İktidar için meşruiyetin kaynağı adalettir

AK Parti iktidarıyla birlikte siyasal İslam, İslamcılık tartışılmaları gündemimizden düşmez oldu. Özellikle iktidar partisindeki dönüşüm İslamcılık düşüncesinin sorgulanmasına sebep olurken devleti yönetenlerin meşruiyet aracı olarak dini kullanması meselesi daha çok tartışılmaya başlandı. Siyasal İslam, devletin meşruiyeti, mevcut iktidarın uygulamaları ve Kürt sorunuyla ilgili konuları eski Diyarbakır Milletvekili Abdulbaki Erdoğmuş ile konuştuk. Erdoğmuş, 1990’lı yıllarda bir dönem Refah Partisi’nde siyaset yapan, 1999 yılında da ANAP Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye giren ve uzun yıllar medrese eğitimi de gören önemli bir isim.
Erdoğmuş’a göre Ortadoğu ve Türkiye’deki siyasal İslamcılık projesi tamamen çöktü ve bu proje, yukarıdan aşağıya doğru Müslüman toplumun dizayn edilmesi iddiasını kaybetti. Ona göre Müslümanlar, dünyada “inşa edici değil, tahrip edici” bir görüntüye sahip artık. Erdoğmuş’un Kürt meselesiyle ilgili de önemli tespitleri var. Artan şiddet olayları sonrasında Kürtlerin Türklere karşı değil, kendilerine zulmeden siyasal sisteme karşı bir kırılma yaşadığını söylüyor.

Dokunulmazlıkların kalkması ve HDP’lilerin tutuklanmasının PKK’yı güçlendirebileceği görüşünde. Türkiye’de adalet kavramının hızla yok olduğuna dair genel bir kanı var. Adaletin yok olması nasıl sonuçlar doğurur?
Devletin meşruiyet kaynağı adalettir. Adil olmayan bir devlet, meşruiyetini yitirir. Vatandaşın o devletin uygulamalarına uyma sorumluluğu da ortadan kalkar. Çünkü insan, adalete teslim olmakla sorumlu ve yükümlüdür. Neredeyse darbe anayasasına razı olacak bir hale gelindi. Çünkü keyfî ve otoriter uygulamalarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla mevcut siyasal sistemin öncelikle herkese lazım olan adalet ve hukuk üzerinden eleştirilmesi gerekir. Devletin hukuka bağlı olmaması, yargıdaki tarafgirlik, ideolojik yapılanma, toplumun yargıya olan itibarının zayıflaması hepimiz için büyük bir sorun.

Toplumun bir bölümü iktidarda “dindar” bir partinin bulunduğuna inandığından onu eleştirmekle dini eleştirmeyi aynı kefeye koyuyor. Bir partinin ‘dindar’ olması bütün icraatlarını meşru hale getirir mi?
AK Parti iktidarı adalet, hukuk devleti, insan hakları, özgürlükler, Türkiye’nin normalleşmesi, uluslararası ilişkilerde normalleşme, ekonomik kalkınma gibi iddialarla geldi. Zaman içinde kendi iddialarından koptuğunu görüyoruz. AK Parti’ye oy verenlerin kaybolan, yitirdikleri partilerini sorgulamaları lazım. Kurulan AK Parti ile şu andaki mevcut AK Parti aynı şey midir, değişmiş midir? Başörtüsü serbestliği gibi güzel düzenlemeler söz konusu ancak bu insanların adalete, iyi yönetime, istikrara, huzura ihtiyaçları yok mu? Başörtüsü serbestliği yolsuzluğu, hırsızlığı, hukuksuzluğu meşrulaştıracak bir neden midir? Bunun üzerinden iktidara meşruiyet kazandırmak, en azından başörtüsünün amacına da büyük bir haksızlıktır. Mesele dini emirse, din öncelikle adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, hakkı, hukuku emreder. Başörtüsü serbestliği bir iktidarın meşruiyet nedeni olmaz. İktidar için de devlet için de meşruiyet adalettir. Hukukun üstünlüğü, insanların güven ve emniyet içinde yaşamasını temin eder. Bunların olmadığı bir ülkede iktidar meşru sayılmaz. Ben şahsen mevcut iktidarı meşru sayanlardan değilim. Meşruiyetini kaybettiğini düşünüyorum.

Yanlış yapan ya da zulmeden dindar diye onun her yaptığını onaylamak İslam anlayışıyla büyük bir çelişki değil mi?
İslami düşüncede nasıl mazlumun kimliği sorulmadan merhamet ve yardım edilmelidir, zalimin de kimliği sorgulanmadan ona karşı çıkmak gerekir. Zalimin bizden olması daha kötüdür. Bizim onurumuzu, itibarımızı rencide eder. Bizi kirletir. Bugün mevcut iktidara tepkimin nedenlerinden biri de budur. Zulümleriyle bizim inancımızı, düşüncemizi kirlettiler. Bizden oldukları için korumak değil, tam tersine bu dinden oldukları için daha fazla tepkili olmamız gerekir. Adil kim olursa olsun, yönetme hakkına ve meşruiyetine sahiptir. Zalim kim olursa olsun yönetme hakkına ve meşruiyetine sahip değildir.

Siyasal İslam projesi çöktü

Siyasal İslam anlayışının Ortadoğu coğrafyasında sorunları çözmek bir yana, birçok meseleyikangren hale getirdiğini görüyoruz. Bunun sebepleri neler?
Siyasal İslam projesi tüm İslam coğrafyasında çöken bir projedir. Bu proje, çeşitli şekillerde tarihsel olarak ortaya atılan ve daha çok İslamî esaslara göre yönetilmesi öngörülen bir devlet modeliydi. Ama bunun tarihsel ve dinî dayanağı yoktur. AK Parti iktidarının uygulamalarıyla da Türkiye’de de bu projenin çöküşüne şahit olduk. Bu, Müslüman dünya için de önemli bir tecrübedir. Bu modelin tutmadığı, adaleti getiremediği, hak, hukuk toplumsal barışa ve huzura hizmet etmediği, tersine bozduğu, kutuplaştırdığı, ayrıştırdığı, yeni bölünmelere neden olduğu ortaya çıkmıştır.

Siyasal İslam, genelde muhalif yapılardan ortaya çıkmıştı. Bu duruş, iktidara gelince neden bozuldu?
Muhalefetteki İslamcılık Müslümanlara fayda sağlayan bir tezdi. Çünkü bir tarafta komünizm, faşizm, kapitalizm, ulusçuluk, milliyetçilik gibi ideolojiler yaygınlaşırken İslamcılık en azından önemli bir kesimin savrulmasını da önlemiş oldu. Bir yönüyle de bunu bir fayda olarak görüyorum. İkincisi İslamcılık antiemperyalist bir duruş olmuştur. Bunun da Müslüman topluma fayda sağladığını düşünüyorum. Ama İslamcılık bir iktidar tezine, İslam devleti iddiasına dönüşünce, esas itibarıyla yozlaşma bu alanda kendini daha çok göstermiştir.

Dışarıdan bakıldığında bugün İslam dünyası ve Müslümanlar nasıl bir görüntü veriyor?
Müslümanlar, bugün yeryüzünü inşa etmek yerine tahrip edici bir rol oynuyor. Bozarak, parçalayarak, bölerek, kirleterek, yok ederek kendilerini gösteriyorlar. Siyasal İslam da, örgütlü İslam da bunu yapıyor. Tarihimizi kendi elimizle yıkıyoruz. Suriye’de IŞİD eliyle yıkılıyor ama Türkiye’de AK Parti iktidarıyla yıkılıyor. İstanbul’un fethiyle övünenler şimdi İstanbul’u talanla, tahriple yeniden fethetmiş oldular! Silüetini bozarak fethetmiş oldular. Bu, Müslümanların siyasal iktidarlarıyla doğayı, kendi kültürlerini, tarih ve medeniyetlerini nasıl yok ettiğini göstermektedir. Yeryüzünü inşa etmek yerine ifsat eden bir topluluğa dönüştük. Dünyanın bizden korkmasının haklı nedenleri var.

Dokunulmazlığın kalkması PKK’yı güçlendirebilir

Son dönemde artan şiddet olaylarıyla birlikte Kürtlerde bir duygusal kırılmanın yaşandığı gözlemleniyor. Bunun kısa ya da uzun vadede nasıl bir etkisi olur sizce?
Kürtlerdeki duygusal kırılmanın Türklere değil siyasal sisteme, iktidara ve düzene karşı olduğu görüşündeyim. 40 yıllık ağır bedellere rağmen ben Kürtler ile Türkler arasında bir iç savaş ortamının oluştuğunu düşünmüyorum. Bu kırılmanın zulme karşı yaşandığını düşünüyorum. Kürtlere zulmediliyor, inkâr ve asimile edilerek haksızlık yapılıyor. Kürtlerin esas sorunu Türklerle değil, zulümledir. Baskı kalkar adil bir yönetim olur ve hukukun üstünlüğü sağlanırsa neden bir kırılma yaşansın.

Meclis’te dokunulmazlığın kalkması ve HDP’li birçok milletvekilinin yargılanacak olması Kürt sorununu nasıl etkiler?
Bu durum, Kürtlerden PKK şiddetine karşı olanları da sempatizan hale getirebilir. Bugün PKK’nın hendek, barikat, şiddet eylemlerinden rahatsız olan ve bu sebeple HDP’ye küsen kesimin de katlanacağını düşünüyorum. Muhtemelen dokunulmazlığın kaldırılması kutuplaşmayı derinleştirecek. Burada da çatışmanın daha da derinleştirilmesi amacı güdülüyor.  Bu yolla yeni bir siyasal sistem inşa etmeyi düşündüklerine inanıyorum. Başkanlık sistemi tartışmaları gündemde zaten. Bu sadece AK Parti ile alakalı değil, daha önce derin devlet olarak tanımladığımız güçlerin de bugün sarayla ittifak ederek bunu sağlamaya çalıştığını görüyoruz.

HABİB GÜLER

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER