Siyasal İslam’dan Demokratik İslam’a (1)

Arap baharının ilk kıvılcımının ortaya çıktığı yer olan Tunus’ta İslami Nahda hareketi lideri Raşid Gannuşi’nin geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte “Siyasal İslam’dan Demokratik İslam’a geçiyoruz” vurgusu yapması ciddi bir özeleştiri ve yüzleşme vesilesi olabilir. Din ve siyaset ilişkisinde dini.... →  Sefa MEHMETOĞLU

Arap baharının ilk kıvılcımının ortaya çıktığı yer olan Tunus’ta İslami Nahda hareketi lideri Raşid Gannuşi’nin geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte “Siyasal İslam’dan Demokratik İslam’a geçiyoruz” vurgusu yapması ciddi bir özeleştiri ve yüzleşme vesilesi olabilir. Din ve siyaset ilişkisinde dinin siyaset eliyle manipüle edilmemesi din için de iyi olacaktır. Daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi din ve siyasetin sınırları belirlenmediği takdirde dinin zarar göreceği açıktır.

Tunus’tan böyle bir sesin gelmiş olması, yanı başımızda Suriye’de ki son durum ve şuan Kürt sorununun geldiği eşik bu konuyu tekrar gündeme getirmiştir. Nitekim sadece Anadolu coğrafyasında değil İslam devletlerinin hemen hepsinde benzer sorunlarla karşılaşmak mümkün. Gelinen noktada Afganistan’dan Mısır’a kadar işin içinden çıkılmaz hal alan Siyasal İslamcılık miadını doldurmak üzeredir. Yeni bir anlayış ve kavrayış gelişmediği müddetçe Ortadoğu kaostan çıkamayacaktır.

Bu tartışmalara girmeden önce İslam adına hüküm ve söz söylemenin zorluğu da tartışılmazdır. Tarihten bu yana var olan inanılmaz bir kavram ve anlam karmaşası vardır. Dinin temel referansları olan Kur’an ve Sünnet’in de zamanın şartlarına göre kendini revize etmesi ve dinin yayılma sürecinde bu referansların ‘inanç’ dışında siyasi ve iktidar erki olarak kullanılabilinir olması maalesef kaosu tetikleyen unsurlardandır. Özellikle ilk dönem Arap anlayışında olduğu gibi, Osmanlı’nın yayılma politikalarında kullandığı argümanlar benzerlik gösterir. Son yüzyıllarda ise İngiliz imparatorluğu tarafından İslam ümmetini parçalamak için ümmetin beynine ve rahmine yerleştirilmiş ulus-devlet anlayışının hakim olduğu görülüyor. Tüm bunlar beraberinde çokta istikrarlı olmayan karmaşık ağlar şeklinde bir arayışı getirmiştir. Henüz kemale ermeyen ve sosyolojik evrimini gerçekleştirememiş İslam milletlerinden bahsediyoruz.

Siyasal İslam kendini sorgulamaya başlarken “şeriat, ümmet, millet, devlet, demokrasi ve laiklik” gibi pek çok kavram yeniden ve doğru şekliyle tanımlanmalıdır. Çünkü İslam’ın ilk halifelik dönemi sonrasından başlayarak bugüne kadar sürekli surette iktidarcı-devletçi ve kapitalist emperyalist anlayışla imtihanı olmuştur. Bu imtihanı başarılı bir şekilde verdiği söylenemez. Yakın onlarca yıllık geçmişte ve son birkaç yüzyıldır İslam adına yaşanan savrulmaların temeli Siyasal İslamcılıktır.

Bugün İslam’ın merkezi olan Kürdistan coğrafyası ve çevresini saran iktidarcı ve katı milliyetçi devletçi akımlar İslam’ı yeni bir evreye taşımaktadır. Türk-İslamcılığın ‘Resmi İslam’ı sivil İslam’a da sirayet etmiş durumda. Öte tarafta iktidarcı Arabi anlayışların İslam adına yol açtıkları büyük tahrifatlar ve yine aynı şekilde İran Şia akımlarının kadim ‘devletçilik’ anlayışının günümüze yansımaları hesaba katıldığında büyük ölçekte Siyasal İslam’ın haritası ortaya çıkıyor. Modern dünyanın geniş zaman haliyle bilim, teknoloji ve kültürel kodlarıyla günümüzü okumak Siyasal İslamcılık adına ayrıca sorunsal olmaya devam ediyor.

İslam milletlerinin genetiğiyle oynanmasına imkan veren bu durum tek başına dış kaynaklı değildir. İçe dönük gerçeklikler halk ve toplum merkezli İslam’ı kendisinden uzaklaştırdığı gibi, kapitalizmin en vahşi halini temsil eden emperyalizme edilgen durumu, artık Siyasal İslamcılık dışında bir yol arıyor. İşte tüm bu kapitalist moderniteye esir olmuş iktidarcı, devletçi ve menfi milliyetçi İslam ülkelerinin derhal İslam’ın “demokratik ve mekan merkezli” ve “en büyük toplumcu ahlaki ve politik” İslami yanıt arayışını bulmaları gerekmektedir.

İslam’ın özü itibariyle kesinlikle bağdaşmadığı ulus devletçilik gibi, iktidar ve hegemonya için siyasal araç olarak İslam’ın kullanılır halde olması İslam’a en büyük ihaneti temsil etmektedir. Tekçiliğe hapsedilmiş ve korkunç bir biat kültürüne kapı aralayan bu anlayışları “Radikal İslam” ve “Ilımlı İslam” diye ifşa etmeninde zorunluluğu ortadadır.

“Hangi İslam” sorusuna hala yanıt arandığı bu zamanlarda, temeli ‘ahlak’ olan İslam’ın iktidarlar elinde ahlaksız bir ideoloji haline dönmesi İslam’ı gerçek manasından uzaklaştırıp tahrif etmektedir. Bu anlamda İslam’ı siyasi ve toplumsal dinamiğiyle geleceğe taşıyacak çoğulcu, eşit ve özgür birliktelik nasıl olmalıdır? Siyasal İslam’ın panzehiri Demokratik İslam olabilir mi? Haftaya devam edeceğiz.

 

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür