|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

'Bahar'a kavuşamayan devrimler

16 Aralık 2013 / MESUT ÇEVİKALP
4 yıl önce Ortadoğu-Afrika enleminde  baş döndürücü hızla ilerleyen Arap Baharı süreci enerjisini yitirdi. Mısır’ın ardından Tunus ve Yemen’de de vesayet geri dönmek için fırsat kolluyor. Suriye’de de Esed’in heykelleri hâlâ ayakta!

Tarık El-Tayyib Muhammed Buazizi 26 yaşındaydı. 10 binlerce Tunuslu genç gibi o da işsizdi. Sokaklarda sebze satarak ayakta kalmaya çalışıyordu. Polis seyyar arabasına el koyunca isyan etti. Kendini yaktı! Buazizi’nin 17 Aralık 2010’da kendini yakarak tutuşturduğu isyan ateşi önce Tunus’u, ardından tüm bölgeyi sardı. Asırlık ‘Sykes-Picot’ düzen yerinden oynadı.

Tunus, Mısır ve Yemen’deki onlarca yıllık diktatörler bir bir devrildikçe genişledi ‘isyan’ ateşi. Moritanya’dan Umman’a, Sudan’dan Suriye’ye tam tamına 17 ülkeye sıçradı. Milyonlar daha fazla özgürlük, daha fazla aş ve iş için döküldü sokağa… Kimi ülkelerde yönetimler değişti. Hükümetler zoraki reformlara gitti. Bazı ülkelerde ise demokratik hak talebi gösterileri raydan çıktı. Hükümet-halk savaşına dönüştü. Kan döküldü. ‘Arap Sokağı’na kakofoni hâkim oldu. Aklıselim aşıldı. ‘Pandora’nın Kutusu’ açıldı bir kere… Kapatabilene aşk olsun!

Kimi ‘Arap Baharı’ koydu adını, kimi de ‘Arap İsyanı’. Ama ne mahiyeti anlaşılabildi ne de varacağı son nokta öngörülebildi. Bu hafta 4. yılına giren süreç hâlâ çok bilinmeyenli bir denklem formunda. Her ülkede farklı eviriliyor, farklı sonuçlara yol açıyor. Ürdün ve Lübnan’da kısmi demokratik reformlara kapı aralarken Suriye ve Libya’da iç savaşa sebep oldu. Mısır’da da vesayet rejiminin güçlenerek dönmesine... Bir Türk kanaat önderi en başında süreci ‘küresel güçlerin vitrin değiştirme operasyonu’ diye yorumlamıştı. Mısır, Yemen ve Libya’da yaşananlara bakıldığında haklı çıktığı görülüyor.

4. yılına giren ‘Arap Baharı’nın ulaştığı ülkelere mercek tuttuk. Hemen hemen hepsinde çıkış noktasıyla varılan, yol alınan istikametin örtüşmediğini gördük. Bir kısmında diktatörlükler devrilse de arzulanan demokratik sürece geçilemedi. Dahası ülkeler doğru raylara oturtulamadı. Kimse ‘bugünden yarına demokrasiye geçilsin’ demiyor. Ama ‘ilk düğmesi yanlış iliklenen’ sürecin söz konusu ülkeleri bir yere taşıyamayacağı da ortada. Yani Zeynel Abidin Bin Ali, Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi ve Ali Abdullah Salih gibi diktatörlerin alaşağı edilmesi büyük bir kazanım olsa da tek başına yetmiyor. Yerine gelen iktidarların ülkelerin yönünü demokrasiye çevirmesi gerekiyordu. Bugüne kadar bunu başarabileni yok! Dahası frenlenemeyen iç çatışmalar, sağlanamayan istikrar daha da geriye götürüyor. Ne Tunus ne Mısır ne Yemen ne de Libya muhalefeti memnun gidişattan. Gelecek de hâlâ flu!

İşte Arap Baharı’nın ülkeler bazında 3 yıllık karnesi:

TUNUS:

23 yıldır iktidardaki Zeynel Abidin bin Ali’nin Suudi Arabistan’a kaçmasıyla (14 Ocak 2010) başlayan dönüşüm süreci donma aşamasında. 23 Ekim’de düzenlenen ilk seçimleri Müslüman Kardeşler çizgisindeki En-Nahda Partisi kazandı. Parti yüzde 41 oranındaki oyuyla 217 sandalyeli Meclis’e 89 milletvekili soktu. Ancak bu tek başına iktidar olmasına yetmedi. Kurulan üçlü koalisyon hükümeti de vesayet yanlıları ile laik-liberal grupların kampanyaları sonucu ikinci yılında siyasi krize girdi. Başbakan Hammadi el-Cibali Şubat 2013’te kabineyi feshedip geçiş dönemi teknokrat hükümeti kurulmasına yeşil ışık yaktı. İki yıl zarfında ülke demokratik parlamentosunu kurup, ilk seçimlerini yapsa da anayasa çalışmaları, ekonomik reformlar ve demokratikleşme akim kaldı. İşsizlik hâlâ had safhada. Dahası Libya ve Mısır’daki gibi güçlenen Selefî gruplar çatışma zemini arayışında. Yine de Mısır örneğiyle kıyaslandığında Tunus iyi durumda. Raşid Ganunuşi liderliğindeki En-Nahda hareketi İhvan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) nazaran daha esnek. Konjonktürü daha iyi okuyor. İslamcı-Laik kutuplaşmasına mahal vermemeye çalışıyor. Devrim sonrası Şükrü Belayid, Muhammed İbrahimi gibi isimlerin siyasi cinayetlere kurban gitmesine ve sokakların hareketliliğine rağmen Tunus’ta umut var. Eski rejim unsurlarının tasfiyesini zamana yayıyor, çatışmaya kapı aralamak istemiyor. Bugünkü şartlarda doğru tercih de bu olsa gerek. Mısır’a göre daha küçük bir ülke olması, ordunun Mısır’daki kadar güçlü olmaması da Tunus’un diğer artıları.

MISIR:

Arap Baharı vesilesiyle 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimi yıkılsa da (Şubat 2011) ülke düzlüğe çıkamadı. 28 Kasım 2011 seçimlerini geniş halk desteğiyle (yüzde 37) kazanan İhvan-ı Müslimin Hareketi, hükümeti kurup ülkenin ilk sivil cumhurbaşkanını (Muhammed Mursi) seçse de asker-sivil vesayet çemberini kıramadı. Bir yandan vesayet yanlıları, diğer taraftan silahlanan Selefîler sivil hükümetin demokratikleşme çabalarına engel oldu. Cumhurbaşkanı Mursi’nin vesayet direncini kırmak için yetkilerini artırıp anayasaya müdahale etmesi sokaktaki gerilimi artırdı. Halk tabanında tartışılmadan referanduma götürülen anayasaya çoğunluk onay verse de azınlıklar karşı çıktı. Hıristiyan, Kıpti ve liberaller vesayetçi kanada katıldı. Ülkedeki kutuplaşmadan istifade eden ordu sahaya indi. Savunma Bakanı Orgeneral Abdülfettah Es Sisi liderliğindeki cunta 3 Temmuz 2013’te yönetime el koyup, Cumhurbaşkanı Mursi ile İhvan’ın önde gelenlerini tutukladı. Dönüşüm çabası akim kaldı. Demokrasi yanlıları askerî müdahaleye direnmeyi sürdürse de 2 yılda atılan demokrasi temeli yıprandı. Ekonomi dibe vurma seyrinde. İşsizlik alarm veriyor. Süren sokak çatışmaları istikrarsızlığı derinleştiriyor. Batı dünyasının askerî müdahaleye ‘darbe’ demeyip Sisi ile el sıkışması tüm bölgedeki demokrasi arayışını gölgeledi. Muhaliflerin direncini kırdı. Mısır’da vesayetin Batı desteğiyle geri dönmesi bölgedeki otoriter rejimlerin elini güçlendirdi.

YEMEN:

33 yıl süren baskıcı rejim, Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in 3 Haziran 2011’de yaralı kurtulduğu bombalı saldırının ardından Suudi Arabistan’a sığınmasıyla son buldu. ABD’nin de desteğiyle Şubat 2012’de düzenlenen seçimlerle devlet başkanlığı Abdurrabu Mansur El Hadi’ye geçti. Muhalifler değişim sürecinin Hadi’ye emanet edilmesinden hoşnut olmadı. Zira Salih döneminde Devlet Başkanı Yardımcılığını üstlenen Hadi derin devlete sadakatiyle biliniyor. Öngörüldüğü gibi de oldu. Ülkeyi arzulanan reform sürecine sokamadı. Vesayetçilerin de müdahalesiyle aşiretler arası çatışmalar arttı. El Kaide tehdidi güçlendi. İran ile Suudi Arabistan’ın nüfuz çatışmasına maruz kalan ülkede istikrar her geçen gün geriliyor. Geçiş yönetimi elle tutulur bir reforma imza atamadığı gibi mevcudu da koruyamıyor. 25 milyonluk ülkede alım gücü düştü. Hazine boşalmış durumda. Umutsuz tabloya karşı taban özgürlük isteğini koruyor. Demokrasi taraftarları uluslararası toplumun desteklediği ‘Millî Diyalog Konferansı’nın sonuca ulaşması için çalışıyor. Diğer taraftan Arap Baharı Yemenlilere özgüven kazandırdı. Özellikle gençler ve kadınlar sesini çıkarmaya, haklarını talep etmeye başladı. İyi bir liderle ülkenin normalleşeceğini düşünenler ağırlıkta. Orduda iktidara müdahale isteği yok. Salih dönemine özlem duyanlar da azınlıkta.

LİBYA:

Arap Baharı rüzgârıyla 40 yıllık Muammer Kaddafi rejimi yıkılsa da (20 Ekim 2011) ülke arzu edilen düzlüğe çıkamadı. Fransa öncülüğündeki NATO koalisyonu hava bombardımanıyla Kaddafi’nin gidişini hızlandırsa da sonrasında ülkeyi kaderine terk etti. Kaddafi sonrasında düzenlenen ilk genel seçimi, geçiş döneminin lideri Mahmud Cibril kazandı. Ancak ülkedeki çatışma ortamından dolayı hükümet kurma ve anayasa yazımında istenen verim alınmadı. İki yıldır süren geçiş yönetiminde 5 devlet başkanı görevden ayrıldı. Silahlarını bırakmayan milis gruplarla hükümet güçleri arasındaki çatışmalar artarak sürüyor. Dahası zengin petrol yataklarının bulunduğu bazı bölgelerde başına buyruk yönetimler oluştu. Başbakan Ali Zeydan, ayrılık çıkaranları uluslararası güçlerin geri dönmesiyle tehdit etse de hâlâ birçok kenti milisler yönetiyor. Petrol tesislerini onlar işletiyor. Devlet milyarlarca dolar zararda. Kaddafi sonrası çöken ekonomi hükümete hareket imkânı vermiyor. Reform süreci başlatılamıyor. Dahası silahlı Selefî gruplar güçleniyor. Ülkedeki yerleşik kabilecilik anlayışı, halkın silahlı olması istikrar çabalarını boşa çıkarıyor. Libya’da zengin yer altı kaynakları, verimli tarım arazileri olsa da bugün itibariyle bu varlığı işletip ülkeyi dönüştürebilecek bir liderlik yok.

SURİYE:

Suriye, Arap Baharı’nın en sancılı yaşandığı ülke oldu. Mart 2011’de sokak gösterileriyle başlayan süreç kısa zamanda halk-hükümet çatışmasına dönüştü. Halktan gelen özgürlük taleplerini kaba güçle bastırma yoluna giden Beşşar Esed ülkede taş üstünde taş bırakmadı. Esed en son 21 Ağustos 2013 tarihinde Şam’ın Guta bölgesinde sivillere kimyasal silahla saldırdı, yaklaşık 1500 kişiyi katletti. Saldırıdan 1 ay sonra Batı’ya kimyasal silahlarını verip, uluslararası müdahaleden kurtuldu. Bir bakıma rejimin ömrünü uzattı. Göstermelik reform ve anayasa değişikliklerinden tatmin olmayan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Esed’i ve rejimini silah gücüyle devirmeye çalışıyor. Ancak Rusya, Çin ve İran’ın etkin desteğini alan rejim sahadaki üstünlüğünü koruyor. Esed rejimi, ABD’nin önayak olduğu Cenevre Barış görüşmelerine karşı durmayarak zaman kazanmayı sürdürüyor. Rusya ve Çin’in karşı duruşuyla uluslararası müdahalenin yapılamadığı ülkede yaşanan iç savaş tüm altyapıyı harap etti, 110 bin sivilin yaşamına mal oldu. Yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli ülkeyi terk ederek komşu ülkelere sığındı. ABD ve AB’nin Suriye krizini masada çözme tutumu Esed rejimine zaman kazandırmanın yanında bölge ülkelerinde süren Arap Baharı etkisini kırıyor. Totaliter-kapalı rejimlere özgüven veriyor.

CEZAYİR:

Arap Baharı’nın teğet geçtiği ülkelerin başında Cezayir geliyor. Aralık 2010’da 8 göstericinin ölümüyle tırmanan gerginlik, rejimin aldığı sıkı önlemler ve sübvansiyonlar neticesinde kısa sürede dindi. Olayın hemen ardından 19 yıldır süren olağanüstü hâli kaldıran Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika, göstermelik adımlarla muhalif kalkışmayı dindirdi. Ülkede demokrasiye geçişin ilk adımı olarak görülen 10 Mayıs 2012 seçimlerini 50 yıldır ülkeyi yöneten Ulusal Bağımsızlık Cephesi’nin kazanması rejim karşıtı direnci kırdı. Hâlihazırdaki Cumhurbaşkanı Buteflika ve Parlamento seçimle iş başına gelse de ülkedeki vesayet sistemi varlığını koruyor. Cezayir’in zenginliği hâlâ bir avuç elitin tekelinde. Ülke doğalgaz, petrol ve fosfat zengini olsa da ekonomik gidişat iç açıcı değil. İşsizlik ve enflasyon artıyor.

 


Doç. Dr. Ahmet T. Kuru, San Diego Eyalet Üniversitesi: Arap Baharı başarısız oldu

“Arap Baharı’ adı altında Ortadoğu diktatörlüklerine karşı başlayan halk ayaklanmaları süreci maalesef başarısızlıkla sonuçlandı. Belki süreç bölge ülkelerine bir dinamizm getirdi ama öte yandan yol açtığı kaos ve çatışma ortamıyla çok şey de götürdü. Çünkü Arap ülkeleri demokratik düzene geçiş için yeterli altyapıya sahip değildi. Eğitim düzeyi, iktisadi gelişmişlik, sivil toplumun durumu göz önüne alındığında bu rejimlerin demokrasiye geçişlerinin zor olduğu görülüyordu. Bunun yanında Mısır ve Suriye gibi iki önemli ülkenin değişime karşı çıkması Arap Baharı’na darbe vurdu. Ayrıca Suudi Arabistan liderliğindeki Sünni monarşiler (BAE, Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün), İran liderliğindeki Şii güçler (Maliki hükümeti, Esed rejimi, Hizbullah) ve AB ülkeleri ile ABD sürece yeterli desteği vermedi. Batı ülkeleri Ortadoğu’da hâlâ petrolü kontrol etme, İsrail’i koruma ve İslamcılığı önleme amaçlarını güdüyor; demokrasiye önem vermiyor. Bu arada Rusya ile Çin’in Esed rejiminin yanında saf tutması sürecin etkisini kırdı. Kısacası Arap Baharı bölgeyi demokrasiye taşıyamadı.”


Yrd. Doç. Dr. Hakkı Taş, İpek Üniversitesi: İktidara liberaller çıksaydı Arap Baharı akim bırakılmazdı:

“Arap Baharı’ tabiri erken teşhisti. Olaylar başladığında sonunu öngörüp süreci ‘bahar’ olarak nitelemek en hafif tabirle siyasi iyimserlikti. Bu zaviyeden bakıldığında bahar hiç başlamadı! Ancak diğer taraftan bölgedeki siyasi hareketlilik sürüyor. Körfez ülkeleri tehlikeyi atlatmış gözükse de Tunus ve Mısır’da taşlar yerine oturmadı. Genelde ülkelerin ilk demokrasi denemeleri başarısızlıkla sonuçlanır. Ancak bu durum o ülkedeki demokrasiye geçme isteğini artırır.  Mısır örneğinde; Tahrir gösterileri Mısırlılara özgüven kazandırdı. Başkaldırı kültürü doğdu. Halk bu enerjiyle Hüsnü Mübarek ile sonrasında koltuğa oturan askerleri devirdi. Hatta ilk sivil Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesinde de rol oynadı bu halktaki özgüven. Kısa vadede kazanımlar heba olmuş gibi gözükse de halkın özgüven kazanması daha mühim. Zira bu güç, heveslisi çok olsa da yeni Mübarek’lere geçit vermeyecek. Ancak ortada açık bir durum var; devrimler İslamcıları iktidara taşıdığı için dönüşüm akim kaldı. Mısır’da Müslüman Kardeşler yerine seküler liberal bir parti iktidara gelseydi süreç farklı ilerlerdi. İslami kesimin iktidara çıkması bölgeye dönük tehdit olarak algılandı. Bundan ötürü Batı darbeye ‘darbe’ diyemedi!”