kimsenin, bu doğru tarzda verdiği hüküm işte böyledir.

Söyle: O, bu Kök’ün müjdesini size verdi; dal yüzünden ondan uzak kalmış olanlar gerçekten ölüdürler. Fer’, kavmin yapıştığı ve kavmin aziz ve hamid olan padişah Tanrıdan yüz çevirmesine sebep olan şeydir. O nazil olan her bir şeyi Benim kabulüme ta’lîk etmiştir. Her bir şeyi, bu mübrim ve mübin Emre ta’lîk buyurmuştur. Eğer Ben olmasaydım, ağzını açıp da bir harf bile söylemez, kendi kendisini göklerin ve yerlerin arasında ortaya çıkarmazdı.O, çoğu zaman benim garipliğim, mahpusluğum ve belâlarım için ağlamıştır. Bunun böyle olduğuna, Beyan’da yazılı olan şeyler tanıklık eder. N’olaydı bilenlerden olaydınız!

 

Kuvvetli ona derler ki; Tanrının kuvvetiyle onun özgesinden kesilir. Zayıf ona derler ki; Tanrının Vechinden, açık bir saltanat ile zâhir olduğu sırada, yüz çevirir.

 

Ey yeryüzü sakinleri! Bu günde Tanrıyı anınız. Rûh, bugünde dile geldi. Aziz ve memnân olan Tanrının kelimesi ile vücûda gelmiş olanların hakikatleri bu günde urûc eyledi.

 

Bugün, sevinip neşelenmek, en güzel elbiseyi giymek, Rabbı tehlîl etmek ve bu büyük fâzıldan ötürü Tanrıya şükürler sunmak, her bir kimse için takdir olunmuştur. Allah’ın muradına faiz olanlara ne mutlu! Ve vay gafillere!

 

Bu levih, bu gece nazil olunca, onun bir inâyet olmak üzere sana gönderilmesine izin verdik. Bundan ötürü, Allah’a şükür etmelisin. Bu levih eline geçince, onu, ahbap arasında oku; oku ki, herkes Azamet Lisânının söylediğini işitip ona göre amel eyleyenlerden olalar. Muhlislerin vücutlarını süsleyen şey ile seni muhtâr ve müzeyyen kıldık.

Alemlerin Rabbına hamdolsun.

 

Hz. BAHAULLAH’IN DOĞUM GÜNÜNE AİT LEVİH

 

O MUKADDES, NURLU VE ULUDUR

 

Doğum Bayramı geldi ve muktedir, aziz ve vedûd olan Tanrının Cemâli, Arş üzerine yerleşti. Ne saadet o kimseye ki, bu Günde, Vechin önüne gelir ve müheymin ve kâyyum olan Tanrının gözü ona bakar.

 

Söyle: Biz, padişahlar aleyhimize harekete geçtikleri halde, bu bayramı Sicn-i Âzam’da tutuk. Zalimlerin satveti ve dünyanın orduları, Bizi geri tutamadı. Rahmanın bu mahmûd makamda şahadeti budur. Söyle: İtminanın özü, imkânın yaygaralarından hiç telaş eder mi? Onun, olmuş ve olacak her şeyin üzerine parlayan Cemâline yemin olsun ki; aslâ. Bu, Tanrı’nın bütün şeyleri kuşatan satvetidir. Bu Onun her şahid ve meşhud üzerine müheymin kudretidir.

 

İktidar ipine yapışınız ve sonra Rabbınızı her gizli görünmez üzerine ışık serpen bu fecirde anınız. Kıdem Dili, ağzı mühürlü şarabın açılmasına şahid olan bu günde, işte böyle söz söyledi. Tanrıya küfreylemiş olanların boş inançları, sizi ıstıraba düşürmesin veya sanılar, sizi, bu kurulu köprüden uzak tutmasın.

 

Ey Bahâ Ehli! Rahman olan Rabbınızın sevgisi havasında ferâgat kanatlarını açıp uçunuz ve sonra Ona Levh-i Mahfuzda yazılı olan şey ile yardımda bulununuz. Herhangi bir kimse ile mücadelede bulunmayınız. Ortaya, Tanrının râyihası ve beyanı ile çıkınız. Bütün yüzler, bunlarla Hakka döner. Bugün, gaflette kalanlar, kendi nefsani arzularının şarabı ile sarhoş olup, anlamaktan mahrumdurlar. Ne mutlu Rabbının ayetlerine matlâ olan Kimseye, huzû’ ve nedâmet içerisinde yönelene!

 

Ve sen, insanlar içerisinde ayaklan ve sonra onlara aziz ve muhtâr olan Rablarının Kitabında inmiş olanları hatırlat. Söyle: Tanrıdan korkunuz, her şüpheci fâcirin peşinde gidenlerin ve vehimlerine uymayınız. İsimlerin Mâliki olan Rabbınızın tahtı yönüne, aydın yüreklerle yöneliniz. O, gerçekten, sizi hakikatle kuvvetlendirir. Aziz ve Mennân Tanrı ancak Odur.

Ulu Deniz gözlerinizin önünde dururken, su birikintilerine ne koşup duruyorsunuz? Yüzlerinizi bu yana çeviriniz ve her hilekâr müşrike uymayınız. İşte, Ölümsüzlük Horozu, Sidret’ül-Münteha’mızın dalları üzerinde  böyle öttü. Tanrıya yemin olsun; O öyle bir ötüş öttü ki; Mele-i Alâ, sonra isim şehirlerinin sakinleri ve daha sonra, sabah akşam Arş’ın çevresini dönenler, vecde geldiler. Rahman olan Rabbınızın meşiyyet göğünden beyan sağanakları işte böyle boşandı.

 

Ey Kavim! İleri geliniz, Tanrının âyetleri ile, -o ayetlerin indiği sırada- mücadele eyleyenler ve Rahman olan Rabbınıza –hüccet ve bürhân ile geldiği sırada- küfreylemiş bulunanlara uymayınız.

 

Hz. BAHAULLAH’IN DOĞUM GECESİ OKUNABİLECEK LEVİH

 

HUVALLAH!

 

Ey aşıklar ma’şeri! Tanrıya yemin olsun, bu gece benzeri imkânda görülmemiş bir gece. Bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından; O, aziz ve mennân olanın katından!

Onda rûh, iç titreten bir ötüş ile öttü ve dedi: Sevininiz, ey Rızvânın hakikatlarında bulunan Yüceler Zümresi, sevininiz!

 

Sonra, kudsiyet ve ihsân çadırının arkasından seslendi Tanrı ve dedi: Bu gecedir ki, Rahmanın Hakikatı doğdu ve her bir ezeli sır, Sübhanın kaleminden aktı.

İmdi, sevininiz, ey Beyan Ehli, sevininiz!

Ondadır ki, Güvercin dallarda, budaklarda ses verdi ve dedi: Müjdeler olsun size, ey Rızvân Ehli, müjdeler!

 

Ondadır ki, lika’nın üstünü kapatan celâl perdeleri örtüsü yarıldı ve Firdevs Kumrusu, cennetlerin göbeğinde öttü, ırladı.

Sevininiz, siz ey zaman şehrinde bulunan kudsiyet heykelleri, sevininiz!

Ondadır ki, Tanrı bütün ulu İsmiyle tecelli etti ve her parıldayan nezîh kalbin üzerine oturdu.

Müjdeler olsun size, ey Beyan Ehli, müjdeler!

Ondadır ki, gûfran denizleri dalgalandı ve ihsân yelleri esti.

Sevininiz, siz ey Rahmanın eshâbı, sevininiz!

Ondadır ki, imân ehlinin bütün isyanı yarlıgandı.

İmkânın iç katındaki yaratıklara bu ne beşâret, ne beşâret!

Söyle: Bu gece öyle bir gecedir ki, cömertlik ve fâzıl, izzet ve îkan sahifelerinde bol bol takdir olundu. Öyle ise, kalksın artık bütün hüzünler, bütün şeylerden her bir an ve zaman.

Şu halde, yürekleriniz sevinçle dolsun, ey varlık memleketlerine girenler, sevinçle dolsun!

O anda rûh münâdîsi yükseklik ve yüceliğin merkezi olan beka kutbundan nida ediyor. Bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, aziz ve mennân olanın katından!

Tanrıya and olsun, misk kutusu, şevket ve saltanat sahibinin kudret eliyle açıldı.

Bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

O, nûr şarabını Sübhanın Cemâline mâkes olan Ahâdiyyet Yusufunun eliyle çevredekilere dağıttı.

 

Bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

İmdi, ey insan topluluğu, koşunuz ve bu hayat selsebîlinden bardak bardak içiniz.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Söyle; Ey aşıklar zümresi! Mâşukun Cemâli örtüsüz perdesiz parladı.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Siz ey ahbap ma’şeri! Mahbûbun Cemâli kudsiyet ufkundan doğdu, geliniz, geliniz, bütün rûhlarınızla geliniz, siz ey Beyan eshâbı.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Hüccet ve bürhân, Tanrının kendi kadîm nefsinde kıyamı üzerine Kıyamet koptuğundan apaçık ortada göründü.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Devirler döndü, kevirler tekrarlandı ve nurlar behcete boğuldu ve bütün bunlar, Tanrının her dallı ağaç üzerine tecellisi üzerine vukua geldi.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Geliniz, geliniz ey seçkinler topluluğu! Rûhlar hazır oldu, yeller esti, hayaletler zâil oldu ve ölümsüzlük dilleri her dallı ağacın üzerinde terennüm etti.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Tanrıya and olsun, perdeler yırtıldı, hâiller yakıldı, delâletler açıldı ve işaretler kudret ve iktidar sahibinin iradesiyle yükseldi.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Sevininiz ve  bu gizli saklı remzi ketmedip açığa vurmayınız, olmaya ki, tadına doyum olmayan bu şarabı ve ondan kadeh kadeh içtiğinizi yabancılar duyalar.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Ey Beyaniler! Tanrıya yemin olsun, nimet tamam oldu, rahmet kemalini buldu ve Tanrı vechi sürûr ve safa ile parladı.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

Siz ey arkadaşlar ve siz ey dostlar! İçiniz, içiniz bu parlak ve şa’şaalı selsebîlden.

Ve bu cidden bir fâzıldır Tanrının katından, ulvî ve mennân olanın katından!

 

Hz. BÂB’IN DOĞUM GECESİ LEVHİ

 

TANRI’NIN KENDİ AZİZ VE VEDÛD İSMİNE MÜJDECİ KILDIĞI

NEVZÂDIN ADIYLA

 

Bu, Bizim katımızdan kutlu bir Geceye bir levihtir. O Gecededir ki, gökler ve yer bir Güneşin doğmasıyla parladı ve âlemlerde bulunanlar Onun ışığıyla aydınlandı. Tanrının günü sende doğduğu için ne mutlu sana, ey Gece! Biz bu günü, İsimler şehirlerinde oturanlar için bir felâh meşâlesi, ölümsüzlük meydanlarında koşanlar için bir necâh kadehi, yaratık âleminde bulunanlar için bir ferah ve ibtihâc matlâı kıldık. Onu bu isim ile söyleten Tanrı, O Ulu Gök Yaratıcısı müteâli olsun! Bu isim iledir ki, mevhûmun perdeleri yırtıldı, zanların sisi dağıldı, Kayyûm’un ismi yakîn ufkundan parladı. Yine o gündedir ki, hayat şarabının mührü koparıldı, ilim ve beyan kapısı imkânda olanlara açıldı, Rahmanın nesîmi şehirler üzerine esti. Ne güzeldir o dem, o dem ki, her şeyi bilen güçlü ve hikmetli Tanrının hazinesi onda açığa çıktı!

 

Ey yerde ve gökte bulunanların topluluğu! Bu Gece, anlatmakla anlaşılmayan ve vasıflandırmakla vasıflanmayan Birisi’nin doğmuş olduğu ikinci bir Gece’ye delâlet eyleyen birinci Gece’dir. Ne mutlu bu iki Gece üzerinde düşünenlere! Böyle bir kimse dışı, için tıpkısı gibi görür. Tanrı’nın bu Zuhur’daki sırlarını öğrenmiş olur. Bu Zuhur’dadır ki, şirkin direkleri sarsıldı, boş inançların putları devrildi ve "O gerçekten tek, bir, yüce, ulu, güçlü, koruyucu ve yaklaşılmaz olan biricik Tanrıdır" sancağı yükseldi.

 

Bu Gecededir ki, vuslat râyihaları yayıldı, lika’ kapısı da açıldı, her şey "Padişahlık âlemleri kuşatan bir saltanat ile gelen İsimler Mâliki’ne mahsustur" diye seslendi. Yine bu Gecededir ki, Mele-i Alâ kendi en yüce ve nurani Rablarını ve isimlerin hakikatlerini, ilkin ve sonun Mâlikini bu Zuhurdan ötürü tehlîl ve tesbîh eylediler.

 

Bu zuhur üzerindedir ki, dağlar Ganî ve Müteâl’e doğru kanatlandı, kalpler Sevgilinin yüzüne döndü, yapraklar iştiyâk yelleri ile kımıldadı, ağaçlar Muhtârın nidasıyla cezbeye gelerek ses verdi, âlem Kıdem Mâliki’nin mülâkatı heyecanıyla titredi, bütün şeyler bu İsm-i A’zam’ın açığa çıkardığı Saklı Kelime’nin tesiriyle varlık sahasında göründü.

 

Ey Vehhâb’ın Gecesi! Biz sende Kitab Anası görüyoruz. Acaba gördüğümüz gerçekten bir nevzâd mı, yoksa bir Kitap mı? Hayır, hayatıma yemin olsun, bütün bunlar birer isimden başka bir şey değil. Tanrı O’nu onlardan mukaddes kılmıştır. Onun vasıtasıyladır ki, gizlideki Görünmez ve Tanrı hazinesindeki sır açığa çıktı. Hayır, hayatıma yemin olsun, bütün bunlar birer sıfat olmaktan öteye geçmez; O ise onların Sultanı. Onunladır ki, "Ondan önce Allah’tan özge bir İlâh yok" sözünün mazharları zâhir oldu. Ne mutlu yakînen inananlara!

 

Söz buraya gelince, Kalem-i Alâ bayılıp düştü ve dedi: "Ey isimlerle anılamayan Kimse! Beni yer ve gök üzerine müheymin olan saltanatınla affet; çünkü ben Senin yaratmanla yaratıldım; şu halde yaratma varlık alanına çıkmış olan bir şey tarafından anılamayacak olanı ben nasıl anabilirim? Bununla beraber, Senin izzetine yemin olsun, Senin bana ilham buyurduğun kaderini ifşâ’ edecek olsam, bütün varlıklar sevinçten yok olur, ya bu yüksek makamda ve yüce makarda Senin Beyan Denizinin dalgalanışlarını anlatacak olsam ne olur halleri? Rabbım! Bu ulu makamı anmağa dili dönmeyen bu kalemi Sen af buyur. Ve sonra ey Mâlikim ve Sultanım, bana acı ve Senin önünde işlediğim bu suça göz yum".

Sen gerçekten vericisin, güçlüsün, yarlıgayıcısın, kerem sahibisin.

 

NİKÂH DUASI

 

HUVALLAH!

 

Ey Eşsiz Tanrı! İnsan sülâlesinin imkân âleminde birbirlerine zincirleme olarak devam etmesi ve dünya var oldukça, Birliğinin huzurunda, Sana kulluk etmekle, Sana ibadetle, Sana tapmakla ve Seni medhüsenâ’yla meşgul olmaları için, yüce hikmetinle iki eş arasında birleşmeyi mukadder buyurdun.

 

"Biz cinleri ve insanları Bize mutlaka tapmaları için yarattık."

O halde, senin muhabbet yuvanın bu iki kuşunun birleşme nikâhlarını, Senin Tanrılık Melekûtunda kıy ve bu birleşmeyi, ebedi feyzinin husulüne vesile buyur ki, bu iki muhabbet denizinin birleşmesinden bağlılık, sevgi ve muhabbet dalgaları meydana gelsin ve mukaddes asil sülâlenin incileri varlık sahiline dökülsün.

 

"İkisinin arasında geçemedikleri engel olmasına rağmen; Tanrı, iki denizi, birbirleriyle birleşmek ve akmak üzere serbest bıraktı ki, o iki denizden, inci ve mercanlar çıksın. Tanrının hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?"

 

Ey Şefkâtli Allah! Bu birleşmeyi mübarekle. İnci ve mercanların doğmasına vesile buyur.

Sen muktedirsin, azizsin, gaffursun, Rahmansın ve merhametlisin.

A.A.

 

BAHAİ NİKÂH HUTBESİ

 

ALLAH’IN BAĞIŞLAYICI VE FEYYÂZ ADIYLA!

 

Zevâl bulmayan ve ezelden ebede kadar değişmeyecek olan Tanrıya hamdolsun ki , kendisi kendi Zatının varlığına tanıklık etti.

 

Tek, Bir, Zengin ve Yüce olan O’dur. Ondan başka Tanrı bulunmadığına tanıklık ederiz. O, daima kendi, yüce ve erişilmez makamında, başkalarının anmasından mukaddes ve vasıflandırmasından münezzeh ve müstağnîdir.

 

"Tanrı, Dünya düzeninin kurulmasını, kendi cömertlik ve bağışını ümmetlere göstermek istediğinden; şeri’atler kurdu ve yollar gösterdi. İnsanların refah ve kurtuluş kalesine girmeleri için, nikâh kanununu indirdi."

 

Mukaddes Melekût’tan nazil olan bu emirler, Akdes Kitabı’nda bize buyrulmuştur.

"Tanrı Yüceliğinden buyurdu."

 

"Ey İnsanlar! Evleniniz ki, sizlerden, kullarım arasında Beni anacak olanlar meydana gelsin. Bu Benim sizlere emrimdir. Bu emri, kendinize yardımcı yapınız."

 

Bu emirlerin yayılmasına engel olanlara rağmen, Tanrı Dini’nin yükselmesine gayret gösteren ve Beyan kitabına inanan Bahâ ehline Biz’den selâm ve salât olsun.

Alemlerin Rabbına hamdolsun.

 

RÛHANİ MAHFİL CELSELERİNDE OKUNACAK DUA

 

HUVALLAH

 

İlâhi! İlâhi! Bu ihtişamlı gününde biz, kendimizi Senden başka her şeyden kesmiş ve Senin mukaddes vechene tam bir bağlılıkla yönelmiş kullarız. Senin kelimeni insanlar arasında yükseltmek maksadıyla birbirlerimizle uygun bu Rûhani Mahfilde fikir ve görüşlerimizde birleştik.

 

Ey Rabbımız! İlâhımız! Bizi, Senin ilâhi yol göstericiliğinin işaretleri, insanlar arasında Ulu Emrinin Sancağı ve kudretli mîsâkının kullarından eyle.

 

Ey bizim Ulular Ulusu Rabbımız! İlâhi Mazhar’larının birliği, Ebha Melekûtu’nun parlak yıldızlarının ışıkları, her diyarın üzerinde parlamaktadır.

 

Ey Rab! Hayret verici rahmet denizi dalgalarının çalkantısı ve Ebha yüksekliğinden akan ırmaklardan, emir semasından inen ilâhi bağın nesîmleriyle iyi meyve veren ağacın meyvelerinden olabilmemiz için, Sen bize yardım eyle.

 

İlâhi! Rûhlarımızı, Senin ilâhi birlik âyetlerine dayanır kıl. Kalplerimizi, inâyetinin serpintileriyle sevindir ve biz bir denizin dalgalrı gibi birleşelim ve parlayan nurunun ışınları gibi birbirimizi kucaklayalım. Öyle ki, fikirlerimiz, görüşlerimiz, duygularımız bir hakikat gibi birleşsin ve dünyanın her tarafında birlik âşikâr olsun.

 

Sen kerem sahibi, lütfedici, bezledici, kudretli, merhametli ve acıyıcısın.

Abdulbaha Abbas

 

Hz. BAHAULLAH’A VE Hz. BÂB’A MAHSUS ZİYARETNAME

 

Ey Kibriyâ’nın Mazharı, Bekanın Sultanı ve yerde gökte bulunanların Padişahı!

Senin Yüce Nefsinden görünenin senâ’sı ve Senin Ebha Cemâlinden doğanın Bahâsı, Senin üzerine olsun!

 

Şahadet ederim ki, Allah’ın saltanat ve iktidarı, azamet ve kibriyâsı Seninle göründü. Kıdem Güneşleri, kaza semasında Seninle parladı ve görünmeyenin Cemâli, beda ufkundan Seninle yükseldi.

 

Yine şahadet ederim ki; Senin Kaleminin tek bir hareketiyle, "Kaf" ve "Nun" hükmü göründü. Allah’ın gizli sırrı, belirdi; varlık başladı ve Zuhurlar gönderildi.

 

Yine şahadet ederim ki; Mâbud’un Cemâli Senin Cemâlin ile göründü. Maksûd’un Yüzü Senin Yüzünle parladı. Katından sâdır olan tek bir kelime üzerine varlıklar ikiye ayrılarak, muhlisler en yüksek zirveye çıktı ve müşrikler en aşağı derekelere indi.

 

Ve yine şahadet ederim ki, Seni tanıyan, Allah’ı tanımış oldu. Senin mülâkatına eren Allah’ın mülâkatına ermiş oldu. İmdi, ne mutlu Sana ve ayetlerine inanıp saltanatına boyun eğene. Senin mülâkatınla müşerref olup, Senin hoşnutluğuna erene ve Senin çevrende dönüp Senin Arş’ın önüne gelene. Vay Sana zulmedene, Seni inkâr edene, âyetlerine küfredene, saltanatına karşı gelene, nefsinle muhârebe edene, yüzüne karşı kibirlenene, bürhânınla mücadele eyleyene, hükümet ve iktidarından kaçarak, Emir parmağı ile Mukaddes Elvah’a, müşrik diye yazılmış olan kimselere katılana!

 

İmdi, ey İlâhım ve Sevgilim! Kendi rahmet ve inâyetinin sağından, bana lûtuflarının kutlu kokularını gönder ki; beni, benden ve dünyadan alıp Senin yakınlık ve mülâkatın semtine götürsün. Sen gerçekten dilediğini yapmaya muktedirsin ve Sen gerçekten her şeye muhîtsin.

Ey Allah’ın Cemâli! Allah’ın senâ’sı ve zikri, Allah’ın Bahâ’sı ve nuru Senin üzerine olsun. Şahadet ederim ki, ibdâ’ın gözü, Sana benzer bir mazlum görmemiştir. Günlerini, belâ kasırgaları içinde geçirdin. Kâh zincirler ve boyun lâleleri; kâh düşman kılıçları altında idin. Bütün bunlarla beraber, Bilici ve Hikmetli’nin katından Sana emrolunanı, insanlara emrettin. Rûhum cefalarına feda; nefsim belalarına kurban.

 

Seninle yaratıkların arasına gerilen perdeleri kaldırmasını ve her iki dünyanın iyi şeylerinden beni müstefîd buyurmasını, Senin Yüzün hürmetine; yüzlerini Yüzünün nurlarıyla nurlandırıp emrolundukları şeye sevgin uğrunda uymuş olanların yüzü hürmetine Allah’tan dilerim. Sen güçlüsün, yücesin, ulusun, yarlıgayıcısın, merhametlisin.

 

Ey İlâhım Allah! Sidre’yi ve yapraklarını, büyük ve küçük dallarını, usûl ve füruunu, Senin güzel isimlerinin ve yüce sıfatlarının devamı müddetince, Sen mübarekle. Onları müstebidlerin şerrinden ve zalimlerin askerlerinden Sen koru. Sen iktidar ve kudret sahibisin.

Ey İlâhım Allah! Sana eren erkek ve kadın kullarını mübarekle.

Sen, kerîmsin; büyük fâzıl sahibisin. Gafûr ve Kerîm Allah ancak Sensin.

 

Hz.ABDULBAHA’NIN VEFATININ YILDÖNÜMLERİNDE VE İSTENİLDİĞİ ZAMANLARDA OKUNABİLEN "ZİYARETNAME"

 

"Her kim bu Münâcâtı içten gelen bir yalvarı ve yakarı ile okursa, Ben Kulun yüreğinin sevinçle dolmasına sebep olur ve Benimle yüz yüze görüşmüş olur. Bağışlayıcı ve affedici Tanrı odur."

 

O’DUR NURLULARIN NURLUSU

 

İlâhi! İlâhi! Yalvarı ve yakarı ile ellerimi Sana doğru uzatıyor ve sağ duyuya sahip hakikat ehlinin idraklerine sığmayan Mukaddes Eşiğini örten topraklara yüz sürüyor, yalvarıyorum ki; Rabbım! Senin Birlik kapında huzû ve huşûile bekleyen bu kuluna kendi rahmet gözlerinle bakaısn ve O’nu merhamet semalarına, râhmet denizlerine daldırasın.

 

Ey Rabbım! Senin ellerinde arasında olan bu fakir kulun ve yalvarıcı kölen, Sana yalvarı ve yakarı ile yönelerek, Sana sığınarak ve Sana tevekkül ederek sesleniyor.

 

Rabbım! Seni seven dostlarının hizmetinde beni muvaffak buyur. Birliğinin huzurunda kulluk etmek için bana kuvvet ver. Alnımı Senin Mukaddes alanının kulluk nurlarıyla nurlandır ve Senin Ulu Melekûtuna yönelt. Beni Uluhiyet kapısının eşiğinde gerçek bir faniliğe ulaştır ve Senin Tanrılık Alanın’da daima gerçek bir yokluğa kavuşabilmem için bana yardım et.

Rabbım! Bana fanilik kadehinden içir, bana fanilik elbisesini giydir, beni fanilik denizine batır ve beni dostların gelip geçtikleri yollarda toz toprak eyle, beni senin yolunda yürüyen seçkinlerin bastığı topraklara feda eyle.

 

Ey İzzet ve Ulvîyyet Rabbı! Sen gerçekten Kerîmsin ve Yüceler Yücesisin. İşte Senin Kulun sabahın erkeninde ve akşam Sana böyle sesleniyor. Rabbım! Senin kendi emrine ve kullarına hizmet etmek uğrunda O’nun beslediği emelleri gerçekleştir. O’nun içini aydınlat, kandilini yak, yüreğini ferahlandır.

 

Sen Kerîmsin, acıyıcısın, bağışlayıcısın ve Sen gerçekten azizsin, şefkâtlisin, merhametlisin.

A.A.

VEFAT EDENLER İÇİN MAĞFİRET DUASI

 

O Tanrıdır, inâyet ve lûtuf O’nun şanındandır. Sübhansın Sen ey İlâhım Allah! Ben, Senin kudretine, kuvvetine, saltanatına, inâyetine, fâzlına, iktidarına, imkândan ve onda olan her şeyden mukaddes ve münezzeh bulunduğuna iahadet ederim.

 

Rabbım! Görüyorsun ki, Senin özgenden kesildim, Sana yapıştım. Senin ihsân denizine, cömertlik göğüne ve rahmet güneşine yöneldim.

 

Rabbım! Ben tanıklık ederim ki, Sen, kendi kulunu kendi emanetine emanetçi kıldın. O emanet, hayatın, alemde zuhuruna vasıta ittihaz buyurduğun rûhtur. Senin günlerine işlediği işleri ondan kabul buyurmanı, Zuhur Güneşi’nin nurlarının parıltıları yüzü hürmetine Senden dilerim. Ve sonra, Sen onu razılık zîneti ile zînetlendir, kabul süsü ile süsle.

 

Rabbım! Ben ve benimle beraber bütün kâinat Senin kudretine şahadet ediyoruz. Sana yükselen bu rûhu, Senin yüceler yücesi cennetinden ve Sana yakın olan makamlardan mahrum buyurmamanı Senden dilerim. Sen ey yaratıkların Mevlâsı ve sonra, ya İlâhi! Onu kalemlerin zikrinden ve lisânların vasfından aciz kaldığı makamlarda seçkinlerinle, dostlarınla ve peygamberlerinle arkadaş kıl.

 

Rabbım! Bu fakir Senin zenginlik melekûtuna gitti. Bu garip Senin yakınındaki vatanına yöneldi, bu susuz Senin ihsân kevserini istedi. Rabbım! Sen kendi inâyet sofranı ve cömertlik nimetini ondan eksik etme. Sensin güçlü, Sensin ulu, Sensin inâyetli.

 

Rabbım! Senin emanetin, Sana geri döndü. Senin cömertlik göklerine, Senin mülk ve melekûtu kaplayan keremine yaraşan odur ki, Sana gelen bu yeni misafiri nimetlerinle, yemeklerinle, inâyet ağacının yemişleriyle bol bol i’zâz eyleyesin. Sen dilediğine muktedirsin. Senden özge fezzal, feyyâz, attaf, kerrâm, gaffâr, aziz ve allâm bir İlâh yoktur.

 

İlâhi! Sen insanlara misafirperverlik emrettin. Sana yükselen bu rûh, işte Senin bir misafirin. Kendi fâzıl semana ve kerem denizine yakışanı ona yap. Senin izzetine yemin olsun, Sen, kendi kullarına emrettiğini, Sen kendin yapmamazlık etmezsin. Senin ihsânına güvenerek Senin zenginlik ufkuna uçmuş olanı hayal kırıklığına uğratmazsın.

Senden başka, tek, bir, bilici ve bol bol verici Tanrı yoktur.

 

İLÂHİ! İLÂHİ!

 

Elime Kendinden bir emanet tevdi ettin ve şimdi, Sana öyle hoş göründüğü için, onu gene Kendine çağırıp aldın. Bunu niçinini ve nasılını sorup araştırmak ben cariyene düşmez; çünkü, Sen işlerinde övülen ve buyruklarına boyun eğilensin.

 

Ey Rabbım! Cariyen ümitlerini Senin lütuf ve inâyetine bağlamıştır. Onu Sana yakın getirecek ve bütün alemlerinde faydalandıracak şeye muvaffak buyur.

Sen yarlıgayıcısın, Sen iyiler iyisisin, Senden özge buyurucu ve öncesiz bir Tanrı yoktur.

 

MANEVİ DARLIK VE ÇOK SIKINTILI GÜNLERDE OKUNACAK DUA

 

"ATEŞ LEVHİ "

EN KADÎM VE EN AZÎM OLAN ALLAH’IN ADIYLA

 

Temiz yürekliler ayrılık ateşiyle kavruldu. Lika’ ışıklarının parıltısı nerede, ey Alemlerin Sevgilisi?

Mukarrebler hicrân karanlıklarında kaldı. Nerede vuslat sabahının aydınlığı, ey Alemlerin Maksudu?

Seçkinlerin cesetleri, uzaklık ilinde çırpındı. Yakınlık denizin nerede, ey Alemlerin Cezzâbı?

Ümit elleri, fâzıl ve ihsân göklerine kalktı. Nerede kerem yağmurları, ey Alemlerin Mucîbi?

Müşrikler, her tarafta zulümle ayaklandı. Takdir Kaleminin teshîri nerede, ey Alemlerin Müsahhiri?

Köpeklerin havlayışı her yandan yükseldi. Nerede, satvet meşesinin aslanı, ey Alemlerin Kahhârı?

Soğukluk, insanlığı kapladı. Senin sevginin sıcaklığı nerede, ey Alemlerin Ateşi?

Belâ, son haddini buldu.Nerede, genlik görünüşleri, ey Alemlerin Genliği?

Yaratıkların çoğunu karanlık bürüdü. Ziya’ın parıltısı nerede, ey Alemlerin Ziya’sı?

Boyunlar nifâk ile uzadı. Nerede, Senin intikam kılıçların, ey Alemlerin Mühliki?

Zillet son dereceye vardı. İzzet alâmetleri nerede, ey Alemlerin İzzeti?

Senin Rahman İsminin Matlâını hüzün aldı. Nerede Senin zuhuruna Mazhar olanın sevinci, ey Alemlerin Ferahı?

Ümmetleri keder sardı. Senin ibtihâc bayrakların nerede, ey Alemlerin Behceti?

Âyât Maşrıkını işârât sisi boğdu. Nerede Senin kudret parmağın, ey Alemlerin İktidarı?

Yaratık dünyasında bulunanları, susuzluk ürpertti. İnâyetinin tatlı suyu nerede, ey Alemlerin Rahmeti?

Mahlûkatı hırs kapladı. Nerede ferâgat mücessemleri, ey Alemlerin Mevlâsı?

Görüyorsun ki, ben mazlum, tek başıma gurbette. Senin, Emir göğünün askerleri nerede, ey Alemlerin Sultanı?

Gurbette yapayalnız bırakıldım. Nerede vefa timsâlleri, ey Alemlerin Vefası?

Bütün ufuklar can çekişiyor. Senin, hayat denizinin serpintileri nerede, ey Alemlerin Hayatı?

Şeytanın vesveseleri, imkân aleminde olanları çevreledi. Nerede, Senin ateşinin şahabı, ey Alemlerin Nuru?

İnsanların çoğu, arzu sarhoşluğu ile başkalaştı. Takvâ erleri nerede, ey Alemlerin Maksûdu?

Bu Mazlumu Şamlılar arasında zulmet perdeleri içinde görüyorsun. Nerede, Senin sabah ışıklarının parıltısı, ey Alemlerin Çirâğı?

Beni, söz söylemekten menedilmiş görüyorsun. Senin ötüşlerin ya nereden işitilecek, ey Alemlerin Güvercini?

Zan ve vehim, halkın çoğunu kapladı. Senin yakîn sembollerin nerede, ey Alemlerin Güvenci?

Bahâ, belâ denizine battı. Nerede, Senin kurtarıcı gemin, ey Alemlerin Kurtarıcısı?

Senin ayetlerinin matlâını, imkân alemi karanlıkları bürüdü. İnâyet ufkunun güneşi nerede, ey Alemlerin Aydınlatıcısı?

Doğru sözlülük, doğru özlülük, vefalık ve gayretlilik meşaleleri söndü. Nerede, Senin gayretlerinin tezâhürleri, ey Alemlerin Muharriki?

 Senin Nefsine yardım eden veya Onun başına geleni düşünen bir kimse görüyor musun? Kalem bu soru karşısında durdu, ey Alemlerin Sevgilisi?

Kaza kasırgaları Sidret’ül Müntehâ’nın dallarını kırdı. Nusret sancakların nerede, ey Alemlerin Yardımcısı?

Yüz, iftira tozlarında kaldı. Nerede, Senin rahmet yellerin, ey Alemlerin Rahmanı?

Takdir eteği, desîsecilerden ötürü tozlandı. Senin tenzîh zînetin nerede, ey Alemlerin Müzeyyeni?

İnsanların işledikleri işler yüzünden, inâyet denizi durgunlaştı. Nerede, Senin fâzıl dalgaların, ey Alemlerin Muradı?

Düşmanların zulmü yüzünden, lika’ kapısı kapandı. Senin cömertlik miftâhın nerede, ey Alemlerin Fettahı?

Yapraklar, nifâk yellerinin saçtığı zehirlerle sarardı. Nerede, Senin cömertlik bulutunun cömertliği, ey Alemlerin Cömerdi?

Kâinat, günah tozlarıyla tozlandı. Senin gufrân râyihaların nerede, ey Alemlerin Gaffârı?

Bu genç, çorak topraklarda kaldı. Nerede, Senin fâzıl bulutunun sağanağı, ey Alemlerin Sığınağı?

Ey Kalem’i Alâ! Beka ceberûtundan Senin tatlı sesini işittik.

Ey Alemlerin Mazlumu! Kibriyâ’nın Dilinin söylediğine kulak ver:

Ey Alemlerin Mübeyyini! Soğuk olmasaydı, Senin beyanındaki sıcaklık nasıl zuhura gelirdi?

Ey Alemlerin Şuâsı! Belâ olmasaydı, Senin sabır güneşin nasıl parlardı?

Ey Alemlerin Sabrı! Şerîrlerden ötürü sızlanma. Sen sabır için yaratıldın.

Ey Alemlerin Aşkı! Nifâkçılar ortasında, Senin Mîsâk Ufku’ndan parlayışın ve Allah’a karşı beslediğin iştiyâk ne tatlı!

Ey Alemlerin Velehi! İstiklal sancağı tepelere Seninle dikildi ve fâzıl okyanusu, Seninle dalgalandı.

Ey Almelerin Garibi! Birlik güneşi, Senin yalnızlığınla doğdu ve yalnızlık yurdu, Senin garipliğinle süslendi; İmdi, çek ve katlan.

Ey Alemlerin Fahrı! Biz zilleti, izzete gömlek ve belâyı, Senin heykeline zînet kıldık.

Ey Alemlerin Settârı! Kalpleri kin ve husûmetle dolmuş görüyorsun. Gör ve görmezden gel.

Ey Alemlerin Fedası! Nerede bir kılıç görürsen, ona doğru koş ve nerede bir ok uçarsa ona göğüs ger.

Ey Alemleri ağlatıp İnleten! Sen mi ağlayıp inliyorsun, yoksa Ben mi? Senin yardımcılarının azlığına yanıp yakılan Ben, Ben.

Ey Bahânın Sevgilisi! Senin sesini işittim.

Ey Alemlerin Takdircisi! O zaman, Bahânın yüzü, belânın hararetinden ve Senin nurlu sözünün parıltısından allandı ve seni memnun etmek için vefa ile kalkıp feda meşhedine koştu.

Ey Ali Ekber! Bu levihten dolayı Allah’a şükürler sun. Onu okuyarak mazlumluğumun derecesini anlar ve Alemlerin Mabûdu uğrunda nelere katlandığımı öğrenirsin. İnsanlar bu Levhi hep okuyup onda olanı düşünecek olurlarsa; damarlarından her bir damarda alemleri tutuşturacak bir ateş alevlenir.

 

AHMED LEVHİ

 

HER ŞEYİ BİLEN HİKMETLİ SULTAN ODUR.

 

İşte Firdevs Bülbülü ölümsüzlük ağacının dalları üzerinde tatlı ve kutlu ötüşleriyle ötüyor. Temiz yüreklilere Tanrı’nın yakınlığını ve Tanrı birliğine inananlara Allah’ın Keremli huzurunu müjdeliyor; gönüllerini dünyadan kaldırmış olanlara aziz ve eşsiz padişah olan Allah’ın Haberinden sâdır bu Haberi bildiriyor; ve âşıkları Kudsîlik Merkezine ve sonra bu nurlu nazargâha kılavuzluyor.

 

Söyle: "Tanrı elçilerinin kitaplarında yazılı Büyük Nazargâh gerçekten budur. Doğru yalandan onunla ayırt edilir, her buyruktaki hikmet onunla açıklanır." Söyle: "O cidden yüce, güçlü ve ulu Allah’ın meyveleriyle yüklü Rûh ağacıdır."

 

Ey Ahmet! Onun Tanrı olduğuna; Ondan başka Sultan, Müheymin, Aziz ve Kadîr bir Tanrı bulunmadığına; Onun Ali adıyla gönderdiği Kimsenin hakikaten Tanrı katından gelmiş olduğuna; ve hepimizin Onun buyruğuyla amel eder olduğumuza tanıklık et.

 

Söyle: "Ey Kavim! Ulu ve hikmetli Tanrının Beyanda koyduğu sınırlara riayet gösteriniz. Bilirseniz O, gerçekten Elçilerin Sultanı ve Onun Kitabı kitapların Anasıdır." Güvercin bu mahbeste işte size böyle hatırlatıyor. Onun vazifesi size açık bildirmektir. İsteyen bu öğütten yüz çevirsin. İsteyen onda Rabbına götüren bir yol bulsun.

 

Söyle: "Ey Kavîm! Eğer bu âyetleri inkâr ederseniz, bundan önce Allah’a hangi delil ile iman ettiniz? Gösteriniz o delili, ey yalancılar zümresi!"

 

Hayır, Rûhumu Elinde tutana yemin olsun ki, onların buna güçleri kuvvetleri asla yetmez, (Birbirlerini destekleseler de).

 

Sen ey Ahmet! Gaybûbetimde fâzlımı unutma, bütün ömrünce gönlerimi an; bu ücra mahbesteki hüznümü ve garipliğimi hatırla. Sevgimde öyle dimdik dur ki, başına düşman kılıçları inse veya bütün yer gök aleyhine yürüse, yüreğin zerre kadar titremesin. Düşmanlarım için bir ateş parçası ve dostlarım için bir beka kevseri ol; sakın şüphe edenlerden olma. Yolumda bir belâya veya İsmimden ötürü bir zillete uğrarsan müteessir olma; senin ve atalarının Rabbı olan Allah’a tevekkül et; zira halk vehim yolunu tutmuş olup Allah’ı görecek gözden ve nağmelerini işitecek kulaktan mahrumdurlar. Şahit isen bilirsin ki, Biz onları işte bu durumda işhâd ettik. Kuru kuruntu onlarla kalpleri arasına öyle girmiş ve onları yüce ve ulu Allah’ın yolundan öyle çevirmiştir.

 

Sen kendi içinde şuna iyice inan ki; bu Cemâlden yüz çevirmiş olan bir kimse bundan önce gelen bütün Tanrı elçilerinden yüz çevirmiş ve ezelden ebede dek Tanrının karşısında kibilenmiş olur.

 

Ey Ahmet! Bu levhi ezberle; onu ömrün oldukça oku; sakın ihmâl etme. Allah onu okuyana yüz şehit ve her iki dünyada ibadet edenler mükâfatını takdir buyurmuştur. İşte sana, şükür eyleyesin diye, Kendi fâzlımızla böyle bir minnet yükledik.

 

Allah’a yemin olsun ki, sıkıntı veya keder içinde olan bir kimse bu levhi candan okursa, Allah onn kederini dağıtır, sıkıntısını giderir, üzüntüsünü kaldırır. O, gerçekten Rahmandır, Rahîmdir. Alemlerin Rabbına hamdolsun!

 

Allah’a, Allah’ın Kıyamet Günü’nde göndereceği Kimse’ye iman edip hak yolunda yürüyenlerden şimdi Allah’ın şehrinde her oturana Benden selâm söyle.