Siyasal İslam, İslam'a karşı!

28.02.2016

95 157 120
Öyle görünüyor ki, sadece Türkiye'de değil, Ortadoğu'da da yaşanan olaylar İslam'la siyasal İslam arasında büyük farkların, boşlukların, uzlaşmazlıkların, hatta ne yalan söylemeli, büyük çelişkilerin oluştuğunu ortaya koyuyor.

Aslına bakılırsa  bu, bugüne mahsus da değildir. Siyasal İslam, doğası gereği, dünyevîleşmeyi, dünyevî iktidarı öne çıkarmış, bu iktidarı, İslam'ın kendisini araçsallaştırıp tahkim etmeyi başarmıştır. Kısaca siyasal İslam'ın ürettiği dünya görüşü, İslam'ı  dünyevîleşmenin her alanında araçsallaştırarak kullanmak üzerine inşa edilmiştir: Siyasal İslam, İslam'ı, ahlakî, entelektüel, estetik  ve hatta insanî muhtevasından tecrid etmiş; araçsallaştırma işini, İslam'ı kamusal alanda görünür olma bağlamında bir şekil'e indirgemiştir. Bugün gelinen durum aslında, İslam'la siyasal İslam'ın birbirlerine karşıt konumda yer aldıklarını göstermesi bakımından vâhîm ve düşündürücüdür: Siyasal İslam, İslam'a karşı!

‘Siyasal İslam' kavramı, yanıltıcı olabilir ve iktidarın sadece siyasal alanda amaçlandığı gibi, dar bir anlama gönderme yapıyor olmak şeklinde anlaşılabilir. Öyle değil! Siyasal İslam, siyaset dışında dünyevîleşmeyi, gündelik hayata ilişkin mikro-iktidarları da kuşatıp içine alacak geniş bir iktidarlar alanını işaret eder. Daha açık bir ifadeyle, siyasal İslam ideali, gündelik hayatın her alanında iktidar olmaktır. Bu alanlardan biri, Kur'an-ı Kerim'de ‘metau'l-gurur' diye nitelendirilerek eleştirilen gündelik hayatta para ve mal düşkünlüğünün görüldüğü alan!

Dünyevîleşme ilişkisinin zenginlikle sağladığı iktidarı 17. yüzyılın büyük şairlerinden biri olan Bağdatlı Ruhî'nin Terkib-i Bend' i üzerinden okumak mümkündür. [Bu konuda zihin ufkumu açan merhum Prof. Dr. Sabri F. Ülgener Hoca'ya şükran borcum vardır]. Ülgener Hoca'nın deyişiyle, ‘ Pre-kapitalist toplumun, sömüreni ve sömürüleni ile portresini çizgi çizgi gözler önüne seren' Terkib-i Bend, ‘ Emek ve zahmetin bir taraf sırtına yüklenip öbür tarafın  zevk ile dünyayı yediği sınıflı bir toplum[u]' anlatır: Sömürenler ‘âyân-ı cihân' ve ‘sahib-i kudret'tirler.

Peki, ya ‘sahib-i kudret' olmayanlar? Onlar da dünya malının peşindedirler. Ruhî'nin, Terkib-i Bend'de anlattığı bir hikâye  bu bakımdan ilginçtir: Ülgener Hoca'nın ‘Zihniyet, Aydınlar ve İzm'ler'inden alıntılıyorum:

‘[Bağdat'lı Ruhî] Sabahın alaca karanlığında ibadet için mescide varmıştır. İçerisi bir kalabalık ki, iğne atsan yere düşmeyecek. Cemaat diz dize. Ama konuşulana kulak kesilir. Herkesin dilinde bir akçe hesabıdır yürüyüp gider. Şair nihayet dayanamaz:

‘Dedim ne sayarsız ne alursuz  ne satarsız

Ki âsla dilinizde ne Nebî var ne hod Allah'

Cemaat mescidde oturmuş, sürekli olarak para'dan [akçe] konuşmaktadırlar. Ne Peygamber'in ne de Allah'ın adını anan vardır. Cami, dünyevîleşmiş ve İslam'ın muhtevasından tecrit edilmiş Şekil'ine dönüşmüştür. Ruhî, sözünü şöyle bağlar:

‘Kim sizden ırağ oldu ise, Hakk'a yakındır

Zirâ ki dalâlet yoludur, gittiğiniz râh'

Ruhî, mescidde Allah'ın adını anmadan paradan söz edenler için ‘kim sizden ne kadar uzak olursa Hakk'a o kadar yakın olacağı'nı ve tuttukları yolun, ‘dalâlet [sapkınlık] yolu olduğunu' bildirir:

Ülgener Hoca, bu bölümü şöyle bitiriyor:

‘Ruhî'nin gerçeklik payından hiçbir şey kaybetmeyerek ertesi yüzyıllara, hatta neden saklamalı, günümüze yadigâr bıraktığı sözlerden birini burada aramak yanlış olmayacaktır.'

Ruhî'nin öfkeyle yuhaladığı, aslında, siyasal İslam'ın gündelik hayatı dünyevîleştirerek zihinlerde inşa ettiği mikro- iktidar modelidir. Dünya malının iktidarına, İslam'ı araçsallaştırarak talip olmak!

Bugün Ruhî'nin sözleri elbette geçerlidir;- ama bir farkla: Bugünküler, Allah'ın adını anıyorlar!