“İslamcılık hem ölmüş hem de “geldiği gibi gitmiyormuş”

Abdülbaki Değer 20.08.2015


 

 

İslamcılık tartışmasının ilgi çeken, merak uyandıran bir tarafı var.  Lakin son yıllardaki tartışmalar, sahici bir anlama çabası yerine gerilimli politik atmosferde sanki gönül rahatlatmaya matuf için yapılıyor. İslamcılık, muhalefetteyken de binbir badireyle iktdara gelirken de birilerince hırpalanmasından zevk duyulan bir başlık. Ne olduğu, neye evrildiği, hangi bağlamlarda sınandığından ziyade “musalla taşına”yatırılmasında örtük bir acelecilik, engellenemeyen bir telaş var. İslamcılık tartışmasına “öldü” veyahut “dememişmiydim” nidalarıyla katılanlar verili bir gerçekliği mi, çok arzuladıkları bir beklentiyi mi yansıtıyorlar, irdelemek lazım.

Tartışma son günlerde “demokratik mekanizmalarla gelir, ancak asla gitmezler” “keşfiyle” tekrar sahnede. İslamcılığa kefen giydirmeye isteklilerin tartışmaya halk egemenliği” “hak egemenliğigibi siyaset felsefesinden kalıp giydirme çabaları eklenince iş iyice sempatik bir hal alıyor. “Ak Parti 13 yılın ardından tek başına iktidar olamadı ama iktidarı bırakmamak için herşeyi yapıyor”deniliyor. Görmezsek, içerde yaşamıyor olsak memleketin gidişatına el koyduğunu, iktidarı alan diğer partilere göz açtırmadığını zannedeceğiz. Olmayan bir gerçeklik üzerine inşa edilen önermeler üzerinden hayali bir tartışma yürütüyoruz ve bu hayali tartışmanın içinden maharetle “İslamcılığın ölümünü”veya otoriterdarbeci karakterinisüzüp çıkarıyoruz.

            “Herşey biz yaşarken oldu

CHP veya MHP veya HDP tek başına veyahut blok olarak iktidara geldiler, bunun karşısında Ak Parti barajı kıl payı aşmış olmasına rağmen iktidardan inmiyor gibi bir durum var. Allah aşkına, İslamcılık sevilmeyebilir, hazzedilmeyebilir, ölümü için dua edilebilir ancak bir siyasal analiz, felsefi bir çözümleme gerçekliğe gözlerine kapatarak hatta ona savaş açarak sürdürülebilir mi? İslamcılığın bu topraklardaki hikayesi malum. Varoluş koşulları, mücadele tarzı, başına gelenler, getirilenler ve aldığı istikamet belli. Bilmediğimiz birşeyi tartışmıyoruz. Şairin ifadesiyle “herşey ben yaşarken oldu”, bu bir.

İkincisi, İslamcılığın mezarını kazmak için siyaset, tarih ve felsefeden kalıplar taşıyarak söylem çatanlar, tartışmanın bağlamını gözardı etmemeliler. Zira İslamcılık tartışmasını yürütürken, nerede, ne zaman, hangi aktörlerle yaptıklarına dikkat etmeliler. Yani İslamcılık tartışmasını Türkiye özelinde yapıyor iseniz o zaman Kemalizm, Sol, Milliyetçi, Liberal tüm kesimlerin dahil olduğu bir kompozisyon içerisinde yürütüyor olmanız lazım. Buradaki pratik içerisinden yürütmeniz lazım. Doğru, ahlaki ve derde deva olacak olan budur. “İslamcılığın ölümü” üzerinden tartıştığımız şey kimi politik aktörlerin tavır ve tutumlarındaki aksaklıklar, yanlışlıklar ise bunun basitlik olacağı aşikar. Sosyal ve siyasal hareketlerin ölümünden bahsediliyorsa bunu test edeceğimiz  ölçeğin yine sosyal-politik düzlem olacağı aşikar. O halde önermelerin ölçüleceği, gerçekliklerinin, geçerliliklerinin ve güvenilirliliklerinin sınanacağı ölçeğe bakma zorunluluğu var. Öyle işkembeden atmakla, siyaset felsefesinden bir takım tekerlemeleri sıralamakla olmaz. İslamcılığın gelir ama gitmezniteliğinin tarihsel bir arkaplanı var mı? Bakıyoruz MSP ve RP ile koalisyon tecrübesi var. İkisinde de geldikleri gibi gitmişler. Ak Parti deneyiminde ise 2002'den bugüne kadar tekbaşına iktidar olan -ki hepsi seçimle olmuştur- parti son seçimde tek başına iktidar olamamıştır ancak ikinci olan partiye fark attığı da izahtan varestedir. Siyasi süreçde teamüller doğrultusunda işletilmektedir. Dolayısıyla gelirler ama gitmezlerkeşfinin tarihle, gerçeklikle bir ilintisi yok. O halde halk egemenliği, hak egemenliğigibi sözümona teorik temellendirmelerin, spekülasyonların da bir anlamı olmuyor. “İlle de kendimizi kandırmak isteriz”gibi bir takıntınız varsa o zaman başka.

Yine bu bağlamda İslamcılığı kötücül karakterine ilişkin yargılara insaf ve vicdan üzerinden bakmakta yarar var. Ülkenin düşünce-inanç-politik ana akım damarını boğmaya, itibarsızlaştırmaya dönük bu okumanın sıhhatine tarih-siyaset ve sosyolojiden delil sunmak gerekiyor. Örneğin, Türkiye siyasi tarihinde İslamcıların iktidar ortağı veya iktidar oldukları dönemlerde yaşananlar mıolumsuz yargıları destekliyor? Hak ve özgürlük alanlarında geriye gidişler mi oldu? Ekonomik krizler, alt yapı yatırımları vs. kötüye mi gitti? Süt-liman olan cennet vatanın ahengi, insicamı mı bozuldu?

            “İslamcılık, şuan Türkiye için kaderdir

Bunları, bu dönemlerin olabilecek en güzel dönemlerolduğunu söylemek için yapmıyorum ancak diğer aktörlerin niteliklerini, söylem ve pratiklerini dikkate almadan hatta görmezden gelen bir tarih-toplum dışı konumlanışla yapılınca sapla saman birbirine karışıyor. İslamcıların bir sürü problemi var, amenna, Sıkıntılar, problemler, açmazlar var. Nitekim bunun hem eleştirisi hem de özelleşitirisi bir şekilde yapılıyor. Yeterli değil elbbette ama kime göre, neye göre, kıyaslamalı gitmemiz gerekiyor. İslamcılık içindeki tartışma örneğin Milliyetçi kesimden mi daha az? Özeleştiri, sorgulama, arayış örneğin CHP'den daha mı geride? Bu ülkenin kaderine, yaralarına merhem olma açısından örneğin HDP'den daha mı duyarsız, ondan daha mı geri? Kemalizm, Sosyalizm, Milliyetçilik ve onun müntesipleri insanlığın ali menfaatleri, çağın gereksinimleri, insanlarımızın hayal ve umutları doğrultusunda işlevsel, sadra şifa bir performans sergiliyorlar da İslamcılar mı yakasından paçasından aşağıya çekiyorlar? Çözüm Süreci, Alevilik, Yeni Anayasa, hak ve özgürlükler ez cümle sistemin daha adil ve daha özgür bir şekilde dönüşümü için insiyatif alan, mevcudun taşınamaz olduğunu söyleyen, insiyatif alan İslamcılar değil mi? Çözüm Süreci'ne olmaz diyen milliyetçi MHP, sözüm ona sosyalist CHP ve ideolojik-politik angajmanı Nasyonalizme indirgenebilecek Kürt Hareketi mi dipdiri yaşıyor? Öyle mi?

Şu tarihsel tespiti yapmamız kaçınılmazdır. Toplumsal yönelime, bu ülkenin yarınlarını taşıyabilme kapasitesi diğer hareketlerden belirgin şekilde önde olan “öldüğü söylenen” İslamcılıktır. John Gray'in belirttiği gibi ex nihiloanlamında kendini yaratmadan bahsedilemez. En köktenci seçimlerimiz bile tamamen öznel ve özgün olarak değerlendirilemezler. Şüphesiz aldığımız kararların, yaptığımız seçimlerin bir anlamı vardır. Ancak unutulmamalıdır ki seçimleri yaptığımız bağlam, irade beyan ettiğimiz zemin bizim seçimimiz, iradi tercihimiz değil, kelimenin tam anlamıyla kaderimizdir. Türkiye için beğenilsin-beğenilmesin o kader de şuan ölüm ilanı verilmek istenen, kötücül bir odak olarak nitelenen İslamcılıktır. 


Etiketler: