KAPAT

DERİN İSLAMCILIK(II)

DERİN İSLAMCILIK(II)
HABERLER YORUM
6 Ağustos 2015, Perşembe

Sivil Müslüman oluşumların AKP tarafından politize edilmesi, siyasi iktidar odağına bağımlı ve mahkûm hale getirilmesi, bu grupları orta ve uzun vadede bitirme stratejisine yarayabilir.

Çünkü sivil toplum içine samimiyetleriyle kök salmış grupların, bu köklerinin kesilip tepedeki zenginliğe tutunarak kendilerini her daim sürdürmeleri imkân dâhilinde değildir. Gün gelir değirmenin suyu kesilirse, diğerkâmlıkla gelişmiş sivil kökleriniz de kazındıysa sizi bitirmiş olurlar. Bugün ihale ve rant yoluyla âbâd olduklarını sananlar büyük bir yanılgı içindeler. Sivil dini oluşumların siyasete vagon yapılmasının en büyük tehlikesi, bağımsızlıklarının sona ermesidir. Maalesef bu tasfiye projesi Derin İslamcılık tarafından işletiliyor. Aslında tüm Türkiye sathında birçok cemaat ve tarikat patronaj ve sıcak kapital ile peyleniyor ve bu şekilde cevvaliyetleri kırılıyor, maddi karşılık düşünmeyen duru ihlasları kesiliyor. Bu belki de İslam'ın en sağlıklı duruşlarından birini sergileyen Anadolu Müslümanlığı'nı bitirme hamlesi olarak okunabilir. Dahası Osmanlı'dan beri Türkiye'deki teolojik merkez Maturidi eksene oturmuştu, şu anda bu merkezi daha Arap kökenli Selefi İlahiyat yorumuna, hatta bazı noktalarda Şia yorumlarına (humusun Sünni olmayan biçimleri gibi) kaydırma konusunda bir gayret var. Bu konuda oldukça azimli bir yayıncılık faaliyeti ve sivil örgütlenme biçimleri kendini mezhepler üstü sayan bazı siyasi odaklar tarafından destekleniyor. Bu odaklar Selefi İlahiyatı'nı Diyanet'e sokma çabası içindeler.

Türk tipi İslamcılık bütünleştirme siyasetinden uzaklaştı

1980 sonrası İslamcılığın ana sorunu, ideolojisine format atan paradigmatik örneğinin İran devrimi olmasıydı. Aslında komşu ülkede dar merkezli bir kalkışmadan ibaret olan 1979 isyanından sonra yeni rejimin sosyolojik ve siyasal planda kendini konsolide etmesi son derece zordu. Yeni rejiminin kendini uzun vadede sürdürülebilir kılması nasıl mümkün olmuştur acaba? Cevap net: Savaş ve güvenlik koşulları. Sekiz yıl devam eden İran-Irak Savaşı sonucunda oluşan toplumsal ailevî trajediler, acı, ıstırap ve yoğun şehit kültleri sayesinde, silahlı mücadele kartıyla sivil ve siyasal arasında mecburi bir konsolidasyon mümkün oldu. İlk 10 yıldan sonra sürdürülebilirlik sağlandı ve o rejim 35 yıldır ayakta. Şu anda ülkemizde gözlemlenen yüksek dozda savaşa girme arzusu bir de bu açıdan incelenmelidir. Hep merak ederdim, şu 2023 hatta 2071 gibi kurguları nasıl hayata geçirmek isteyecekler diye? Anlaşılan o ki, sivil siyasette yeterince başarılı olamazsak militer yollarla sisteme müdahale ederiz ve PKK kartına oynayarak siyasete şekil veririz diyorlar. Fakat belki on defa seyrettiğimiz bu filmin alıcısı yok artık Türkiye'de. Bu ara dönemde geçici olarak, Kürt sorunu karşısında derin devletin Türkçü-Güvenlikçi ekseni şimdilik eyvallah diyor Beştepe'nin savaşçı stratejisine, ama keser döner sap döner demişler. Bu kadar anlık, bu kadar yanar-döner ve sadece ikbal merkezli siyaset etme düşüncesi bumerang etkisi yapabilir. Tek başına hükümet kurma gücünü kaybedenler, yeni vesayetçi taktiklere ram oldular. Vesayetin en önemli özelliği sivil siyaseti kendi doğal akışına bırakmamaktı. Şu anda da koalisyonun kurulmasını engelleyen bir irade ile karşı karşıyayız. Eski vesayetin yerine külliye merkezli veya tek aktör sendromlu bir vesayet temerküz ediyor. Türk tipi İslamcılık, tek başına hükümeti kaybetse de, iktidarı bir kez yakaladı mı, çeneleriyle avlarını tutmak için azami güç uygulayan canlılar gibi gayretli davranıyor, dişleriyle iktidara tutundu mu bırakmıyor. (Amazon bölgesindeki dev timsahların, tuttukları av kaçmasın diye 2500 lbs gücünde diş-çene kuvveti uyguladıklarını biliyor muydunuz? Türk tipi İslamcılık o kadar azimli davranıyor.)

SİYASİ ENANİYET VE BÜYÜK BOZGUN

Üst-akıldan bahsedip Müslüman insanları karalamaya çalışanlar şu anda İncirlik'te üst akılla kastettikleri devletin oyuncağı oluyorlar. Çözüm sürecini irdeleyenlere “ırkçı” diyorlardı; masum ve makul eleştiri yapanlara kan dökücü ve güvenlikçi siyaset yapıyorlar diyerek saldırıyorlardı (bu malum barış güvercinleri). Hükümet, analar ağlamasın diyordu (Türk ve Kürt anaları kastederek), şimdi ağlamaktan gözyaşları sel oldu o anaların. Reva mıdır gücümüz sarsılmasın diye millete çektirdiğiniz acılar. Şimdi kendi politik menfaatleri için “evlatlarımızı feda etmemizi” (ölüme yollamamızı) isteyen şedit bir davette bulunuyor eski barış güvercinleri, çözüm sürecini kanlı sürece dönüştürüyorlar, tümüyle şahin ve güvenlikçi pozisyona geçiyorlar. Türk tipi İslamcılığın sorunu, kendi çıkarını her türlü değerden üstün tutması ve bunun neticesinde ortaya koyduğu büyük tutarsızlıklardır, ilkesizliklerdir.

Türk tipi İslamcılık şu anda toplumu birleştirme, bütünleştirme siyasetinden tamamen uzaklaşmış durumda. Sivil alanı böl ve yönet taktiğiyle cepheleştirici, kamplaştırıcı, parçalayıcı bir siyaset izliyorlar. Halkı kin ve nefret yönünde tahrik ederek ayrıştırıp, Meclis'te 276'nın üzerinde sandalyeye ulaşmayı planlıyorlar. Ülkeyi gündelik yaşam içinde ve etnik, mezhepsel planda Suriyeleşme tehlikesine maruz bırakıyorlar. Birkaç ay öncesine kadar sivil silahsız siyaset güçlensin, düz ovada siyaset yapılsın diyorlardı. Sivil barışçı siyaset gerçekten güçlenince hemen çark ettiler çünkü şahsi çıkarları tehlikeye düştü. Zira söyledikleri her şey oy amaçlı popülizmden ibaretti. PKK'yı silah bırakmaya çağıran bir partinin seçmenine şerefsiz diyen ultra milliyetçi lider refleksini de bir rüzgâr gibi arkalarına almaktan çekinmiyorlar. Neticede memleketi zalimce planlar, acımasız hükümler altında ezilen ve inleyen insanların ülkesine çevirdiler.

İslamcılığın Türkiye'deki derin yapıların manipülatif bir unsuruna dönüştürülmesi nasıl gerçekleşti? İslamcılık modern dönemlerde ortaya çıkmış ideolojilerden biri. Geleneğe bağlı olan köklü tarikat ve cemaatleri beğenmemek ideolojilerinde mündemiç bir hal. Hâlbuki Türkiye'de ihlaslı dindarlık oranlarını koruyan toplumsal sigorta bu sivil toplulukçu yapılardır. Onları siyasete ve çıkara bağlamak, politize etmek toplumsal dindarlığın sigortasını patlatmak demektir. İslamcı bir iktidara rağmen toplumda dindarlığın azalması bu politizasyonla ilgilidir. Bırakın sivil Müslüman oluşumları, İslamcılık belli bir noktadan sonra yeri gelir koskoca bir İslam tarihini bile 1000 küsur senelik bir sapma olarak tarif eder ve İslamcılığı da öze, köke, Kur'an'a geri dönüş gibi tanımlayabilir. İslamcılık yukarıdan aşağıya topluma nizam vermek, İslam'ın zahiri hükümlerini kamusal alanda hâkim kılmak için devletin kullanılması gerektiğini düşünen bir ideolojidir. Aslında laikçi devlet düşüncesine karşıydılar, yoksa devletle o kadar ciddi bir sorunları yoktu. Tağutî devlet, kâfir sayıldığı için tağuttu onlara göre. Yoksa devletin ideolojik aygıtlarını ele geçirip kullanmak normaldi. İslamcılığı endoktrine edebilecek bir devlet fikriyle problemleri olmadı. Fakat kavrayamadıkları husus şu ki; bu devlet modern öncesi devlet değildir. Modern devleti ele geçirdiğinizi “sandığınız” anda o sizi dönüştürmeye başlar. Modern devlet ulus devlettir. Klasik modernitede aslında toplum yoktur, ulus vardır. İktidara gelince bir ulusun üstünlüğüne inanmak, o tekçilik ideolojisinin cazibedârlığı, çelişkisiz toplum fikrinin getirdiği egemenlik hissi, ulus-toplumun devletine sahip oldum düşüncesi siyasetçilerin nefsini en derinlerden okşar. Önce bu siyasi enaniyetle başlar büyük bozgun. Sonra gün gelir sırf kendi iktidarının ikbali için vatan evlatlarını ölüme çağıran bir duruma düşer bu Türk tipi İslamcılık. Son bir yazıyla konuyu sonlandıracağım.

*Süleyman Şah Üniversitesi

YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir