• USD 2.938
  • GBP 4.2323
  • EUR 3.3436
  • Adana : °C
  • İzmir : °C
  • Ankara : °C

Milliyetçilik, İslamcılık ve Ortadoğu

4 Mayıs 2016 Çarşamba 07:49

Metin BOŞNAK

Ortadoğu’da 150 yıldır Milliyetçilik ve İslamcılık değişik dönemlerin dönüşümlü olarak çatıştırılan unsurları oldu. Milliyetçilik, Osmanlı Devletinin son asrında Batı’nın desteklediği bir akım oldu. Batı’nın değişik kanatları vardı tabii ki. Osmanlı Devleti içindeki farklı etnik topluluklar bazen dinleri, bazen tarihsel mirasları kullanılarak Osmanlı aleyhinde harekete geçirildi. Fransa ve İngiltere en önemli rolü oynadılar. Fransa teorik ve felsefî altyapı hazırlarken, özellikle İngiltere lojistik destek sağladı.

İngiltere ve Fransa aslında düşman kardeş oldular hep.

İngiltere ve Fransa arasındaki kimlik savaşları 17. yüzyılda edebiyatta ve felsefede yenilikte oldu. Hatta İngiliz dilinin Fransızca’nın sultasından çıkması Shakespeare ile başladı. Daha önce Almanca etkisinde idi İngilizce Chaucer’dan sonra Fransızca etkisine girmesi de tesadüf değildi. Endülüs etkisiyle eğitim ve sanatta, düşüncede Fransızlar ileriydiler. Hatta İngiliz dilinde ağılıklı kırsal terimler varken, Fransızca’dan giren kelimelerin daha rafine şeyler olması aradaki kültürel teatinin boyunutu göstermektedir.

İlk defa anadili edebiyat eserlerinde kullanan Fransa’da gelenek hem Katolik hem de Eski Yunan mirasına karı itaat üzerinden gelişirken, İngiltere Shakespeare ve liberal düşünürlerle, Anglikan Kilisesinin Roma Kilisesi ve Katolikliğe aykırı olarak gelişti. Kolonizasyonda İngilizler’in daha ileri gitmesi de bundan oldu. Eski Kutsal Roma mirası ve Latin köklerden İngilizler daha evvel ayrılırken aynı zamanda Hıristiyan Siyonizm'inin de nüvelerini oluşturmuştu. 19. Yüzyıla girerken İngiltere’de Sanayi Devrimi

18. yüzyılda ideolojide 

 Önce gayr-ı Müslim topluluklar, sonra da Müslüman topluluklar Osmanlı’dan koptular.

Birer birer “bağımsızlaşan” ülkeler, aslında sadece Osmanlı’dan bağlarını koparmışlardı. Çünkü yapılan Ortadoğu paylaşım planlarında, hem Ortadoğu parça parça yeniden şekillendirildi hem de bu ülkelerin kaynaklarına Batılı ülkeler el koydular. Artık “müstakil” yeni Ortadoğu “devletleri” vardı. Osmanlı’ya karşı kışkırtılan ülkelerin milliyetçilikleri, Baasçılıkları aslında Osmanlı’yı geçmişte bir sömürge güç olarak göstermek suretiyle bu ülkeleri sömürme üzerine kuruluydu. Nitekim planlar tuttu da.

Bu planlar 1950’lerde, petrolün dünyaca ihtiyaç duyulan bir enerji kaynağı olmasıyla huzursuzluk yaratmaya başladı. Milliyetçilik akımları zararlı olmaya başlamıştı. Batılıların elindeki kaynaklarını devletleştirmek istiyorlardı. Osmanlı’ya karşı kışkırtılan milliyetçilikler, yavaş yavaş bizzat sömürgeyi yasallaştıran Batı’lı ülkelere dönmeye başlayınca milliyetçilik önüne set çekmeler başladı.

 

Bu dönem aynı zamanda Osmanlıya karşı tavır alan ülkelerin, Osmanlı’nın devamı olan Türk Bağımsızlık Savaşı’nı kendilerine örnek aldığı dönem de oldu.  Darbelerin olmaya başladığı dönem de bu evrime tekabül etmektedir.

 Müslüman halklardaki bu dönüşümü iyi tahlil etmek lazımdır. Batılı ülkeler, psikolojik olarak iğdiş ettikleri, tarihlerini yeniden yazdıkları toplumları iliklerine kadar, önce Osmanlı Devletine karşı, sonra da kendi lehlerine sömürdüler. Bu ülkeler arasında, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Körfezin cetvel haritalı ülkeleri, Suudi Arabistan, Mısır ve İran, sonraları, Fas, Tunus, Libya, Cezayir vardı. Bu ülkelerdeki “kamulaştırma” türü millileştirmenin anlamı, kolonileştirmenin kendisine karşı olan bir başkaldırı olarak milletlere moral kaynağı da olmuştu. Yani Milliyetçilik Batı'nın kendi yarattığı Frankeştayn’ı olmuştu.

 O halde darbelerle bunun önüne geçilmeliydi.

 Özellikle Irak gibi ülkelerdeki kamulaştırmalara karşı olarak bizzat CIA’nin örgütleyip, parasal ve insan desteğiyle ilk aşikâr darbe yaptırıldı. İran’da Başkan Musaddık’ın 1953’te devrilip yerine Şah’ın gelmesi böyle bir millileştirmeye karşı yapıldı. Petrol kaynaklarının kontrol ve sömürüsünü bırakmak istemeyen, dolayısıyla, dönem dönem dini hassasiyetleri milli olanlara karşı,  hem iç savaş hem de darbe amaçlı kullanan çok uluslu Mobil, BP, Shell vb. çok uluslu şirketler vardı. “Operasyon Ajax” amacına ulaşınca, Musaddık yerine Şah gelmişti ve ondan isteklerini koparmışlardı Batılı şirket ve devletler.

Saddam’ın başarısız ve başarılı olan darbe girişimlerinde de etken olan aynı unsurlardı zaten.  Musaddık yerine Roma’da kaldığı yerden İran’a getirilip tahta oturtulan Şah’ın benzerini ise bugün Afganistan’daki kayyum lider Karzai, Mısır’da hep “demokrasi” rekorları kıran bugünkü lider Hüsnü Mübarek, en güzel örneğini sergilemektedir. Seçimle gelen diktatörlükler ve Hanedanlar daha bir istikrarlı idi bölgede!

İsrail’le ilk anlaşma zemini kuran, ziyaret eden Arap, Nobel Barış ödülü alan ve sonraki yıl da suikasta kurban giden Enver Sedat ve benzerleri de bu hesapların kurbanı oldu. (İsrail bu tasnif dışındadır tabii ki! İnsan haklarına “saygılı” ve “demokratik” bir devlet olması bunda esastır...)

İngiltere’nin “ışık” getirdiği, Amerika’nın darbe süreçlerini resmen gelenek haline getirdiği Ortadoğu’da her darbe ile gelen “açılımların” arkasında olan bazen “komünistlere karşı” takviye edilen, bazen de “liberalizm” ya da küreselleşme önünde engel olunca, tepelenmesi gereken bir milliyetçilik.

 Osmanlı'yı bitirmek için Araplar arasında yaratılan anti-Osmanlı Baasçılık Batı'ya tepkiye dönünce, artık dümen --bazen bizzat İsrail'in de bazen desteklediği-- İslamcılık'a döndü.

Mısır'ı okurken bir de buna dikkat etmek lazım.

Tek dişi kalmış İslamcılık dalgalarını...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazılarıİngilizce Yazıları
ÇOK OKUNANLAR