Nahda ve AK Parti – Mümtaz’er Türköne

Nahda’nın geçen ay yapılan son kongresinde Gannuşî’nin “Siyasal İslâm’dan Müslüman demokrasiye geçtik” sözü, AK Parti’nin okumuş-yazmış çevrelerini darmadağın etti. Sebep İslâm’a dayandırılan bütün siyasî tezlerin, bu altı dolu sağlam tezin altında kalıp çökmesi. Gannuşî, İslâm toplumunda siyasî liderlik bahsinde Erdoğan’ın durduğu yerin tam karşı kutbunda duruyor; Nahda da AK Parti’nin İslâm dairesi içinde anti-tezini oluşturuyor. Gannuşî’nin bu sözlerinin yol açtığı depremin Türkiye’de iktidarın kırılgan mimarisini sarsması ve yeni tartışmaları tetiklemesi kaçınılmaz görünüyor.

Gannuşî’nin Erdoğan’dan en önemli farkı, sadece siyasî değil aynı zamanda fikrî olarak da partisinin tartışılmaz lideri olması. Gannuşî, bulunduğu coğrafyayı çok iyi bilen, hatası ve sevabıyla tarihî birikime vâkıf, hem İslâmiyet’i ve İslâm toplumlarını hem de Batılı değerleri ve Batı toplumlarını çok iyi tanıyan bir entelektüel. Tahminlerinizin fevkinde Türkiye’yi ve AK Parti’nin Millî Görüş’e uzanan köklerini ve geçirdiği merhaleleri çok iyi biliyor. 2013 yılında bir gazeteci grubu ile Tunus’a gittiğimde, uzun uzun sohbet etme fırsatı bulmuş ve Türk siyasetine vukufiyetine çok şaşırmıştım. Meğer Gannuşî aynı zamanda bir İstanbul sakini imiş ve rahmetli Erbakan Hoca onu seçim mitinglerine götürür, kürsüden parti selamı verdirirmiş. Gannuşî’yi, hiç Türkçe bilmediği halde Sultan Abdülhamid’in sadrazamlığını yapan Tunuslu Hayreddin Paşa’ya benzetmiştim. İslâm dünyasını modern Batı ile çok erken tarihlerde yüzleştiren Akvemü’l Mesalik’in yazarı Hayreddin Paşa’yı Gannuşî’nin çok iyi tanıdığı ve anladığı, ona sahip çıkmasından belli. Tunus’u alan ve Müslüman halkı katliamdan kurtaran Sinan Paşa’nın mezarını, her İstanbul’a gelişinde ziyaret etmesini, tarihî bağlara verdiği değerin işareti olarak görülmeli.

Gannuşî, mütevazı ve müstağni bir adam. Nahda’nın başarısı ve Tunus’un bugün sahip olduğu huzur ve barış ortamı Gannuşî’nin fikirleri ve tezlerinden çok kişiliğinin bu iki özelliğinin eseri. Ayağına kadar gelen iktidar koltuğunu reddetti, muhalifleriyle uzlaştı ve iktidarı paylaştı.
Gannuşî, Mısır ve Türkiye örneğini takip edip, dersler çıkartarak bu sonuca ulaştı. Mısır’da İhvan’ın sonu hüsranla biten acelesi de büyük ölçüde AK Parti’nin ısrarlarının eseri olduğu için aslında emsal tek. Nahda bu emsali reddetti, Tunus’un Kemalistlerinden liberallerine kadar her kesimle uzlaştı ve birlikte yeni bir Tunus inşasına girişti. Bunu yapabilmek için siyasî İslâm’ı demirden bir kafese hapsetti, cami ile partiyi ayırdı. Türkiye’de dinin iktidar aracı olarak aşırı siyasî kullanımının yol açtığı savrulmalardan çıkardığı dersler, Gannuşî’ye yeteri kadar yol göstermiş görünüyor.

“Siyasî İslâm’dan çıkıp Müslüman demokrasiye geçtiklerini” söyleyen Gannuşî, hâlâ bir İslâmcı, ama AK Partililerin onu anlaması neredeyse imkânsız. Gannuşî, bütün İslâmcılar gibi dini temel referans olarak kabul ediyor ve Ali Bulaç’ın dün belirttiği üzere, bu referanstan vazgeçmiyor. Sadece iktidar rekabetini bu kutsal alandan çıkartıp, değerler sistemini demokratikleştiriyor. Tez çok sağlam olduğu için tekrarlıyorum: Birçok iddialı yorum arasında İslâmiyet’in hangi siyasî yorumu doğrudur? Cevap: Halkın benimsediği demokrasiye uyan yorum doğrudur. Nahda’nın Mısır’daki İhvan gibi diktaya mecbur kalmadan, Türkiye’deki AK Parti gibi koskocaman İslâmcılıktan sığ ve banal bir kişisel despotizm çıkarmak yerine ulaştığı kalıcı sonuç işte bundan ibaret.

Nahda, Tunus’u ve savunduğu değerleri rahatlatan bir formül ile kalıcı bir düzen tesis ediyor. AK Parti toplumu kutuplaştırıp bütün sermayesini kişi kültüne yükleyip tüketiyor. İslâmcılar, hiçbir dinin meşrulaştıramayacağı bu sıradan despotizmin altında ezilip, uzun yıllar bellerini doğrultamayacak ve Türkiye’yi besledikleri-büyüttükleri anti-tezlerine mahkûm edecekler.
Nahda başarılı bir örnek; AK Parti ise iktidarda tükenişin kısa ama özlü hikâyesini temsil ediyor.

Paylaş

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER