Tunus’ta Ennahda siyasal İslamcılığı neden bıraktı?

Ennahda’nın “Müslüman demokrat” kimliğine vurgu yapması, Tunus’ta akıllara AKP tecrübesini getiriyor. Ancak Türkiye, Suriye ve Libya’daki iç savaşta taraf tutarak Tunus’taki itibarını, iç siyasette son 3 yıla damga vuran otoriterleşmeyle ‘örnek demokrasi’ vasfını kaybetti. Bugün Ennahda, AKP örneğine çok vurgu yapmıyor.

Tunus’ta İslamcı Ennahda partisinin son kongresinde siyasal İslamcılığı terk etme kararı alması tüm dünyada yankı uyandırdı. 88 yıllık Müslüman Kardeşler hareketinin Tunus’taki temsilcisi olan Ennahda’nın dini ve siyasi faaliyetlerini ayırma kararı, önemli bir yol ayrımı olarak görülüyor.
Ennahda’nın lideri Raşid Gannuşi’nin, “Tunus’ta yeni anayasayla birlikte siyasal İslam’ın varlık gerekçesi kalmadı. İmamlar siyaset yapmamalı; siyasetçiler de ahiretten bahsetmemeli.” ifadeleri dikkat çekti. Kongre kararına göre, Tunus’ta Müslüman Kardeşler’e bağlı dini ve sivil toplum teşkilatlarıyla toplumda İslam’ın yaygınlaşması için “dava”ya hizmet edecek. Ancak Ennahda partisi, seküler ve çoğulcu anayasa çerçevesinde “Müslüman demokrat” bir parti olarak hizmet edecek.
2011’de Zeynel Abidin bin Ali’nin devrilmesinin ardından seçimleri kazanan Ennahda, 3 yıllık iktidarın sonunda laik muhalefetin baskısıyla istifa etmiş, hükümeti teknokratlara devretmişti. Tunus’ta yeni anayasanın hazırlanmasının ardından düzenlenen Ekim 2014 seçimlerinde Ennahda, 10 puan yitirerek yüzde 31’e düşerken, Cumhurbaşkanı Beci Caid Essebsi’nin laik Tunus’un Sesi yüzde 39’la birinci olmuştu. Ennahda, yine koalisyona katıldı. Ennahda’nın siyasal İslamcılığı bırakmasının en büyük nedeni olarak 2017 seçimleri öncesinde laik-İslamcı kutuplaşmasını dindirme gayesi gösteriliyor.
Ennahda’nın “Müslüman demokrat” kimliğine vurgu yapması Tunus’ta akıllara AKP tecrübesini getiriyor. Zira Yasemin Devrimi’nden sonra iktidara gelen Ennahda lideri Raşid Gannuşi, AKP’yi model aldıklarını söylemişti. Ancak Türkiye, Suriye ve Libya’daki iç savaşta taraf tutarak Tunus’taki itibarını, iç siyasette son 3 yıla damga vuran otoriterleşmeyle ‘örnek demokrasi’ vasfını kaybetti. Bugün Ennahda, AKP örneğine çok vurgu yapmıyor. Ancak muhalifleri sık sık AKP’nin otoriterleşmesini örnek göstererek, Ennahda’nın “Müslüman demokrat” kimliğinin inandırıcı olmadığını ve AKP’nin yolundan gideceğini savunuyor.
Ennahda, kutuplaşmadan korkuyor
Ennahda’nın “siyasal İslam’ı terk etme” stratejisinin iki temel nedeni var. Birincisi, 2014’te Arap dünyasının ilk demokratik anayasasında laikler ve İslamcılar arasında sağlanan uzlaşma. Anayasa tartışmalarında İslam’ın tanınması konusu Ennahda ve Tunus’un sesi arasında yoğun tartışmaya yol açmıştı. Ancak bu müzakerelerin sonunda iki tarafı da tatmin eden bir çözüm bulundu. Tunus’un yeni anayasası “İslam, Tunus’un dinidir” ifadesinin girmesi, dini hakların teminat altına alınması ve kutsal değerlere hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına alınmaması Ennahda’yı memnun etti. Laik kanadın talep ettiği Tunus’un “vatandaşlık temelinde sivil bir devlet” olduğu ifadesi anayasaya girdi.
Ennahda’nın bu tarihi kararının ikinci önemli nedeni ise 2011-2013 yılları arasındaki iktidarı döneminde yaşanan toplumsal kutuplaşmanın ve çatışmanın önüne geçmek. Ennahda, Yasemin Devrimi’nin ardından ezici çoğunlukla iktidara gelmiş, ancak ülkenin ekonomik ve yapısal sorunlarıyla başa çıkmakta zorlanmıştı. 40 yıl boyunca sistem karşıtı bir parti olarak büyüyen Ennahda, 2 yıllık iktidarında geniş muhalefet bloku karşısında yalnız kalmış ve 2014’te iktidarı bırakmak zorunda kalmıştı. Ennahda, 2017 seçimleri öncesinde siyasal İslam etiketinden kurtularak ikinci kez laik-İslamcı kutuplaşmasını ateşlemek istemiyor.
Eski Cumhurbaşkanı Moncef Marzuki’nin başdanışmanı Aziz Kirchen, Ennahda’nın siyasal İslamcılığı bırakma kararının çelişkili olduğunu savunuyor. İslamcılığın Ennahda üyelerinin temel kimliği olduğunu belirten Kirchen, “Ennahda bu normalleşme sürecini sonuna kadar takip ederse ölecek. Eğer hiç değişmeden siyasal İslamcılığa devam ederse yine ölecek. Ennahda’nın temel sorunlarını çözebilecek organizasyonel yapısı yok. Bu kongre de, büyük bir yenilik getirmiyor.”
Arap dünyasında Müslüman Kardeşler’e karşı çıkan kesimlerin iki temel çekincesi öne çıkıyor. Birincisi, siyasal İslamcı partilerin seçim kaybetse dahi iktidardan ayrılmaması. İkincisi, İslamcıların ‘maslahat’ fıkhını temel alarak iktidarı ve devlet aygıtını ele geçirene kadar çoğulcu demokrasinin kurallarına uyması, ancak mutlak iktidara sahip olduğuna ikna olması halinde oyunun kurallarını değiştirmesi. Ennahda, iktidara geldiğinde laik ve sol partilerle cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı koltuklarını paylaştı. Ayrıca siyasi suikastlar sonucu sokağa inen muhalefet karşısında 2014’ün başında iktidarı terk ederek olası bir çatışmanın önüne geçti. Dolayısıyla Ennahda, başarılı bir iktidar dönemi geçirmemesine rağmen Mısır’da İhvan ve Türkiye’de AKP’ye göre uzlaşıya çok daha açık bir siyasi parti olduğunu gösterdi.
Ennahda’nın “Müslüman demokrat” kimliğini benimsemesi muhalifleri tarafından çoğunlukla konjonktürel ve hatta kozmetik bir adım olarak yorumlandı. Ancak Müslüman Kardeşler hareketi arasında en “ılımlı” parti olarak kabul edilen Ennahda’nın Bin Ali diktası dönemindeki tecrübeleri de aslında belirleyici oldu.
40 yıllık Ennahda’nın ilk büyük siyasi tecrübesi Nisan 1989 seçimleriydi. Bin Ali’nin ilk kez İslamcı partilere siyaset yolunu açmış, ancak Ennahda hileli bir seçim sonucunda yüzde 15 oy almasına rağmen Meclis’e girememişti. Ennahda’nın beklenenden fazla oy alması nedeniyle Bin Ali, binlerce parti üyesini tutuklatmış, partiyi de yasaklamıştı. Hareketin önde gelen isimleri, yasaklı dönemde ilk kez diğer yasaklı sol ve liberal hareketlerle işbirliğine gitmişti. Bu yakınlaşma sayesinde Raşid Gannuşi önderliğindeki Tunuslu İslamcılar, Müslüman Kardeşler hareketi içinde ilk kapsamlı özeleştiri yapan grup oldu. Aix en Provence Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Tunus uzmanı Vincent Geisser, “Ennahda’nın normalleşme çabası yeni değil. 1981’den bu yana ve özellikle 1989 seçimlerinden bu yana sivil ve siyasi kanatlarının iki ayrı kurumsal yapıya sahip olmasını istiyor.” sözleriyle Ennahda’nın tarihsel tecrübesine dikkat çekiyor.

Mısır’da İhvan da Ennahda’nın yolunda mı?

Ennahda’nın son kongresi aynı zamanda tarihinin en ağır krizini yaşayan Müslüman Kardeşler hareketinin ortak bir prensip kararının da sonucu olabilir. Zira Mısır’da Mareşal Sisi döneminde tüm varlıklarına el konulan Müslüman Kardeşler Teşkilatı da benzer açıklamalar yapıyor. Mısır’daki Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Şûra Meclisi Üyesi Cemal Haşmet, “İhvan grubu üyesi bütün taraflar parti faaliyetleri ile din ve eğitim alanındaki çalışmaların ayrılması yönünde mutabık kaldı. Yakında bu konuda açıklama yapacağız.” dedi. Mısır’da tüm faaliyetleri yasaklanan İhvan’ın sivil toplum yapılanması ile parti teşkilatını ayırma yönündeki girişimi, Sisi’ye karşı liberal ve sol gruplarla yeni bir ittifak çabasının parçası olarak yorumlanıyor.

Müslüman Kardeşler, IŞİD’e karşı alternatif olmak istiyor

Ennahda’nın bu hamlesi, başta IŞİD olmak üzere İslam dünyasındaki radikal örgütlere karşı alternatif teşkil etme kaygısını da taşıyor. Tunus’un İslamcı-laik gruplar arasında uzlaşmayla yükselen demokrasi tecrübesi hem Batı hem de IŞİD gibi selefi örgütler açısından büyük tehdit teşkil ediyor. Demokrasiyi gayri İslami bulan IŞİD, bölgedeki tek demokratik anayasanın sahibi Tunus’taki mevcut rejimin yıkılması için yoğun bir çaba sarf ediyor. Nitekim Tunus, mart ve haziran aylarında IŞİD’in üstlendiği iki kanlı terörist saldırının hedefi olmuştu. IŞİD’in Bardo Müzesi ve Sousse plajı gibi iki turistik mekânı hedef seçmesinin nedeni Tunus ekonomisinin tek nefes borusu olan turizme darbe vurmaktı. Zira, Tunus’ta siyasi kutuplaşmanın gölgesinde kalan asıl sorun ise kangren haline dönüşen ekonomik darboğaz.  Halk arasında turizm ekonomisinin güçlü olduğu, terör tehdidinin olmadığı Bin Ali dönemine yönelik nostaljik bir özlem yaygınlaşıyor.

EMRE DEMİR

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER