İslamcı hegemonyanın aldatılmış aydınları


29 Temmuz 2016 04:05

Hafızayı beşer, nisyan ile maluldür. Türkiye insanının hafızasızlığı ve bugünü kurgularken geçmişte yapılan hatalardan ders almama inadı ise insanı dumurdan dumura sürükler.

Biz yine de hatırlayalım. Darbeci Gülenistler geçmişte siyasi otorite ve ona destek veren entelektüel kanaat önderleri tarafından dokunulmazlık çemberi içinde sarılıp sarmalandı. AKP iktidarının ileri gelenleri de, AKP’ye destek veren medya da, o medyaların yazar-çizerleri de bu darbeci, katil Gülenist hareketin siyasi, iktisadi, entelektüel ve ahlaki savunuculuğunu üstlendiler. Büyük bir çoğunluğunun kendini neoliberal olarak tanımladığı bu entelektüel camianın 2000’li yılların başından günümüze kadar en çok korktukları ve kamuyu uyardıkları konu, ülkedeki demokratik işleyişin bir askeri darbeyle kesintiye uğrayabileceği ihtimaliydi. Bu darbe karşıtı entelektüeller, darbeleri engellemek ve seçilmiş iktidarların ülkeyi yönetmesini sağlamak amacıyla gazeteler, TV kanalları kurdular, dergiler çıkardılar ve fikirlerini yaydılar. Buraya kadar sorun yok. Aynı liberal kadrolar bir yandan ülkedeki güvenlik sektörünü dizayn edecek siyasi adımların atılmasına, ordunun gücünün zayıflatılarak emniyetin (polisin) gücünün arttırılmasına, polisin ağır silahlarla donatılarak orduya karşı bir güç olarak kurgulanmasına önayak olacak girişimleri de desteklediler. Bu yolda toplantılar düzenlediler, raporlar yazdılar, uluslararası örgütlerle iş birliği yaptılar. Bununla da kalmadılar, orduyu siyasi, kültürel ve iktisadi olarak zayıflatmak için yapılan girişimlere destek verdiler. Orduda Gülenci tasfiyeye ve kadrolaşmaya neden olacak haberlere imza attılar. Bir yandan İslamcı, baskıcı iktidarın önünü onu demokratmış gibi çerçeveleyen yazılarıyla açarken, diğer yandan Gülen Cemaatinin emniyet, yargı ve orduda kadrolaşmak yolundaki gizli ajandasına destek verdiler. “Alnı secdeye değen” insanların da orduda, yargıda, milli eğitimde iş olanaklarına sahip olmalarını savunmak ilk bakışta demokratik bir talep gibi görünebilir; ama AKP’ci ve Gülenist liberal aydınlar, dindar kadroların devletin kritik pozisyonlarında kadrolaşmak için bir cadı avıyla kendilerinden olmayanları hunharca tasfiye etmelerine, pek çok insanların geleceklerini karartmalarına ve hak edilmemiş mevkilere laikti, Sünni’ydi, Alevi’ydi, Kemalistti, solcuydu diye ayrıştırılarak keyfi atamaların yapılmasına da göz yumdular. Her şeyi bilen bu malumatfuruş aydınların şimdi aptala yatıp “Vallahi aldatıldık” demelerine kanmayalım. Bal gibi de bilerek ve isteyerek bu kadrolaşmalara ses çıkartmadılar ve kendilerine yazılan belki de binlerce okur mektubu ve email’de anlatılan gerçek insan hikayelerini acımasızca dikkate almadılar.

Ergenekon ve Balyoz operasyonları, Nokta dergisiyle Taraf gazetesinde yayımlanan operasyonel haberlerle yürütüldü. Her iki yayın organının da sahiplik mekanizmaları sorunluydu ve bu sahiplik mekanizmasının haber içeriklerine nasıl yansıdığını sorgulamak o zamanlar antientelektüellik, darbecilik veya statükoculuk olarak nitelendiriliyordu. Bu yayın organlarından kamusal alana yayılan ve yargıya intikal eden Ayışığı, Sarıkız, Ergenekon, Balyoz gibi operasyonlarla ordu içinde darbeci diye damgalanarak şeytanlaştırılan ve yıllarca sahte delillerle cezaevlerine konulan yüzlerce asker var. Ve bu cadı avı 10 yıla yakın bir süre devam etti. Ne ilginçtir ki, AKP iktidarı döneminde yıllarca cezaevlerinde yatan bu ordu mensupları, bugün nasıl olduysa ana akım medyanın ve AKP iktidarının göz bebeği durumunda. Televizyon kanallarını dolaşıp Gülenist darbecilerin kendileri ordudan ne tür şeytanlıklarla tasfiye ettiklerini paylaşıyorlar kitlelerle. Hemen hemen hepsi aynı şeyi söylüyor: “Biz gazetecilere defalarca mektup, dilekçe, belge, bulgu yolladık. Suçsuz olduğumuzu ve bunu ancak gazeteciler aracılığıyla kamuya duyurabileceğimizi anlattık. Ama darbe karşıtı olduklarını söyleyen gazeteciler bizim mektuplarımızı dikkate alıp okumadılar bile.” Bugün bazı yazarların “Ne safmışız yahu,” diyerek geçiştirmeye çalıştıkları o önemli şey. Nitekim Balyoz davasında kayınpederi Emekli Orgeneral Çetin Doğan hakkındaki iddiaları eşi Pınar Doğan’la birlikte araştıran ve pek çok sahte delili belgeleyen Ekonomi Profesörü Dani Rodrik de defalarca söylemişti: “Gazeteciler kendilerine yolladığım ve sahte delilleri ortaya koyan mektupları ya hiç okumuyor, ya da görmezden geliyorlardı.” Muhtemelen okudular ve görmezden geldiler. Çünkü operasyonel gazetecilik bunu gerektiriyordu. Şimdi ise bunun adı “aldatılma” oldu. Bu kolay aldatılan saf insanların ülkede kamuoyu yaratmak için hangi cesaretle ve nasıl bir bilgi, görgü ve öngörüsüzlükle köşe yazarı yapıldıkları da sorgulanmalı.

Türkiye’de siyasi ve kültürel fikir dünyasını domine eden bu entelektüel ve moral liderlerin darbe ile ilgili öngörüleri maalesef doğru çıktı. Lakin darbeciler bizim entelektüel neoliberallerin öngördüğü gibi seküler, Kemalist askerlerden değil, kendilerinin yıllarca baş tacı ettikleri ve sivil toplumun veciz bir örneği olarak topluma dayattıkları İslamcı Gülen Cemaatinden çıktı. Masum bir hizmet hareketi olarak topluma lanse ettikleri bu organizasyonun gerçek boyutları ve devlet içinde yarattığı kaos, bugün birer birer ortaya dökülüyor ve bu musibetten öyle kolay kolay kurtulamayacağımız da ortada.

Kanımca, asıl bugün aldatıldık diyerek entelektüel ve siyasi suçlarından yırtmaya çalışan neoliberal aydınlar topluma karşı ciddi bir suç işlediler, asıl onlar kamuyu aldattılar, sivil iradeyi yanlış yönlendirdiler ve bu suçtan dolayı toplum vicdanında mahkum edilmeleri gerekir. Büyük ayrıcalıklarla kendilerine sunulan güvenli köşelerinde Gülenist darbecilere ve bugün giderek daha yoğun bir şekilde baskıcı devlet aygıtlarını halkın üzerine salmış olan iktidarın güçlenmesine zemin hazırladılar. Bunu yaparken, 1-Ezilen sınıflardan ülkedeki neoliberal yeniden yapılanmanın olumlu bir şey olduğuna dair rıza ürettiler. 2-İslami burjuva değerlerin ve yükselen dinci kapitalin sistem içinde “normal” ve “doğal” kabul edilmesi gerektiğini topluma empoze ederek, bu yükselen değerlere eleştiri getirenleri darbeci veya statükocu ilan ettiler. 3- Belli bir sonuca ulaşmak için, kendilerinden olmayan farklı sosyal gruplar ve güç odaklarıyla gizli ittifaklar yaptılar. Bu gizli ittifak ve uzlaşmalara Gramsci’den alıntıyla “tarihsel uzlaşma” diyelim. Kurdukları tarihsel uzlaşmalarla, halkın İslamcı ve baskıcı bir rejimi ultra demokrat, ilerlemeci ve sivilleşmeci olarak algılaması için entelektüel zemini hazırladılar. 4- Bu tarihi blokun kuşkusuz uluslararası ayağı da vardı. Gülenist darbecilere entelektüel koruma alanı yaratanların başta AB kaynakları olmak üzere ABD’de de bu derece sevilmeleri, teveccüh görmeleri, mütemadiyen gazetecilik ödüllerine layık görülmeleri boşuna değildi. Onlar, yabancı sermayenin Türkiye’de rahatça hareket edebilmesi için gerekli olan güvenlik altyapısını, mülayim siyasi ortamı ve sesi kısılmış bir seküler yerli sermayeyi oluşturmakla görevlendirilmişlerdi. Ve bunun adına da maalesef demokrasi diyorlardı. Ülkede bir daha darbe tehlikesi olmamalı ki yabancı sermaye kolayca operasyonlarını sürdürsün. Kamu kuruluşları, bankalar, enerji yatırımları yabancılara kolayca satılsın. Antiemperyalist bir ordu generali çıkıp da oyunu bozmasın. 5- Bilerek ve isteyerek, bireysel çıkarları için topluma yalan söylediler. Haber içeriklerinde gerçekleri çarpıttılar ve bunu yaparken en ufak bir sorumluluk duymadılar.

Şimdi eski Zaman gazetesi kadrosuna gözaltılar yapılıyor. İçlerinde 2002’den beri hem AKP hem de Gülen kadrolarına türlü çeşitli destek vermiş bu tarihsel blokun başı secdeye değmeyen ama amiyane tabirle “İslami duyar kasan” üyeleri de var. Biraz şaşırmış haldeler. Yıllardır topluma “doğru” ve “etik” diye empoze her şeyin tersi çıkmış durumda. Bunca yıl halkı yanılttıkları için dönüp toplumdan özür dilemeyi düşünürler mi? Şimdilik aptalı oynadıklarına bakılırsa, bu pek mümkün olmayacak.
Selim Evren, daha 2004 yılında Bianet.org sitesi için kaleme aldığı bir makalesinde “Zaman hoşgörü bohçası değil, tezi olan bir gazete” demişti.  “Methiye olsun diye söylemiyorum, bilakis, tezi, ABD çizgisi ile birebir uyumlu bir Türkiye kapitalizminin, yoksullara yeni bir afyon, adına ‘hoşgörü’ denen bir afyon sunmasından ibaret. Bu, tarihsel olarak emekçi halkın çıkarları karşıtı, kuramsal olarak liberalizme İslam bulamacı katan, hani özünü Erdoğan’ın danışmanı Ömer Dinçer’in şu çok tartışılan tebliğindeki fikirlerin oluşturduğu, adını ABD Dışişleri Bakanının ‘Demokratik İslam Cumhuriyeti’ diye koyduğu bir tez. Bu tez, şu anda da, sistemin temel ideolojik mantığını oluşturuyor. O yüzden Zaman hegemonyacı bir işlev görüyor. Burada demokratik bir değer ya da açılım görmek ise, sınıf perspektifinden bakıldığında, mümkün değil.”

Bugün ne ironiktir ki, sözde darbelerle mücadele amacıyla kurulup yaşatılan Gülenist Zaman ve Taraf gazeteleri de Gülenci askeri darbe girişimi sonrası kapatılan yayınlar arasında. Gazete kapatmak asla demokratlığın göstergesi değil. Ama Zaman ve Taraf gibi güdümlü yayınların da Türkiye’de gerçek demokrasinin gelişmesine katkı yapıp yapmadıkları günümüzde olduğu gibi, önümüzdeki yıllarda da yapılacak farklı akademik çalışmalara konu olacaktır ve olmalıdır.

www.evrensel.net

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.