Mezhepler, Tarikatler ve Cemaatler

Mezhepler, Tarikatler ve Cemaatler

İlk kez Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’a gelen Nakşibendilik, daha sonraki yüzyıllarda müritleri arasına padişahları da alarak adeta imparatorluğun resmi tarikatı haline geldi. Bu tarikatın, halk kültür ve eğitimi ile Anadolu birliğine büyük katkılar sağladığı söylenir
Hüseyin AYKOL

ŞABANİYE CEMAATİ: Halveti Tarikatı’nın Türkiye’deki en aktif kolu olarak bilinen cemaatin şeyhlik postunda Mehmet Dumlu oturuyor. Düzenli yaptıkları zikir törenlerine kadın ve erkeğin bir arada katılmasıyla tanınıyorlar. Kütahya merkezli cemaatin zikir törenlerine İstanbul’un yanı sıra, Bursa, Uşak, Eskişehir, Ankara ve Afyon’dan da katılımlar oluyor. Kütahya’da doğan Mehmet Dumlu’nun soyu, baba tarafından Buhara’ya uzandığı iddia ediliyor.

Mehmet Dumlu, şeyhinin vefatından önce irşad ile görevlendirildi. 1973 yılında vefat eden Uşaklı Mustafa Efendi’nin Halveti Şabani çizgisini aslına uygun olarak devam ettirmekte. Kütahya, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Konya, Kastamonu ve Erzurum illerinde sohbetleriyle irfan yolunda istekli olanlara tasavvuf eğitimi vererek hizmeti sürdürmekte.

CERRAHİ CEMAATİ: Halveti Tarikatı’na dayanan Cerrahi Cemaati adını kurucusu olan Şeyh Nureddin Cerrahi’den alır. 17. yüzyılın sonlarında kurulmuş olan Cerrahilik, eski İstanbul’un en yaygın cemaatlerden biriydi. Pek çok ileri gelenin bu tarikata katıldığı gibi, padişahlar III. Ahmet, III. Mustafa, II. Mahmut ve Abdülmecit Cerrahi Cemaati’ne mensuptu.

Dünyada yaklaşık 30 bin, Türkiye’de 5 bin müridi bulunan Cerrahi Cemaati’nin İstunbul’un Fatih-Karagümrük semtinde bulunan dergâhı ise, III. Ahmed tarafından 1703 yılında yaptırıldı. Dergahın postuna en son Muzaffer Ozak oturmuştu. Müridlerinin önemli bir kısmı yabancı uyruklu olan Muzaffer Ozak birçok kimsenin ulaşamadığı kişilere el uzatmıştır. Hacı Muzaffer Ozak, 13 Şubat 1985 günü öldükten sonra yerine Safer Dal geldi.

UŞŞAKÎ CEMAATİ: Halveti Tarikatı’nin bir kolu olan Uşşakî Cemaati’nin merkezi İstanbul Kasımpaşa’da. Kurucusu Pir Seyyid Hasan Hüsameddin’in türbesi de Kasımpaşa’nın Hacı Ahmet semtindeki aynı isimli camide bulunuyor. Pir Hüsamettin’in külliyesi Uşşakî Vakfı’nın da merkezidir. Başlangıcı 1524 yılına dayanan Uşşakîler sesli ibadet yapan yollardandır.

Uşşakî Cemaati’nin son şeyhi Sıddık Naci Eren’dir. Halen de irşada devam etmektedir. Uşşakî ekolü kendisi Halvetiyye’nin bir kolu olmasına rağmen daha sonraları kendi bünyesinden de Cahidiye, Musluhiye, Cemaliye, Selahiye, İrşadiye, Samiye ve Ruhzariye gibi alt kollar çıkarmıştır. Bunlardan en ünlüsü İbrahim İpek’in “İpek Yolu” Cemaati’dir.

İPEK YOLU: İbrahim İpek’in temsilcisi olduğu Uşşakî Tarikatı, Halveti Tarikatı’nın orta kolu da denilen Ahmediye koluna bağlı Sinaniye şubesinin bir alt kolu olup genel olarak Halveti Tarikatı’yla aynı olmakla beraber bazı konularda farklılık arz etmekte. İpek’in 2000 yılında ölümünün ardından posta, 44 yaşındaki eski milli güreşçi Fatih Nurullah Şağban oturdu. Her sene Bolu ve Çorum’da düzenlediği “Devran” adlı zikir törenleriyle tanınıyor. Bolu’daki bir devrana iki bin kişi katılmıştı.

TİCANİLER: 1930’larda Ankara’nın Çubuk ve Keskin ilçeleri ile Çankırı Şabanözü’nde örgütlenen tarikat, Ticanilik diye anıldı. Kemal Pilavoğlu ve müridleri 1943’te, tarikat faaliyetleri suçundan mahkemeye verildiler; ancak kısa bir süre sonra serbest bırakıldılar. Ticanilerin ilk büyük eylemi 1949 yılı Şubat ayında TBMM genel kurulunda Arapça ezan okumak oldu. Ardından çeşitli yerlerdeki Atatürk heykellerine saldırmaya başladılar. Kırılan heykellerin sayısı arttıkça, CHP’nin “mürtecileri ve iktidarı kınayan” protesto mitinglerinin sayısı arttı. Pilavoğlu ve 74 müridi, kanun uyarınca 5 Mart 1952’de mahkum oldu. Pilavoğlu’nun 1977 yılında ölmesinin ardından cemaatin bir bölümünün Nurculara bir bölümünün de Aczmendilere katıldığı belirtiliyor.

NAKŞİBENDİ TARİKATİ: Buhara’da 1218 yılında doğan Muhammed Bahaüddin Nakşibend tarafından kurulan Nakşibendi Tarikatı, başta Türkiye olmak üzere İslâm ülkelerinde yaygın olan bir tarikattır. Nakşibendi Tarikatı, Muhammed Bahaüddin Nakşibend’in halifelerinden Alaattin Attar, Zahid Bedahşi ve Muhammed Parsa tarafından çok geniş bir bölgeye yayılmış ve bilhassa Yesevi Tarikatı’nın bulunduğu bölgelerde geniş taraftar kazanmıştır.

Tarikatın İstanbul’a ilk gelişi, Fatih Sultan Mehmet zamanında Molla İlâhi vasıtasıyla oldu. Ancak, bununla birlikte tarikatın Osmanlılar’da genişlemesi 18. yüzyılda gerçekleşti. Bu dönemde Mevlâna Ziyaeddin Bağdadi ile genişleyen tarikat, aynı zamanda Osmanlı padişahlarından da büyük himaye ve itibar gördü. Bu tarikatın, Türk kültürüne, halk eğitimine ve Anadolu birliğine büyük katkılar sağladığı söylenir.

Nakşibendi Tarikatı, tarihi gelişimi içerisinde çeşitli kollara ayrıldı. Değişik dönemlerde tarikat silsilesi içerisindeki bazı zatların isimlerine izafeten farklı şekillerde isimlendirildi; ancak Muhammed Bahaüddin Nakşibend’ten sonra genel olarak “Nakşibendilik” adıyla anılmaktadır. Halid-i Bağdadi’ye (Halidiyye) bağlı Türkiye’de dört büyük Nakşibendi tekkesi vardır:

Gümüşhanevi Tekkesi: Kurucusu Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi’ydi. Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Recai Kutan, Ömer Dinçer, Bülent Arınç, Kemal Unakıtan, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi onlarca siyasi ismin bu tekkeye bağlı olduğu belirtiliyor.

İsmet Efendi Tekkesi: Kurucusu Yanya Şeriat Mahkemesi Katibi Mustafa İsmet Garibullah Yanyevi’ydi. Dahiliye Nazırı Memduh Paşa, Tophane Müşiri Mustafa Zeki Paşa gibi Osmanlı devlet adamları ve bürokratlarının bu tekkenin müridi olduğu söyleniyor.

Kelami Dergahı: Önceleri Kadiri olan tekke, Muhammed Esad Erbili’den sonra Nakşibendi-Halidiye ekolüne dahil oldu. Erbili’nin ardından cemaatin başına geçen Mahmut Sami Ramazanoğlu ölünce dergâhın başına Osman Nuri Topbaş geçti. MSP’li Tahir Büyükkörükçü gibi siyasiler ile bazı ünlü işadamlarının da bu dergâha bağlı olduğu belirtiliyor.

Kaşgari Tekkesi: Kurucusu Şeyh Şefik Arvasi’ydi. Tekkeyi büyüten İstanbul Sultanahmet Camii imamı Abdülhakim Arvasi’ydi. Said Nursi (Kürdi) Van’da Nakşibendi Arvasi Tekkesi’nde eğitim almıştı.

Bu ana dört kol dışında, Erzincan’daki Abdurrahim Reyhani’den, Adıyaman’daki Mehmet Raşit Erol’a kadar onlarca şeyhin kurduğu Halidiye tekkeleri vardır.

İSKENDERPAŞA CEMAATİ: Nakşibendi Şeyhi Ahmet Ziyaüddin, Gümüşhanevi’nin 1850’li yıllarda kurmuş olduğu Gümüşhanevi Dergâhı içerisinde yetişen ve Nakşibendi Tarikatı’nın önde gelen isimlerinden biri olarak bilinen Mehmet Zahid Kotku’nun kurucu ve ilk şeyhliğini yaptığı cemaattir. 1958 yılından itibaren İstanbul İskender Paşa Camii’nde imamlık yapan Mehmet Zahit Kotku’nun 1980 yılında ölmesi üzerine, tarikat liderliğini damadı Prof. Esad Coşan üstlendi. Coşan, 2001 yılında bir trafik kazasında ölünce yerine oğlu Muharrem Nurettin Coşan cemaat lideri oldu.

Esad Coşan, Zahid Kotku’nun emriyle Hakyol Vakfı’nı kurdu. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Kültür ve Sanat Vakfı”nı, sağlık hizmetleri için “Sağlık Vakfı”nı kurdu. 1983 yılından itibaren İslâm ve sonraki yıllarda Kadın ve Aile, İlim ve Sanat, Panzehir isimli dergileri yayınlanmaya başladı. Ak-Radyo, Akra FM gibi radyo yayınları var. Cemaatin ayrıca Hayrülnisa, Esm Hatun, Afiyet hastaneleri ve bir turizm firması faaliyette bulunuyor.

ERENKÖY CEMAATİ: Nakşibendiler içerisinde bir diğer kol ise Mahmut Sami Ramazanoğlu’nun liderliğinde faaliyete başlamış ve günümüze kadar gelmiş olan Erenköy Cemaati’dir. Ömrünün kalan kısmını İslâm’ın kutsal topraklarında geçirmek amacıyla, 1979 yılında Suudi Arabistan’a giden Mahmut Sami Ramazanoğlu, 1984 yılında orada öldü.

Cemaatin görüşlerini yayınlamak için 1986 yılından itibaren çıkmaya başlayan Altınoluk dergisinde “Sadık Dana” ismiyle yazıları yayınlanan Musa Topbaş, M. Sami Ramazanoğlu’nun yerine geçti. Musa Topbaş’ın 16 Temmuz 1999’da ölmesi üzerine, yerine oğlu Osman Nuri Topbaş getirildi. Erenköy Cemaati, Muradiye Kültür ve Eğitim Vakfı eliyle kimi şehirlerde özel okul ve üniversite hazırlık dershaneleri açmış bulunuyor. Ahmet Taşgetiren, İsmail Lütfi Çakan ve Tahir Büyükkörükçü bu cemaatin önde gelen isimleri arasındadır.

İSMAİLAĞA CEMAATİ: Mehmet Zahid Kotku’nun ölümüne kadar İskenderpaşa Cemaati içerisinde yer alan Mahmut Ustaosmanoğlu, Mehmet Zahid Kotku’nun ölümüyle birlikte ayrı hareket etmeye başladı ve böylece İstanbul’un Fatih ilçesindeki Çarşamba’da İsmail Ağa Cemaati olarak bilinen yeni bir cemaat oluştu.

Cemaat İstanbul’da Fatih, Ümraniye, Beykoz ve Üsküdar’ın yanı sıra Trabzon, Kayseri, Tokat, Sakarya, İzmit’te de etkili. Son yıllarda birçok televizyon kanalına çıkan Cübbeli Ahmet Hoca lâkabı ile tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün kimi illerde verdiği vaazlar büyük dikkat çekiyor. Cüppeli Ahmet Hoca, 2002 yılında bir süre hapis yattı. Cüppeli, bugünlerde AKP’yi hararetle destekliyor.

SÜLEYMANCILAR: Nakşi cemaatlerden olan ve adını kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’dan alan Süleymancılar, siyasette en en etkili ve Türkiye’deki en eski cemaat. Önce Demokrat Parti’yi destekleyen Süleymancılar kendilerine verilen sözlerin tutulmadığı gerekçesiyle bu partiden desteklerini çekti. Bunun üzerine Menderes’in baskılarıyla karşılaştılar.

Tunahan’ın ölümünün ardından cemaatin başına damadı Kemal Kaçar geçti. Adalet Partisi’ni destekleyen Süleymancılar’ın lideri Kaçar, bu partiden milletvekili de seçildi. Cemaatin bugünkü lideri -Tunahan’ın torunu- Ahmet Denizolgun, ANAP hükümetinde bir dönem Ulaştırma Bakanı olarak da görev yaptı. Tunahan’ın diğer torunu Mehmet Denizolgun ise AKP’de milletvekili oldu.

MENZİLCİLER: Adını Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı, Menzil Köyü’nden alan bir cemaat. Abdülbaki Erol, şeyhliğe ağabeyi Muhammed Raşid Erol’un 1993 yılında ölümünden sonra geçti. Nurşin’de tasavvuf dersleri de alan M. Raşid Erol, bir süre de Şam’daki medreselerde okudu.

Babasının vefatı üzerine Menzil Köyü’ne gelip orada ikamet etmeye başlayan Erol, burada babasının yerine geçerek 1972 yılından itibaren irşad vazifesini üstlendi. Cemaatin Semerkant, Mostar, Semerkant Aile, Mavi Uçurtma isimli dergileri, Radyo 15 ve Semerkand isimli bir televizyon kanalı bulunuyor. 1995 yılında kurulan Durak Menzil Eğitim Vakfı ise öğrencilere burs veriyor.

TUFANCILAR: Tufancılar Tarikatı, M. Raşid Erol’un yönettiği Menzil dergâhında bir süre kaldıktan sonra, namaz kılmadıkları için dergâhtan atılan 15-20 kişilik grup tarafından kuruldu. M. Raşid Erol’un ölümü üzerine yerine geçen kardeşi Abdülbaki Erol tarafından yönetilen Menzil grubunun, kendileri için ifade ettikleri “Tufancılar” tanımını benimseyen grup üyeleri, dünyayı ‘yalan dünya’ olarak tanımlıyor, namaz kılmıyor, camiye gitmiyor, gezegenler aynı hizaya gelince kıyamet kopacağına inanıyor.

ZİLAN CEMAATİ: Nakşibendi Tarikati’ne bağlı Zilan Cemaati’nin Şeyhi Süleyman Bağdu, 30 Ocak 2006 günü Batman’da öldürüldü. Şeyh Süleyman Bağdu, 1975 yılında vefat eden babası Kasım Bağdu’nun yerine posta oturmuştu. Evli ve 10 çocuk sahibi Süleyman Bağdu’nun Türkiye genelinde yaklaşık 200 bin müridi bulunduğu belirtiliyor. Süleyman Bağdu’nun ölümü üzerine posta kardeşi Selman Bağdu oturdu. Batman Örmegözü Köyü’nde bulunan Zilan Şeyhi türbesini ülkenin dört bir yanından gelen yaklaşık 20 bin kişi her yıl ziyaret ediyor.

HAZNEVİLER: Türkiye’deki Kürtler arasında en güçlü Nakşibendi cemaatlerinden biri olan Hazneviler, Hatay, Antep, Urfa, Mardin ve Batman’da örgütlü durumda. Cemaatin Suriye’de yaşayan şeyhi Muhammed Haznevi yılda en az bir kez gelip, zikir törenlerini yönetirdi. Muhammed Haznevi, ölünce şeyhliği Haznevi’nin oğlu Muhammed Muta Haznevi üstlendi. Cemaatin 100 bine yakın müridi olduğu iddia ediliyor.

YAHYALI CEMAATİ: Nakşibendi Tarikatı’nın Anadolu’daki en önemli kolları arasında. Cemaat adını Yahyalı Hacı Hasan Efendi’den alıyor. Şeyh postunda oturan kişi ise Ali Ramazan Dinç. Cemaat, Kayseri’deki sanayi gelişimine paralel olarak hızla büyüdü. Müritleri arasında Kayseri’nin önde gelen işadamları da bulunuyor. Türkiye’nin hemen her yerinde seri konferanslara katılan Ali Ramazan Dinç, ayrıca inceleme ve araştırma amacıyla Avrupa ve Afrika ülkeleri ile Türk cumhuriyetlerine de gitti.

REYHANİ TEKKESİ: Talebelerinin sayısı bir milyonu aştığı iddia edilen Abdürrahim Reyhan, 1930 yılında, Erzincan’nın Keleriç (Karakaya) beldesinde dünyaya geldi. Dede Paşa Hazretleri olarak hitap edilen Musa Baştürk’ün, 1973’te ölümü ardından posta oturan Abdürrahim Reyhan, yerine dört halife bıraktı. Bu halifelerden ikisine irşat vazifesini verdi. Halifelerinin biri kayınbiraderi Abdurrahman Efendi, diğeri ise ilk müridi olan Muhammed Beşir Efendi’dir. Beşir Efendi irşat makamına oturdu. Abdurrahman Efendi ise Keleriç beldesinde dergâhını açtı ve irşada başladı. Böylece Abdürrahim Reyhan’ın bağlıları, yola iki kol olarak devam etmektedir.

Yazı Dizisi-2 Devam Edecek

 



↳Son Güncelleme: 10 Ağustos 2016 12:14

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür