Türk Tipi İktidar Dini: İslamcı Türkçülük

Cetin 19 Haziran

Bütün inanç ve düşünce akımlarının gelip yüz yüze kaldıkları gerçek şu: Ya ötekini, benim gibi inanmayanı, düşünmeyeni ne yapacağız?

Dinlere ait metinler elbette bununla ilgili ipuçları veriyor. Ancak günümüze kadar iktidar dinleri veya dinin iktidarları buna net cevap veremedi ve bunun iyi bir sınavını veremedi.

Türkiye’nin siyasi tarihinde din, bütün siyasi iktidarlar tarafından iktidar yolunda sıkça kullanıldı, fakat dini ve dini simgeleri AKP iktidarı kadar kullanan, bu simgeleri iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için pervasızca talan eden başka bir iktidar daha olmadı. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, ulus devletin egemen dini haline gelen milliyetçilik ise siyasi partiler ve iktidarlar tarafından kullanılmaktan hiç vazgeçilmeyen temel inançtır. Siyasi geçmişinde ırkçılık, kafatasçılık, şovenizm ve faşizmi sorgulamayan ve hesaplaşmayan, aksine normalleştiren egemen Türk siyasal aklı, bu kirli kavramları Türk milliyetçiliği kavramıyla ifade etmekte sakınca görmedi. Irkçılığın iktidar eliyle normalleştirilmesi ve içselleştirilmesi sonucu, doğal olarak Türk halkı da önemli bir oranda bu kirlenmeyi içselleştirdi. Sağ’dan Sol’a Türk siyasi hareketleri, devlet dini haline gelen ırkçılığın/Türkçülüğün dokunulmaz, tabu olarak kabul edilmesi ve toplumda da kabul görmesi nedeniyle, bu durum karşısında inanç ve ideolojik noktalarından ırkçı merkeze doğru savruldular. AKP kaynaklı “Siyasi İslamcılık tehlikesi”yle mücadele ettiğini iddia eden bazı Türk siyasi hareketlerinin iktidara teslim olmasının altında yatan sır, AKP iktidarının siyasi İslamcılık dışında, diğer ve temel yüzü olan ırkçılık/Türkçülük karşısında savunmasız oluşları ve onu içselleştirmeleridir. AKP iktidarı, muhalefetin sandığının aksine, sadece İslamcı değil, İslamcı Türkçüdür. AKP, toplumların en kolay yönetilebileceği iki yöntemi harmanlayarak, Türk tipi bir inanç üretti. MHP gibi ırkçı bir partinin (ki Türk-İslam sentezinin fikir babasıdır) AKP’ye teslim olmasının, CHP’nin dokunulmazlık konusundaki ilkesiz tavrının ve AKP’ye boyun eğmesinin sebebi bu. Devleti ezilenlerin lehine dönüştürebileceğini iddia eden HDP, devlet ve onun asli kimliği olan Türkçülüğe karşı tehdit olarak görüldü ve Türkçü ittifak kendi aralarındaki bütün çelişkileri unutarak HDP’ye karşı savaş başlattı.

Dinler hitap ettikleri toplumlara mensubiyet için belli kurallar dayatır. Kitabi veya kitabi olmayan dinlerin mensuplarına öğütlediği ortak şey ise ahlaktır: Çalma, öldürme, tecavüz etme, ayrımcılık yapma, vb.

İbadet dinin temel ritüellerindendir ve kişiseldir. Din aracılığıyla inananın asıl sınandığı şey ise ahlaktır. Ahlaksız din yoktur. Kural, emir ve öğütlerin yer aldığı, peygamberler aracılığıyla indirilmiş kitaplar ise dinin temel rehberleridir. Bu temel rehberlerin farklı yorumlanması sonucu mezhepler, cemaatler ve tarikatlar oluşur. Bu farklı yorumlama bazen öyle bir garip şeye evrilir ki, tarikatlar din, liderleri de tarikat mensupları tarafından peygamber haline dönüştürülür. İslam dini, dinin temel kitabının farklı yorumlandığı ve o yorumların din sayıldığı inançların başında gelir. Peygamberinin vefatından sonra sert bir iktidar mücadelesine şahit olan İslam dini, o günden sonra iktidarların inşasında, yayılmasında ve birbirlerine karşı mücadelesinde farklı yorumlanış biçimiyle silah olarak kullanıldı. Ondan sonra yazılan İslam kaynaklarının tamamı iktidarlar veya iktidara yakın din kadroları tarafından yazıldı. İslam dini, dinin doğrusu yerine, sarayın ve iktidarların doğrusunu dillendiren bir araç haline dönüştürüldü, aracı olarak kullanıldı.

Hz. Ali ve Muaviye çekişmesinden, günümüz Şia ve Sünni çekişmesine kadar din, mevcut iktidar ve ona muhalif başka iktidarların inşasında araç olarak kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Türk yayılmacılığının istila gerekçesi haline dönüştü. Müslüman olmayan devletleri işgal eden Osmanlı, işgali altındaki Müslüman devletleri ise uzun süre sömürdü. İmparatorlukların dağılma sürecinden sonra ise İslam coğrafyası, yeraltı zenginlikleri nedeniyle bu kez de emperyalist devletlerin oyun sahasına haline geldi. Başlangıçta İngiltere ve sonrasında ABD, yüz yıllardır iktidar aracı haline getirilen inancı kendi iktidarlarını oluşturmak için kullanmakta gecikmediler. İslam dini ve Müslümanlar, Sovyetlere karşı, emperyalizmin sopası haline getirildi. Afganistan’ın mevcut durumu o politikanın en çıplak hali. Komünizme karşı uyarılmış Müslümanlar enkaza dönmüş bir ülkenin kalıntıları üstünde birbirleriyle kıyasıya iktidar kavgasına halen devam ediyorlar.

Din Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, hilafetin, tekke ve zaviyelerin kapatılması ve devlete bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla tam anlamıyla devlet kontrolüne geçti. Yeni Cumhuriyet sanıldığının aksine dinden uzaklaşmadı, laik olmadı, dini tekeline alarak ve iktidar aracı haline getirerek, ona müdahale etti, durağanlaştırdı, başkalaştırdı, toplumu istediği şekle sokmak için yeniden düzenledi. Dönemin Cumhuriyet rejiminin dine yaklaşımını eleştiren siyasal İslamcıların aynı şeye dönüşmesi, dinin yüzyıllardır iktidarın ve yönetmenin en kolay aracı olmasından kaynaklı. İslamcıların şeytanlaştırdığı, Kemalistlerin ise putlaştırdığı laiklik, aslında hiç olmamış bir şeyin olma ihtimaline savaş açmaktan başka bir şey değildi. Laiklik hiç yaşanmamış, yaşanan şey laiklik değil. İki aynı kesimin, aynı anlayışın çocuklarının bu anlayış üzerinde tepinmesi, onu yok etme girişimiydi.

Türkiye’deki İslamcı hareketler dinin devletin tekelinde olmasına tepki (sözde) ve dünyadaki İslamcı düşüncelere paralel olarak 1950’lerden sonra uç vermeye başladılar. Emperyalist devletlerin Sovyetlere karşı bölgedeki İslamcı hareketleri desteklemesi, İslamcı ve milliyetçi hareketlerin Türkiye’de serpilmesine önemli katkı sundu. Bu katkı geçmişte Cumhuriyet hükümetleri tarafından ülkedeki sol hareketlere karşı, günümüzde ise Kürtlere karşı açıkça desteklendi/destekleniyor. Türkiye’de kendini mukaddesatçı olarak tanımlayan sağcı, muhafazakâr, milliyetçiler ve kendini laik olarak tanımlayan ulusalcı/Kemalistlerin ortak noktası, coğrafyada emperyalizmin taşeronu, antikomünist olmaları ve milliyetçi ve İslamcı hareketlere ortak katkı sunmalarıdır. Mevcut durum, karşıt gibi görünen iki kesimin eseridir. İnsani, kutsal değerleri karşıtmış gibi görünerek işbirliği halinde talan eden bu iki karşıt (!) grup bugünlerde özellikle Kürt karşıtı cephede açıkça omuz omuza ittifak halindeler.

Günümüzde İslam dini, yüzyıllardır iktidarların kullandığı biçiminden belki de daha ağır şekilde, iktidar inşasında ve sonrasında baskı ve zulümle sürdürülmesinde araç olarak kullanılmakta. Suudi Arabistan’dan İran’a, Afganistan’dan Türkiye, Suriye, Mısır ve Libya’ya…

İmparatorlukların çöküşüyle birlikte 19. yüzyılın sonlarından itibaren İranlı Cemaleddin Afgani, 20. yüzyılda Mısır’ da Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub, Hindistan’da Ali el-Nedavi, Pakistan’da Seyyid Ebu el-Mevdudi gibi yazarlar, devletin “ümmet” bilinciyle dine tabi tutulmasını esas alan İslamcılık hareketinin tohumlarını ektiler. Bu İslamcı anlayışın Türkiye’de siyasi hareketlere ilham kaynağı olması 1950’lerden sonraya denk gelir. Bu hareketin en bilinen figürü, geçmişte Milli Selamet Partisi (MSP) liderliğini yapmış, AKP’nin şimdiki silahlı/siyasi ortakları olan 28 Şubat devlet kadrolarının tasfiye ettiği “Milli Görüş” lideri Necmettin Erbakan’dır.

Türk İslamcıları veya İslamcı Türkçüler, Osmanlı İmparatorluğu’nun asli unsurları oldukları iddiasıyla garip bir şekilde gölge din olan Türklüğü ve İslam dinini aynı potada eritme yolunu zorlamaktalar. Sloganları olan yeni Osmanlıcılık, her ne kadar 21. yüzyılda sonlanan imparatorluk ruhuna çaresizce seslenme girişimi gibi görünse de, aslında onunla hedeflenen yeni bir kimlik inşası. Ulus devletin çatırdamasıyla inşası yarım kalan Türk kimliğinin güncellenmesi. İslamla harmanlanmış bu baskın ırkçı kimlik, özellikle Sünni coğrafyayı dayandığı temel iki ayaktan biri olan İslam kimliğiyle kontrol etmeye çalışırken, ırkçı kimliğiyle de asıl hayali olan Turancılığı inşa etme girişimi. AKP’nin etrafına topladığı ulusalcı, milliyetçi, ırkçı, mezhepçi kadrolar bu hayalin çaresiz ittifakı.

Onlara göre İslam ruhsa, Türklük onun bedenidir. Bu, İslam’da daha önce rastlanmamış, İslam dininin kitabı Kuran’ı Kerim’de yer almayan ve hatta ona aykırı yeni bir din anlayışı ve yeni bir din iddiasıdır. Oysa, İslamcı hareketlerin düşünce olarak dayanak gösterdikleri Seyyid Kutub’a göre, gerçek İslam’da ‘Milliyetçilik inanç, vatan dar-ül İslam, kanunlar Tanrı, anayasa da Kur’an’dır.” Kutub’un dışındaki İslamcılık hareketlerinin tamamı aynı görüşte ve benzer bir anlayışa sahiptir. İslam ve İslamcı hareketlerde öncelikli ve nihayi hedef milli kimlik, İslam inancı etrafından bir araya gelen ümmettir. Ümmeti kimlik edinmeyenler, İslam değildir. İslam ümmet dışında etnik bir kimliği kutsamaz ve yüceltmez, yüceltse İslam olamaz.

Türk İslam veya İslamcı Türkçülük anlayışı, İslami simgelerin milliyetçilik, ırkçılık, Türkçülük ve Turancılıkla harmanlandığı Türk tipi yeni bir din anlayışıdır. Esinlendiğini iddia ettiği dünyadaki İslamcı hareketlerden bu kadar farklılaşmasının nedeni, yapay olması ve toplumu dizayn etmek için kurgulanmış olması/dayatılmasıdır. Cumhuriyet iktidarlarının kontrolü altında şekillenen ve emperyalizmin antikomünizm politikaları çerçevesinde desteklendiği ve geniş bir hareket alanı sağladığı siyasi projenin ulaşabileceği en mükemmel sonuç da buydu. Başka bir sonuç zaten şaşırtıcı olurdu.

İktidarda olan Türk İslamcı anlayış ve onun destekçileri/yazarları sadece Türklüğü İslam’la eşitlemekle kalmıyor. Ayrıca dinin kitabındaki ahlaki kaideleri de iktidar uğruna feda edebiliyor. Örneğin yerellerden başlayıp iktidarlarının merkez kadrolarının bulaştığı rant ve hırsızlığı aklamaktan çekinmeiyorlar. Çocuk tecavüzlerine bulaşan İslami dernekleri, eleştirilerin “dine saldırı” olduğu gerekçesiyle savunmaktan geri durmuyorlar. Emek ve alın terinden haberleri bile yok. Coğrafyalarında yaşayan Kürtlere kendi insani haklarına sahip çıktıkları için savaş açmaktan, kentlerini yakıp yıkmaktan adeta zevk alıyorlar.

Ulus devlet çağının gölge dini olan milliyetçilik, Türk İslamcı anlayışla birleşip, İslamcı Türkçülük gibi, ırkçı, yağmacı, pervasız ve ucube bir din haline dönüştü. İşin garibi, bu ırkçı anlayış, bu yeni din, geleneksel din anlayışının ibadethaneleri, ibadeti, sembolleri ve kutsal kitabı kullanılarak pazarlanıyor. Bir yandan Ortadoğu boğazlaşmasında eli kanlı cihadistlerlerle, mezhepçi temelde ittifaklar kurup diğer halk ve inançları yok etmek için, diğer yandan Türkiye ve Kürdistan’da milli kimliğine tehdit gördüğü Kürtleri yok etmek için, milliyetçi, ırkçı, kafatasçı, Türkçü, Turancı gruplarla ittifak halinde Kürtleri yok etme hesaplarında kullanılıyor.

Din, insani düşünceyle anlaşılması güç, insanlık mücadelesinin yarattığı kavram ve değerlerle çatışan bir karaktere sahip, özel bir alan. Demokrasi veya laikliğin dinin alanına müdahale etmeme ve onu özgür kılma düşüncesi, dinleri bağlamıyor. Din ve dindarlığın özü, insanlığı kendi saflarına dönüştürmeyi esas alır. Bu yazının amacı, dinin ve özellikle İslam dininin ne olup olmadığına ilişkin geniş ve çetrefilli bir alan hakkında haddini aşarak bir tanımlama yapmak değil, İslam’ın temsilcisi olduğunu iddia eden ve toplumu manipüle ederek iktidarlar devşiren Türk İslamcı geleneğini, kabaca dayandığı inançla karşılaştırılmak ve teşhir etmek. Geçmişte de İslamcı camia, özellikle şimdi AKP iktidarının destekçileri arasındaki bazı kesimler muhafazakârlığın din olup olmadığına ilişkin sert tartışmalar yapmıştı. Aynı şekilde şimdi iktidara eklemlenmiş bazı kesimler ümmet/milliyetçilik çelişkisine ilişkin sert yazılar yazmış, kendi camiaları içinde epeyce de patırtı koparmışlardı. Gelinen noktada, “Devlet, İslam için amaç değil araçtır” diyen bu kesimlerin İslam’ı devlet için araç olarak kullandıkları, bununla da yetinmeyerek, lanetledikleri tüm kirli kavram ve yöntemlerle bunu muhafaza etmek ve iktidarda kalmak için çalıştıklarını görüyoruz. Öyle ki, ulaştıkları iktidarı korumak için Türk tipi bir din üretme yoluna dahi gittiklerine de şahit oluyoruz. Kâh “Ruhumuz İslam, bedenimiz Türk”, kâh “ruhumuz Türkçü, şeklimiz Müslüman” diyen, gittikçe suça, insanlık suçlarına bulaşan ve toplumu da kendisine ortak eden, karanlığa uygun adım yol alan yeni bir iktidar diniyle karşı karşıyayız.