AKP’nin demokrasi düşmanı bir hale evrilmesi ve buna Diyanet imamlarından, din âlimlerine, akademisyeninden esnafına İslam’ı yaşantılarında ciddiye alan on milyonlarca dindarın destek vermesi, dinine önem veren bir sosyal ve siyaset bilimci olarak beni hem rahatsız ediyor hem de anlama çabasına itiyor. Neden böyle oldu da Müslümanlar, 21. yüzyılda, AB kapısında teslim aldıkları nispeten gelişmiş bir demokrasiyi “Allah, Allah” sadaları eşliğinde bir tür yeşil faşizme dönüştürdüler? Bir daha bu tür sorunların Türkiye’de ve dünyanın hiçbir yerinde yaşanmaması ve böylece Müslümanların ve dinlerinin “bela” şeyler olarak algılanmamaları için problemin kaynağını tespit etmek gerekiyor.

Daha evvel, Müslümanlar hakkında iddialar ve komplo teorileri vardı. “Bunlar zayıfken takıyye yaparlar ama güçlenince bakın nasıl baskıcı olacaklar”. Bunların haklı çıktığını görmek beni kahrediyor. “Türkiye gibi demokrasi tecrübesi 150 yıla dayanmış, modernite tecrübesi daha da eski çoğulcu bir toplumda, Müslümanlar bir diktayı kurdularsa, başka yerde de fırsatı bulursa yaparlar” önermesi bir Müslüman olarak içimi parçalıyor. Dindarlar ve muhafazakarlar, neden ve nasıl samimiyetsiz, takıyyeci, iç ve dış sesi çelişen, güç âşığı, başkalarına hayat tarzı dayatma heveslisi, herkesi devlet gücü, teşviki ve hatta zoru ile “dindar nesil, falan nesil” kalıbına sokma sevdalısı bir görüntüyü kalıcı hale getirdiler?

Bu soruların, uzmanlık alanınıza, analiz çerçevenize ve perspektifinize göre farklı cevapları elbette var. Ama, acizane doktorasında İslam hukuku da çalışmış, master seviyesinde İslam hukuku dersleri vermiş ve sonrasında da İslam hukuku-siyaset-yönetim-toplum üzerine akademik ne bulduysa okumaya ve bu alanda üretmeye uğraşan birisi olarak, olaya İslam hukuku ve fıkıh ile ilintili olarak bakmadan edemiyorum.

Müslümanların, bir dikta kurabilecek tıynete sahip olmalarının asıl olarak siyasal kültürleri ile ilişkisi var. Bu siyasal kültürlerinin ise din anlayışları ile, İslam yorumları ile, daha net söyleyeyim fıkıhları ile direkt ilintisi var. Müslüman fıkhı, sosyal ve siyasal konularla ilgili olarak kendini son yüzyıllarda yenileyemedi. Osmanlı'nın son dönemlerindeki yetersiz ama parlak atılımlar unutuldu. Yenilemeye çalışan düşünürler marjinalize edildi ve yok sayıldı. Emevi ve Abbasilerin saltanat dönemlerinde oturmuş, Selçuklu ve Osmanlı’da kesifleşerek devam etmiş, devleti ve yöneticiyi neredeyse kutsayan bir İslam siyaset felsefesi ile ve hukuk-fıkıh mantalitesi ile 21. yüzyıldaki siyasi ve sosyal olaylara bakıyoruz.

Fıkıh kitaplarına bakıp, şu soruların dürüstçe cevabını verelim: Müslümanlar bir şekilde İslami bir devlet kursalar bunun özellikleri ne olacak? İslami devlette eşit vatandaşlık olur mu? Çoğulculuk nasıl olur? Dini yaşamak istemeyen Müslümanların durumu ne olur? Kişi İslam’dan çıkma özgürlüğüne sahip midir? İktidarı kim, nasıl, hangi araçla ve ne kadar eleştirebilir, suçlayabilir, sorgulayabilir ve hesaba çekebilir? İktidara nasıl meydan okunur? İslam’da siyasal muhalefet meşru mudur, şekli, metodu, araçları nelerdir? Devlet ve idareciler kime, nasıl hesap verir? İktidar barışçıl şekilde nasıl el değiştirir?

Klasik ve modern dönemde yazılmış ana akım fıkıh ve siyaset düşüncesi kitaplarında, bu sorulara insanlığın 21. yüzyılda geldiği seviyeye yakışır cevaplar yok. Cevap arayan eserlerse marjinalize edilmiş. Ortaya diktayı, despotizmi, sansürü, aklını kullanana ve soru sorana “fitneci” diyerek yok etmeyi benimseyen tek tipçi bir siyasal anlayış çıkmış. Abdest ve namazla ilgili birbiri ile çelişen ellişer hüküm ve fetva yani sahih bir çoğulculuk var ama mevcut İslam fıkhına göre siyasal alanda tek tip ve tek ses olmak İslamidir! Eh, bunun sonucu da bugün AKP’dir. Bu fıkıh değişmedikçe yarın da BKP olur.   

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×