|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Küçük dev, yeni aktör: Katar

18 Mart 2013 / MESUT ÇEVİKALP
Nüfus ve yüzölçümü bakımından küçük, buna karşın nüfuz, söylem ve eylem bakımından büyük. Arap Baharı rüzgârına doğru zamanda ve yönde yelken açan Katar, Ortadoğu’nun yeni aktörü olma yolunda ilerliyor.

Arap Baharı’nı sıçrama rampasına çeviren belki de tek ülke o. İsyan dalgasının gelişini çok önceden görüp asırlık rejimler henüz ayaktayken saf tuttu muhaliflerle. Bölgeyi kuşatan etkili medyasıyla isyancıları desteklemekle yetinmeyip yeri geldiğinde para, yeri geldiğinde silah vermekten geri durmadı. Asırlık diktatörleri devirip iktidara gelen muhalifler de unutmadı onu. Artık bölgede her meselenin bir kenarından mutlaka o tutuyor. Boyuna posuna bakılmadan, aşılamayan krizlerde arabulucu, küresel anlaşmalarda kolaylaştırıcı olması isteniyor. Mısır, İsrail ve Türkiye’nin mevzi kaybettiği dönemde Doğu Batı arasında köprü rolü oynuyor.

Katar Emirliği’nden söz ediyoruz. Yüzölçümü ‘İzmir’ kadar olan bu küçük Körfez ülkesi artık devler liginde boy gösteriyor. Tunus, Libya ve Mısır’da olduğu gibi bugün de Suriyeli muhaliflerin sıkı destekçisi. Bir taraftan da Taliban-Afganistan-ABD barış görüşmelerinin arabulucusu. Süreci Doha’da açılan Taliban Ofisi üzerinden yürütüyor. Sünni Arap eksenindeki duruşu, Batı’yla girift ilişkileri, güçlü medyasıyla geçiş döneminin aranan oyuncusu bir bakıma. İran, Suudi Arabistan gibi bölge devleriyle boy ölçüşmekle kalmıyor, kendine küresel denklemde zemin arıyor.

Katar’ın dönüşümünü, aktif dış politikasını, bu politikanın mimarı Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Sani’yi, yeni Katar’ın Türkiye ve bölgeye etkisini Doç. Dr. Ahmet Kuru ile konuştuk. Siyaset bilimci Kuru, 6 aydır Katar’da yaşıyor. Dönüşümü bizzat içinde yaşayarak gözlemliyor. Aynı zamanda ABD merkezli Brookings Enstitüsü’nün başkent Doha’daki merkezinde çalışıyor. Ancak akademik kadrosu San Diego Eyalet Üniversitesi’nde. Doktorasını Washington Üniversitesi’nde, post doktorasını Columbia Üniversitesi’nde tamamladı.Katar’ın yanında sık sık Mısır, Tunus ve Bahreyn’e giden Kuru, bugünlerde çalıştığı ‘Müslüman ülkelerde demokrasi-otoriterizm denklemi’ konusu için veri topluyor.

-Suriye, Mısır, Taliban… Sıcak küresel meselelerde önümüze çıkan tek ülke Katar. Nasıl bu kadar aktif olabiliyor? Rol mü kapıyor?

Rol kapmaktan ziyade oluşan boşluğu dolduruyor. Son dönemde bölgede saydığınız konularda yeterli rol üstelenen bir Arap ülkesi kalmamıştı. Rolleri Katar üstlenmeye başladı.

-Çevre şartları mı Katar’ı etkiledi yoksa tersi mi oldu?

İkisi de söz konusu. Çevre şartları mevcut; devasa bir doğalgaz geliri var. Son 20 yıldaki büyük ekonomik patlamanın sebebi, doğalgazı sıvılaştıran (likit) teknolojinin gelişmesinden kaynaklanıyor. Bugünkü millî geliri 170 milyar doları aştı; neredeyse Mısır’ın millî geliri (230 milyar dolar) kadar! Mısır’ın nüfusu 85 milyon, Katar’ın ise 2 milyondan az ve bunun sadece 250 bini Katar vatandaşı, geri kalan geçici vizeyle çalışmak için gelenler. Dolayısıyla büyük bir zenginlik söz konusu ve bu imkânı iç ve dış politikada etkinliğini artırmak için kullanıyor.

-Aktifliğini sağlayan diğer faktörler neler?

Katar Emiri El Sani’nin liderliği çok önemli. Dünyadaki gelişmeleri iyi okuyor. Kendine sürekli bilgi taşıyan bir divanı var; think-tank gibi. Arap Baharı’nı iyi analiz etti. Başından beri muhalifleri destekledi, Libya ve Mısır’da şu ana kadar kazandı da. Mısır’dan boşalan etkin role talip oldu. Gazze’yi ziyaret eden ilk devlet başkanı oldu. Son Gazze savaşının ardından İsrail-Filistin barış görüşmelerinde Mısır ve Türkiye ile birlikte aktif rol aldı. Keza aynı aktif arabuluculuğu Kabil hükümeti ile Taliban arasında yürütüyor. El Sani’nin girişimleriyle Taliban’ın sınır dışındaki ilk ofisi Doha’da açıldı.

-ABD ile sıkı müttefiklik ne katıyor?

Öne çıkmasında ABD’nin elbette etkisi var. Amerika’nın Ortadoğu’daki en büyük askerî üssü Katar’da. 11 Eylül’ün ardından Suudi Arabistan’dan ayrılan Amerikan hava komuta merkezi Katar’a konuşlandı. Böylece, ciddi ordu kurmadan dış tehditlerden korunuyor.

-Ne gibi tehditler söz konusu?

Büyük tehdit İran. Katar gazını Körfez’de İran’la ortak havzadan çekiyor. Arada gerilim söz konusu. Tahran’ın askerî gücünü topraklarındaki ABD üssü ile bir nevi dengeliyor. Öte yandan Katar tamamen ABD yörüngesinde bir uydu devlet de değil. Bağımsız hareket edebiliyor.

-ABD-Katar ilişkileri nasıl bir zemine oturuyor?

Terörizm gibi konularda ortak hareket ediyorlar. Ama Emir’in kendi gündemi de var. Gazze’yi kendi inisiyatifiyle ziyaret etti. Sadece ABD’ye değil, babasının eskiden sıkı müttefiki olan Suudi Arabistan’a karşı da mesafeli davranıyor. Babası Şeyh Halife Bin Hamed El Sani, Suudi Arabistan ile çok yakındı. Mevcut Emir 1995’te kansız bir darbeyle babasının yerine geçtiğinden beri Riyad’a mesafeli duruyor.

-Peki, kendi entelektüelini yetiştirebiliyor mu?

Eğitime ciddi bir yatırım söz konusu. Amerika’nın Cornell, Georgetown gibi 5-6 saygın üniversitesine Doha’da kampüs açmış durumda. Katar Üniversitesi gayet iyi. Yüksek maaşlarla dünya markası akademisyenleri Katar’a çekiyor. Bunun yanında Amerikan Brookings Enstitüsü gibi önde gelen düşünce merkezleri de Doha’da ofis açıyor. Tarık Ramazan gibi entelektüelleri misafir eden kurumlarıyla Katar onların birikimlerinden faydalanıyor. Keza Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf El Kardavi de Doha’da yaşıyor. Katar, bu etkili akademik tabanı ile bölgedeki güncel krizlerin analiz edildiği merkez olmaya yöneliyor.

-Katar hangi ülkenin boşluğunu doldurdu?

Arap Baharı öncesinde bölgenin iki önemli ülkesi Türkiye ile İsrail’in ilişkilerinde yaşanan gerginlik, Mısır’daki ihtilal, Suriye’deki iç savaş gibi faktörler Ortadoğu’da hâliyle boşluk oluşturdu. Özellikle Mısır kendi derdine düştüğü için Arap ülkeleri arasında etkin olma rolü Katar’a kaldı. Katar’a benzer şekilde ekonomik zenginlik ve Batı ile güçlü bağlar Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) de var. Ama Katar’daki liderlik vizyonu onlarda olmadığı için BAE kabuğundan sıyrılamadı. Uluslararası siyasette önemli bir rolü olmadı. Hatta Arap ihtilalleri dalgası BAE’yi de vurdu; BAE bölgede Müslüman Kardeşler’e karşı tavır geliştirirken kendi topraklarında da Müslüman Kardeşler türü muhalefet olduğu paranoyasına kapıldı. Bu nedenle bir polis devletine doğru gidiyor.

-Katar’da bu endişe görülmüyor. Neden?

Ekonomik sorunu bulunmayan, ülkedeki 1,5 milyon yabancı işçi karşısında üstün tutulan 250 binlik Katarlılar yönetimlerinden memnun. Emir zenginliği onlarla paylaşıyor. Emir’in halktaki imajı iyi. Ülkeyi bir yere taşıdığı düşünülüyor. Onun için Arap ihtilalleri dalgası Katar rejimini etkilemiyor. Bundan dolayı Emir korkusuzca değişik ülkelerdeki Arap ihtilallerine başından bu yana destek veriyor.

-Türkiye, benzer politikalar izlediği için mi yakın Katar’a?

Ankara önceleri BAE ile yakın temastaydı. Dubai üzerinden sermaye aktarımı ve yatırıma önem veriyordu. Arap ihtilalleri sonrası durum değişti. Türkiye’nin artık Katar’la BAE’ye oranla çok daha güçlü ilişkileri var. Hükümetler arası ziyaretler de sıklaştı. Suriye’de doğal müttefik oldular. Arap ihtilalleri genelinde politikaları örtüşüyor.

-Katar’ın öne çıkmasından rahatsız değil yani.

Türkiye, Ortadoğu siyasetinde aktif olma noktasında kendisine Arap ülkeleri arasında müttefikler arıyor. Mısır’ın zayıfladığı, iç problemlerine döndüğü bir dönemde Katar en iyi alternatif olarak ortaya çıktı. Bu birliktelik sonuç da veriyor. Mesela kısa süre önceki İsrail’in Gazze saldırısı sonrası barışı Mısır-Katar-Türkiye ekseni sağladı. Başka bir işbirliği de Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el Haşimi konusunda yaşandı. Haşimi, önce Katar’a gitti, sonra Türkiye’ye sığındı. Keza Hamas lideri Halid Meşal konusunda da yardımlaştı iki ülke. Şam’dan çıkarılmasını Türkiye teşvik etti, ardından Katar’a yerleşti. Katar ile Türkiye, İsrailli er Gilad Şalit’in Filistinli tutuklularla takasında da önemli rol oynadı. Dolayısıyla Katar ile Türkiye birçok bölgesel konuda ortak çalışıyor. Şimdi aynı birliktelik Suriye’de söz konusu. Ankara, Esed rejiminin sıkı destekçileri Maliki hükümeti ile Tahran rejimi karşısında Katar gibi Sünni Arap müttefiklere ihtiyaç duyuyor.

-Mutlak monarşiyle yönetilen Katar’ın Arap Baharı’nı desteklemesi ne kadar samimi?

Katar’ın tavrını ‘otoriterizm gitsin, demokrasi gelsin’ şeklinde anlamamak lazım. Yaklaşımı muhalefeti şiddetle bastıran diktatöre karşı ayaklanan halkı desteklemek şeklinde özetlenebilir. Zaten kendisi demokrasi ile yönetilmeyen Katar’ın bölgede demokrasi yayması mümkün değil. Türkiye demokratik olduğundan bölgede demokratikleşmeyi destekliyor ama onun da her otoriter rejimi karşısına alması düşünülemez. Böylesi bir ‘demokrasi Donkişotluğunu’ Avrupalı ülkeler de yapamaz. Zira dünyadaki 200 kadar ülkenin neredeyse yarısı otoriter. Her ülkeyi demokratikleştirme iddiasıyla güdülen dış politika dünyanın yarısıyla ilişkilerin kesilmesi anlamına gelir. Türkiye ve Katar’ın politikaları halkını öldüren diktatörlere karşı çıkma noktasında odaklanıyor.

-İhvan karşıtı Suudi Arabistan, Suriye muhalefetini neden destekliyor?

Suudiler Suriye’de muhaliflerin İran’la çarpıştığını düşünerek destek veriyor. Baş düşmanları İran’a karşı Suriyeli muhaliflerin yanında duruyorlar. Bunun dışında Suudi Arabistan, Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarına karşı duruyor. Başkanlık seçiminde Muhammed Mursi’nin rakibi emekli general, Mübarek’in son başbakanı Ahmed Şefik, seçimi kaybetmesinin ardından Arabistan çizgisindeki BAE’ye sığındı. Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali de Arabistan’a sığınmıştı. Keza Yemen’in otoriter lideri Ali Abdullah Salih’i de devrime karşı Arabistan destekledi. Suudi Arabistan ve BAE statükonun merkezleri gibi davranıyor. Katar da değişimin merkezi.

-Katar-Arabistan ayrışması Arap medyasına nasıl yansıyor?

Suudi sermayeli, BAE merkezli El Arabiya televizyonu Arap ihtilalleri çerçevesinde statükoyu desteklerken; Katar’ın El Cezire’si, başta Müslüman Kardeşler olmak üzere bölgedeki tüm muhaliflere arka çıktı. Al Arabiya televizyonu El Cezire’nin etkisini kırmak için kuruldu. Ancak El Cezire, Arap ülkelerindeki etkisini devam ettiriyor. Arapçanın yanı sıra İngilizcesi de etkili. Kahire’de görüştüğüm Mısırlılar, Mübarek’e karşı devrimde El Cezire’nin büyük rol oynadığını söyledi. 24 saat canlı yayınlarla Tahrir’de yaşananları dünyaya duyurdu.

-Katar’ı Arap dünyasına El Cezire taşıyor o zaman…

İlginçtir, bazı Arap ülkelerinde Katar’ı küçük görme hâli var. Bu bir kısım Türk entelektüelinde de mevcut. Ayrıca ‘ABD’nin kuklası’ diye nitelendirip bağımsız olmadığını savunuyorlar. Bu algının doğru olmadığını Katar’da yaşayarak öğrendim. Katar şu an dış politikada dengeleri gözetiyor. Ancak bilim, eğitim ve sağlık alanlarındaki yatırımları ile ileride ayaklarını yere sağlam basacağını kanıtlıyor. Emir, Gazze’yi ziyaret ederek ABD’den bağımsız hareket edebileceğini gösteriyor. Ayrıca El Cezire’nin Filistin konusundaki Arapça yayınları Amerika’nın İsrail politikasıyla taban tabana zıt. Katar aktif dış politikası ile Libya, Mısır ve Tunus’ta kazanan taraf oldu. Suriye’de de Türkiye ile aynı noktada duruyor. Kısacası her şeyi Amerikan komplosu ile açıklamak yanlış, yanıltıcı.

-Katar tek başına mı hareket ediyor?

Elbette Türkiye, ABD gibi önemli aktörlerle işbirliği içinde. Yeni Mısır’la da güçlü bağ kurmaya çalışıyor. Küçük olduğundan müttefiklere her zaman ihtiyacı var. Küçük olmanın avantajları da yok değil; mesela manevra kabiliyeti yüksek. Küçük görüldüğü için hedef de alınmıyor.

-Gün gelir, ABD askerî üssünü boşaltırsa denklem nasıl değişir?

ABD üssünü boşaltabilir belki ama bu Katar ile ittifaklarının sona ereceği anlamına gelmez. ABD-Katar ittifakı sona erse de bu düşman olacakları anlamı taşımaz. Katar, İsrail konusunda radikal adımlar atmadığı sürece ABD kolay kolay karşısına geçmez. ABD’nin bölgede yeterince düşmanı var.

-ABD Katar’a hangi gözle bakıyor?

ABD ve diğer Batılılar Katar’a pragmatik yaklaşıyor. Washington bölgede oturup konuşabileceği, pazarlık yapabileceği rasyonel ülkeler arıyor. Katar, Batılıları ‘düşman’ görmüyor. Pazarlık ve anlaşmaya açık. Bu Batılılar için önemli bir nokta.

-Katar’da nasıl bir İran algısı mevcut?

Katar için İran ile ilişkilerin iyi olması çok önemli. Körfez’de gaz üretimi yaptıkları havza ortak çünkü. Ancak Suriye krizi iki ülke ilişkilerini olumsuz etkiledi. Bölgede artan Sünni-Şii gerilimi ileride ilişkileri daha da gerebilir. Bahreyn, Katar’ın yakın komşularından. Bahreyn’de yönetimden rahatsız olan Sünniler bile son dönemde yönetime destek vermek zorunda kaldı. Zira Bahreyn’in Irak’a dönmesinden korkuyorlar. Şiilerin iktidara gelip Maliki yönetimi gibi Sünnileri dışlaması ve ezmesi korkusu, Bahreynli Sünnileri eleştirdikleri iktidarın yanında saf tutmaya itiyor. Bu bağlamda Katar açısından İran uyanık olunması gereken komşu ülke!

-Katar bu arada Taliban barış görüşmelerinde de arabulucu!

Taliban’ın ilk sınır dışı ofisini Doha’da açması Katar’ın pro-aktif rol alma çabasının neticesiydi. Katar küresel konularda söz sahibi olmak istiyor. Parası, altyapısı ve ilişkileri buna uygun. Ayrıca küçük bir ülke olduğu için Taliban gibi grupları daha rahat kontrol edebileceğini düşünüyor. Suç oranı çok düşük, suçluların kaçıp saklanabileceği bir ülke değil. Zira yönetim ufak bir hatada yabancıları sınır dışı ediyor.

-Bu müzakereler için yetişmiş bürokratları var mı?

Katar’ın güçlü devlet geleneği, bürokrasisi olmaması eksiklik. Fakat aynı zamanda bu daha hızlı hareket edebilmelerini sağlıyor. Katarlı diplomatlar için dil bilmek bir sorun değil; zaten günlük yaşam Arapçadan çok İngilizce üzerine yürüyor. Bağımsızlığını 1971 gibi yakın tarihte İngilizlerden kazandı zira.

Selefîlere iyi bakmıyor

Katar, El Kaide ve Selefîleri düzen bozucu unsurlar olarak görüyor. Bir gün bunların kendisine de uzanabileceğini hesap edip karşı duruyor. Bundan ötürü ağırlıklı olarak Müslüman Kardeşler çizgisindeki muhalifleri destekliyor. Ciddi turizm getirisi olan Katar bu tür marjinal gruplara ve onların katı yorumlarına ülke içinde de göz açtırmaz.

Katar ve Türkiye’nin geleceğini Suriye belirleyecek

Türkiye gibi Katar da Arap ihtilalleri sürecinde bölgedeki ‘nötr’ duruşunu değiştirip arabuluculuk sıfatını kaybetme riskine rağmen muhaliflerin yanında yer aldı. Uzun vadede Türkiye gibi o da bu süreçten kazançlı çıkacak. Ancak bu noktada kilit ülke Suriye. Eğer Esed rejimi devam eder ve katliamlar sürerse hem Türkiye hem de Katar’ın bölgedeki imajı ciddi oranda zarar görecek. Bu arada Arap ihtilalleri, bölgede derinden hissedilen ayrışmayı gün yüzüne taşıdı. Taraflar Suriye krizi üzerinde saflaştı. Bir tarafta Esed rejimine destek veren İran, Irak (Maliki hükümeti), Hizbullah ekseni oluştu. Karşı tarafta da Türkiye, Katar ve Mısır var. İsrail ise bu iki tarafın çarpışmasından mutlu. İsrail’in bir diğer düşmanı Irak gibi Suriye de yerle bir oluyor. Suriye krizinin devam etmesinden en çok Türkiye zarar görüyor.

İmaj için Paris Saint Germain’i satın aldı

-Doğalgaz biterse aktif dış politika da biter mi?

 Katar bunu hesaba katarak yurtdışında, Fransa’dan Avustralya’ya kadar geniş bir yelpazede yatırımlar yapıyor; çiftlikler, şirketler alıyor. Katar, Batı ülkelerindeki yatırımları ile olumlu bir imaj oluşturuyor. Mesela Fransız takımı Paris Saint Germain’i satın aldı. Avrupa’da moda evleri alıyor. Emir’in ön plana çıkan hanımı Şeyha Moza da halkla ilişkiler konusunda çok aktif. Ayrıca Katar’ı Hong Kong, Singapur gibi dünyanın ‘Duty Free’ merkezine çevirmeye çalışıyorlar. Yol da aldılar bu yönde. Qatar Havayolları, THY gibi hızla büyüyen dünya markalarından. Ticaret, spor ve turizm alanlarında gelişerek doğalgaz olmadan ayakta durabilecek bir duruma gelmeyi hedefliyor. Mesela 2022 Dünya Kupası Katar’da yapılacak. Olimpiyatların ev sahipliğini almak için de çalışıyor. Büyük tenis turnuvalarına ev sahipliğinden geri durmuyor. BM konferanslarına ev sahibi oluyor. Medeniyetlerarası Diyalog Platformu’nun gelecek toplantısı da Doha’da yapılacak. Bu şekilde yönetim hem halkına pozitif imaj veriyor hem de adını dünyaya tanıtıyor. Kısacası doğalgaz bitse de bölgesel rolü devam eder.