29 EYLÜL 2016 PERŞEMBE

Abbas Pirimoğlu

ÜLKÜCÜLER ALPERENLER VE İSLAMCILAR (1)

Abbas Pirimoğlu

15 Temmuz kalkışması hakkında bilgilerimiz çok az. İleriki günlerde, hatta yıllarda yaşananlarla ilgili bilgilerimiz daha da sahihleşecek; bu konuda pek çok kitap yazılacak. Ama yinede iki husus sabit: İlki kalkışmanın ABD/Batı yararına yapılmış olması, ikincisi ise önleyen ana dinamik gücün,  duyar duymaz sokağa fırlayan vatandaşımızın çelikten iradesi.

Kimileri insanımızın bu fedakârlığını ve gözü karalığını önemsizleştirme gayretine düşse de nafile. Çünkü ordu içerisindeki darbeci kesime ilk tepki veren “toplum” olmasaydı, arkada sessiz kalanların darbeye katılması, katılmasa bile manipüle etmek suretiyle yahut bastırmak görüntüsü altında bir başka ideolojik mecraya doğru çevirmesi muhtemeldi.

Evet, darbenin önündeki en büyük engel toplumdu. Toplumun şuuraltında askeri darbe ve türevlerine karşı zaten bir öfke birikmişti. Bu öfke kendisini açığa çıkardı. Çarşaf giymiş bir bayan yanına almış olduğu başı açık bir bayanla birlikte, kullandığı kamyon ile tankları yolundan döndürmeye gidiyordu.

Kısacası demokrasiye gerçek balans ayarı toplum tarafından yapılmıştı.

Şüphesiz ki toplumun her kesiminden o gece sokağa çıkan insanımız olmuştur. Hepsinin eylemi aynı oranda önemli ve şereflidir. Ama şayet hakkaniyet gözetilecek olursa,  sokağa çıkan insanların ezici ağırlığının,  eski ifadesiyle “milliyetçi-mukaddesatçı” diye tanımlanan kesimlerden olduğu tartışmasızdır. Bu gerek attıkları sloganları ve gerekse İBB önünde olduğu gibi birlikte abdest alarak eyleme iştirakleri veyahut toplu namaz kılmaları gibi eylemleri ile inkârı mümkün olmayan bir hakikattir.

O gece bütün tarikatlar, cemaatler elbirliği ile toplumu, Allah'ın izniyle büyük bir felaketten korumuşlardır. Fakat ben bu vesileyle toplumun genç ve dinamik kesimlerini oluşturan Ülkücüler, Alperenler ve İslamcılar hakkında görüşlerimi serdetmeye çalışacağım.

 O gece olay başlar başlamaz ilk tepkisini koyan iki parti vardı: AK Parti ve MHP, diğer partiler de tepkilerini gösterdiler ama bir farkla ki o zamana kadar zaten kalkışmanın nereye doğru gideceği anlaşılmış, darbenin başarısız olacağı görülmüştü.

Çağrıyı duyan bu iki partinin kadroları ülke sathında meydanlara ve darbecilerin bulundukları mahallere oluk oluk akmaya başladılar. Ülkücü, Alperen ve İslamcı gençler geleceğimiz için hayati öneme haiz bu mücadelenin en ön saflarında omuz omuza idiler.

Bu üç gençlik kesimi hakkında fikir erbabı ve düşünürlerce soğukkanlı değerlendirmelerde bulunulması ve sosyolojik çalışmalara konu edilmesinin tam zamanı olduğu kanısındayım.

Alperenler, merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibinin MHP'den ayrılması neticesi vücud bulmuştur. Bu nedenle köken itibariyle Ülkücü harekete aittir. Zaten kendilerini Alperen Ülkücüleri olarak tanımlarlar.

Ülkücülük ve İslamcılık, genellikle Osmanlının son dönemlerinde ortaya çıkan fikir akımları   “Türkçülük” ve “İslamcılık” ile izah edilmeye çalışılır. Ben bunun çok doğru ve sağlıklı olduğuna inanmıyorum. Belki zamanın o akımlarından etkilenmeler olmuş olabilir. Lakin geçmişteki o hareketlerin muharrik gücü devlet ve aydınlardır. Ayrıca yaşanan çöküş üzerine çaresizce hazırlanan ufku olmayan reçetelerdi. Ama günümüzdeki Ülkücü ve İslamcı hareketin asıl membaı, Anadolu insanının irfanıdır. Tarihten tevarüs ettiği misyona konulan rezerve, ayağına vurulmak istenen prangaya, zihin ve tasavvur dünyasına yapılmaya çalışılan yabancı aşılamalara karşı oluşturulan tepki.

Tarihi misyon, zihin ve tasavvur dünyasına yönelik bu nefsi müdafaa sadece bu noktada kalmayacak; “misyon”,  “zihin” ve “tasavvur” özgürleştirdiği oranda geleceğe yönelik projelerin yeşermesine imkân hazırlayacak öz-güveni de beraberinde geliştirecektir.

Bu sivil mayalanma milliyetçi-mukaddesatçılık olarak tesmiye edildi. Bazı kesimlerce halen daha küçük görülmekle birlikte ben bu toplumsal tepkinin üzerinde hak ettiği ölçüde çalışılmadığı yeterince imal-i fikirde bulunulmadığı kanaatindeyim.

Oysa bu hareket bünyesinde Anadolu'nun yüzlerce yılın kazanımı olan umdelerini taşımak gibi bir zenginliğe sahipti. Millet, vatan, din, devlet ve en dikkat çekeni nizam-ı âlem gibi umdelere sahipti. Bu toplumun tarihi ile barışıktı. Kimilerinin “şanlı tarih söylemi” diyerek güya küçümsemeye çalıştığı aşağılık duygusundan eser taşımıyordu. Evet, tepkisel ve korunma amaçlı olsa da asla kendisini küçük görmüyor, bilakis bir imparatorluk bakiyesi olarak tarihin omuzlarına yüklediği yükten gurur duyuyordu.

Milliyetçi- mukaddesatçı denilen taban belki fikir bazında bugünkü kadar ileri seviyede değildi ama sezgisi, ihlâs ve samimiyeti bakımından halen daha örnek olma konumunu sürdürmektedir. Dahası bir ve bütün olma bakımından bizlerden çok daha öngörülüydü.

Ta ki 15 Temmuz gecesine varıncaya kadar.

İşte “Ülkücülük” ve “İslamcılık”  çileye talip olan bu tabandan tebarüz etmiş iki harekettir. Yani toplumsal taban itibariyle aynı kaynaktan neş'et etmiştir. Birincisi milliyetçiliği, diğeri ise mukaddesatçılığı öncelemiştir.  İkisi de Anadolu insanının irfanının mahsulüdür. Batılı ideolojilerin saldırısına karşı reaksiyon taşımakla birlikte geçmişten aldıkları ilhamla geleceğe doğru idealleri olan bir harekettir.

Bu nedenle her iki harekette muhafazakâr değil dirilişçidir.

Ve en hassas nokta Ülkücü hareket milliyetçidir, asla ulusalcı değildir.

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz