İslamcılık, Dışlayıcı Laiklik ve Pasif Laiklik – Ahmet T. Kuru

Untitled-3TBMM Başkanı’nın yeni anayasanın dindar bir anayasa olması ve içinde laiklik prensibinin yer almaması gerektiğine dair sözleri bir tartışma başlattı. Başkan bu konuşmasında laikliğin Türkiye, Fransa ve İrlanda gibi ülkelere has bir istisna olduğunu da iddia etmişti. Özelden genele yanlışları düzeltmeye çalışalım. Öncelikle İrlanda Anayasası’nda laiklik maddesi yer almaz. Dünyada ise 27 ülkenin anayasasında laiklik ilkesi bulunmaktadır. Üstelik bu ülkelerden 13 tanesi Müslüman çoğunlukludur. Anayasalarında devleti laik olarak tanımlarken şu kelimeleri  kullanırlar: Azerbaycan (dünyevi), Burkina Faso (laïc), Çad (laïque), Gine (laïque), Gine-Bissau (laica), Kazakistan (zayirli), Kosova (laik), Kırgızistan (dinden tyshkary), Mali (laïcité de l’Etat), Senegal (laïque), Tacikistan (dunyavi), Türkiye (laik) ve Türkmenistan (dünyewi). Bu ülkelerin içinde sadece Senegal’in aile hukukunda reform edilmiş İslam hukukunun rolü vardır; diğerlerinin resmi hukuk sistemleri tamamen laiktir.

Bu bilgileri Türkiye’de kutuplaşmış iki kesimin ezberlerini bozma amacı ile sıralıyorum. Birincisi Kemalist kesimdir ki Türkiye’deki laiklik tecrübesini eşsiz benzersiz, nerdeyse mucizevi bir şey zannederler. Halbuki Türkiye gibi diğer bir çok Müslüman çoğunluklu ülkede  de laiklik ve İslamcılık konularında değişik ve kompleks tecrübeler yaşanmıştır. Günümüzde 49 Müslüman çoğunluklu ülkenin 13’ü laik devlet, 13’ü hukuk sisteminin merkezine şeriatı koymuş İslamcı devlet ve geri kalan 23’ü ise aile konularında İslam hukukuna diğer konularda seküler hukuka yer veren karışık sistemli devletlerdir.

Türkiye’deki kutuplaşmada ikinci kesim ise İslamcılardır. Bunlar da Kemalistler gibi ne tam Doğu’yu ne de tam Batı’yı bildiklerinden Türkiye’yi çok biricik zannederler. O yüzden laikliğin sadece Türkiye ve Fransa’da olduğu gibi iddialarda bulunurlar. Dünyadaki diğer ülkelerin bilgisine dayanmak hem bu tür yanlışlardan arınmak hem de karşılaştırmalı bir perspektife sahip olabilmek için önemlidir.

Laikliğin anayasadan çıkarılması toplumun taleplerine aykırı

“Pasif ve Dışlayıcı Laiklik: ABD, Fransa ve Türkiye” adlı kitabımda izah etmeye çalıştığım gibi laiklik tek tip bir kavram olmayıp en azından iki türü bulunmaktadır. Pasif laikliğe göre devlet pasif tutumdadır, topluma bir dini veya ideolojiyi empoze etmez. Dışlayıcı laiklikte ise devlet toplumu sekülerleştirmeyi ve dini kendine göre tanımlamayı bir vazife kabul eder; sosyal mühendisliğe girişir. Türkiye’de 80 yıl kadar hakim olan dışlayıcı laiklik gerek başörtüsü yasağı, gerekse İmam-Hatip Okulları ve Kuran Kurslarına yönelik ayrımcı tutumları yüzünden muhafazakar kesimlerde bir travmaya yol açmıştır. Her etki bir  tepki doğurur. Dışlayıcı laikliğin otoriter politikalarına karşı tepki AKP iktidarına halk desteğinin bir sebebini oluşturmuştur.

Benim de içinde bulunduğum bir grup akademisyen Türkiye’nin Fransız tipi dışlayıcı laiklikten, Amerikan tipi pasif laikliğe geçeceğini ümit etmekte idi. Ne yazık ki son üç yılda AKP iktidarının, daha önce verdiği tüm sözlere rağmen, pasif laiklik yerine İslamcılığa yöneldiği görüldü. TBMM Başkanının sözleri de bu yöndeki belirtileri resmi beyan haline getirdi.

Son on yılda yapılan anketlerde Türkiye’de şeriata dayalı bir İslamcı devlet isteyenlerin oranı genelde yüzde 10 civarındadır. Başörtüsü yasağı gibi dışlayıcı laik politikalara destek verenlerin oranı ise yüzde 20 dolayındadır. Bu durumda ne İslamcı ne dışlayıcı laik olan ve ikisine oranla bir orta yol olarak görülebilen pasif laikliğin, toplumun çoğunluğunun desteğini kazanma şansı bulunmaktadır.

Türkiye’de demokrasi, hürriyetler ve hukuk sisteminin yeniden inşa edilmesinde laiklik sadece korunması yeterli olmayan, aynı zamanda geliştirilmesi de gereken bir prensiptir. 80 yıllık hatalardan alınan derslerle laiklik daha demokrat, daha özgürlükçü bir kavram haline gelmelidir. Laikliğin kaldırılması ve yerine ‘dindar anayasa’ gibi din sömürüsü aracı olma dışında ne anlama geldiği bilinmeyen bir şeyin konması kabul edilemez. Bu hem toplumun taleplerine hem Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki ve siyasi birikimine ters bir eylem olur.

AKP’nin laiklik ilkesini anayasadan çıkarması, ya da anayasada bıraksa bile uygulamada tamamen geçersiz kılması, en azından uzun vadede, sert bir tepkiye yol açacaktır. İktidarın eksikliklerini kapamak ve kitlesini motive etmek için devamlı dini kullanması, iktidara destek vermeyen kitleleri dine ve dini kurumlara karşı bir tepkiye yöneltir. AKP’nin şu anki İslamcı söylemini devam ettirmesi, ilerde eski dışlayıcı laik politikaların, belki de daha da sert olarak, geri dönmesine yol açar. Zira her etki bir tepki doğurur. Türkiye için rahatlatıcı formül dinini kamusal alanda yaşamak isteyenlerin de rahat etmesini sağlayacak; eşitlikçi, özgürlükçü ve çoğulcu bir laiklik anlayışının geliştirilmesidir.
*Prof., Siyaset Bilimi Bölümü, San Diego Eyalet Üniversitesi

 

Paylaş

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER