Siyasal İslam’dan Demokratik İslam’a (2)

İslam düşüncesinin günümüzde hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecine girdiğine şahit oluyoruz. Elbette bunun iddia ettiğimiz gibi Siyasal İslam’a karşı bir alternatif arayışı olduğu açıktır. Nitekim Siyasal İslam aslında karşı çıktığı her şeyin kötü bir kopyası olmak dışında bir adım ileri gidemiyor. .... →  Sefa MEHMETOĞLU

İslam düşüncesinin günümüzde hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecine girdiğine şahit oluyoruz. Elbette bunun iddia ettiğimiz gibi Siyasal İslam’a karşı bir alternatif arayışı olduğu açıktır. Nitekim Siyasal İslam aslında karşı çıktığı her şeyin kötü bir kopyası olmak dışında bir adım ileri gidemiyor. Alternatif olarak ifade ettiğimiz özgürlükçü ve demokratik İslami anlayış kendini doğru şekilde ortaya koyabilirse herkesi kuşatabileceği için ‘Kültürel İslam’ tanımlamasına kapı aralayabilir.

Doğru olana ulaşabilmek için de öncelikle yanlış olanın neden yanlış olduğuna dair net sonuca varmamız gerekecek. Bu da bir anlamda 1400 senelik bir gelenekçilikle hesaplaşmayı ve batıya endeksli olmamak adına ciddi bir muhakemeyi zorunlu kılacaktır. Gelenekten kopmayı ve düşman olmayı değil, ama içerisinde barındırdığı otoriter ve saltanatçı anlayışları ilk zamandan bugüne kadar hesaba çekmeyi bilmeliyiz. Toplumsal idare mekanizması olarak diktatörlüğü değil ‘şura’ ve ‘meşveret’i emreden İslam’a kulak vermeliyiz. Bunun uygulanmış prototipi medeniyetin inşasına tanıklık etmiş Medine demokrasisidir.

Bir başka açıdan bakarsak Siyasal İslam ayrıca kendi ekonomik sınıfını oluşturmuştur. Asıl ‘yozlaşma’ da burada başlıyor. Çünkü bu sınıf kendi menfaatini ve parasını korumak için dini araç olarak kullanıyor. Cimrilik ve israf arasındaki mükemmel İslami denge kendini faiz ve vahşi kapitalist modernitenin esiri haline getiriyor. Bunların yanı sıra ‘milliyetçilik’ üzerinden iktidarlaşan devlet nasıl ki faşizm üretiyorsa, dinsel milliyetçilik üzerinden iktidarlaşan devlette dinin siyasallaşması tehlikesine sebep oluyor. Kendini din üzerinden tarif eden siyasi anlayışlarda yapılan yanlışlıkların hepsi dine mal oluyor.

Tüm bunların sonucu büyük bir iflası beraberinde getiriyor. İslam mukaddes bir din iken, siyasal bir ideolojiye dönüştürülerek aslında Sünnetullah’a karşı cephe oluşturuluyor. Tüm İslam ülkelerindeki yönetimlerde olduğu gibi özellikle Türkiye sathında din devleti mi yoksa devlet dini mi olduğu belirsiz bir sona varılmış durumda.

Küresel dünyanın handikapları bir yana İslamofobi’ye de kaynaklık eden şüphesiz Siyasal İslam’dır. Artık menfi olanı çözümledikten sonra doğru olana ulaşmanın zamanıdır. İslam’ı siyasetin tekelinden kurtarmak için Demokratik İslami anlayış dışında çözüm aramak anlamsızdır. Şimdilerde İslam coğrafyası bu arayışın içine girmişken aslında 3 yıla yakındır Kürtler tarafından öngörülen bu doğru tanımlama ilerleyen süreçte daha çok tartışılacak. Bilindiği üzere Kürdistan Demokratik İslam Kongresi adında kurumsallaşmaya gidildi ve Diyarbakır ve İstanbul’da iki büyük kongre gerçekleştirilerek bu tartışmalar masaya yatırıldı. Kürtlerin tarihten gelen bu doğru İslami anlayışları, on yıldan fazladır mevcut sözde İslamcı iktidara karşı İslam’ın izzetini korumak gibi önemli bir görevi üstlenmiştir.

Öte taraftan ‘Demokrasi’ ve ‘İslam’ kavramları bir araya gelebilir mi diye de tartışılıyor. Ancak İslam’dan diktatörlüğü çıkaranlar ‘demokrasi’yi batılı bir kavram diye dışlama yoluna gidiyor. Aslına bakılırsa demokrasinin içinde dinin yeri olduğu gibi dinin içinde de demokrasinin yeri vardır. Demokrasi bir din olmadığı gibi mukaddes İslam dini ile aynı standartlarda kıyas edilmesi de doğru değildir. Bugün dünyada bin bir türlü İslam üretilmiş ve her kafadan bir sesin çıktığı malumunuz. Aynı şekilde İslam hem siyasete basamak olamayacağı gibi siyasetten bağımsız da değildir. İşte ‘Demokratik İslam’ birinci olarak iktidar ve devlet ile olan ilişki durumuyla ve ikinci olarak da şiddet ile özdeşmiş “kapitalist hiçleştirmenin İslam ümmetinin başına bela ettikleri güncel faşizmi” temsil eden iki zalim merkeze karşı duruşuyla kendi doğrusunu ifade ediyor.

Sonuç olarak İslam ülkeleri tüm denemelere rağmen İslam’ın itibarını lekeleyen iktidarcı ve kapitalist moderniteye himaye faşizm milliyetçi yaklaşımları terk ederek adil, özgür ve demokratik İslam gerçeği ile yüzleşmek zorundadır. İslam’ın eşitlikçi adalete dayanan hükümleri doğrultusunda kurtuluş reçetesi ortadadır. Nitekim “Hakikat-ı İslamiye bütün siyasâtın fevkindedir”

Kur’an’ın anlam ile ilgili ilk sözü olan ‘OKU’ emriyle beraber ‘cihadı şura’yı daimi kılarak İslam evrenselliğinin ‘Allah’ın birliği’ ve ‘Esmaül Hüsna’ üzerinden toplumsallaşabileceği gerçeği yeryüzü cenneti olan ‘Darusselam’ı bize müjdeliyor.

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür