KAPAT
Nihat Karademir

n.karademir@zaman.com.tr

VİTRİNDEKİLER

Abdülhamid dönemi tecrübesi, İslamcılar ve AK Parti

On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde içeriği netleşmeye başlayan İslamcılık, tarihte ilk defa Abdülhamid döneminde iktidar olmaya çok yaklaştı. 

Görünüşte tüm koşullar İslamcı bir iktidardan yanaydı. Yaklaşık yüz yıldır ısrarla sürdürülen Osmanlıcı politikalar iflas etmiş ve temel amacı gayrimüslim toplumları imparatorluk içinde kalmaya ikna etmek olan modernleşme/reform süreci amaçlananın tam tersi sonuçlar üretmişti. Neredeyse Avrupa'daki tüm topraklarını kaybetmiş olan Osmanlı Devleti, artık coğrafi olarak daha Asyalı ve demografik olarak daha Müslüman'dı. Üstelik İslam coğrafyası birer birer Batı'nın işgaline uğruyordu. Ne Osmanlı'nın ne de diğer Müslüman halkların İttihad-ı İslam dışında başka bir çareleri vardı.

Bu koşullardan ve Sultan Abdülhamid'in adeta Osmanlı modernleşmesinin işleyişini ve içeriğini tersyüz ederek süregelmekte modernleşme sürecini Müslümanların lehine sürdürme kararlılığından ve Hilafet merkezli bir İttihad-ı İslam gerçekleştirme niyetinden umutlanan İslamcılar, İslam'ı çağın idrakine sunarak yeni bir diriliş ve medeniyet projesi gerçekleştirmek için fazlasıyla umutlanmış olmalıdırlar. Görünüşteki rakipleri Mithat Paşa'nın etrafında toplanmış olan meşrutiyetçi/reformist bürokrat kliğinden ibaretti. Nitekim bu klik de kısa bir süre içinde etkisizleştirilecekti.

Ancak İslamcılar, kısa süre içinde ideallerine yönelik en büyük tehdidin muhafazakârlıktan/muhafazakâr İslamcılıktan kaynaklandığını fark edeceklerdir. Muhafazakârların tasfiye ettiği ilk İslamcı ise meşrutiyetçilerin tasfiyesinden hemen sonra sadrazamlık makamına atanan Tunuslu Hayrettin Paşa olacaktır. Sadece sekiz ay bu makamda kalabilen ve daha sonra Sultan'ın itirazlarına rağmen istifa etmek zorunda kalan Hayrettin Paşa'nın en ateşli muhalifleri arasında başını Ahmet Cevdet Paşa, Gazi Osman Paşa ve Gürcü Hamdi Paşa'nın çektiği muhafazakâr devlet adamları geliyordu.

İslamcıların tasfiyesi Hayrettin Paşa ile sınırlı kalmadı. Aralarında Cemalettin Afgani, Said Nursi, Mehmet Akif, Babanzade Ahmet Naim, Said Halim Paşa ve Seyyid Abdülkadir'in bulunduğu birçok İslamcı aydın, yıllarca hafiyeler tarafından takip edildiler ve baskılara uğradılar. İçlerinden tımarhanelere kapatılanlar da oldu, ömürlerinin önemli bir kısmını sürgünde geçirmek zorunda kalanlar da. Cemalettin Afgani, hayatının en verimli dönemini, olgunluk çağını İstanbul'da izole bir mekânda gözetim altında geçirdi ve orada öldü.

Yaşadıkları bu hayal kırıklıkları bazı İslamcıları adeta savurdu. Önemli bir kısmı, Abdülhamid'e karşı Jöntürklerle iş tuttu. İttihatçı ve Kemalist rejimlerin daha baskıcı ve zalim yönetimlerinden dolayı nedamet getirenler de oldu. Ancak Abdülhamid-sonrası dönemde yaşanan bu travma, Türkiye İslamcılığının politik tavırlarında etkili olan en önemli olay olarak kaldı. Nitekim sonraki dönemlerde İslamcı muhalefet ile karşı karşıya gelen tüm muhafazakâr iktidarlar, Abdülhamid'e ters düşen İslamcı aydınların akıbetini hatırlatarak İslamcıları aynı hataya düşmemek konusunda uyarırlarken İslamcılar ise bir daha aynı hatayı tekrarlamamak için her seferinde biraz daha dikkatli davrandılar. İslamcıların özellikle AK Parti iktidarı ile geliştirdikleri ilişkilerde bu kötü hatıraların ürettiği akıl çok belirleyici oldu.

Önce İttihatçı rejim, daha sonra ise Kemalist tek parti rejimi, İslamcılara bir daha aynı hatayı yapma lüksleri olmadığına dair ağır birer ders verdiler. Ancak Abdülhamid sonrası yaşanan travma, iki taraflı bir ilişkinin sonucu olmasına rağmen, iktidarlar ve İslamcı/muhafazakar aydınların önemli bir kısmı sadece İslamcıların sorumluluklarına vurgu yaptılar. Hiç kimse İttihad-ı İslam stratejisini sadece tarikatlar ve şeyhler üzerinden yürüten, İslam'dan sadece geleneği ve tasavvufu anlayan ve İslamcılar üzerinde baskı kuran Hamidi rejimin de bazı hataları olabileceği ve bu hataların İslamcıları da bazı hatalı tercihler yapmaya sevk etmiş olabileceği ihtimali üzerinde bile konuşmayı gerekli görmedi.

Bugün Türkiye'nin en önemli ihtiyaçlarından biri siyasal tarihimizin bu en kritik döneminde, işbirliği yapmak yerine, birbirleri ile uğraşarak ümmete en az bir yüzyıl kaybettiren bu iki tarafın, Abdülhamid'in ve İslamcıların, sadece erdemlerini değil, hatalarını da derinlemesine tahlil etmektir. Sağlıklı bir tahlil, İslamcıların hatalarının tekerrürünü engelleyebileceği gibi, AK Parti iktidarının da İslamcılarla ve İslami yapılarla daha gerçekçi ve daha vizyoner bir ilişki geliştirmesine vesile olacaktır. AK Parti'ye küsmek için bahane aramak, İslamcılara ve ülkeye bir şey kazandırmayacaktır. İslamcıları küstürmek için bahane vermek de AK Parti'nin davasını en önemli insan ve düşünce kaynaklarından birinden mahrum bırakacaktır.

15 Temmuz 2016, Cuma
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan yorum yazıları veya haberlerin tüm hakları Feza Gazetecilik’e aittir. Kaynak gösterilse dahi hiçbiri özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu haber veya yazılar sadece Zaman Gazetesi tarafından sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.
yazarHakkinda.