29 EYLÜL 2016 PERŞEMBE

Abbas Pirimoğlu

ÜLKÜCÜLER ALPERENLER VE İSLAMCILAR(2)

Abbas Pirimoğlu

Milliyetçi- mukaddesatçı mayanın taşıdığı üç büyük özellik vardı. Yahut topluma şu üç şeyi hatırlatıyordu: “Anadolu”, “İslamiyet” ve “cihan hâkimiyeti”; yani İmparatorluk.

Asırların birikimi olan bu mayanın iki cenaha ayrılması neticesinde bu üç unsurun efsunlu bileşimi de bozulacaktır. Milliyetçiler zaman zaman kendilerini “ulusalcı” ve “Türkçü” olarak algılamaları ve aralarındaki farkın bilincinde zafiyet göstermeleri neticesinde “Ulus- devlet” ile kifayet edecek ve “İslam” hakkında Kemalist düşünce ile benzerlikler gösterecektir. Bu zaaf arttığı oranda “milliyetçilik” kapsayıcı olmaktan çıkacak dışlayıcı olacak ve yakın geçmişimizin resmi ideolojisi ile örtüşecektir. Keza aynı şekilde İslamcılar da soyut bir vatan düşüncesine kapılarak Anadolu'nun önemi hakkında ilgisiz davranacak, hatta “vatan” mefhumunu yer yer hafife alacak, Türk tarihini İslam adına eleştiriyoruz zannı ile Selçuklu ve özellikle Osmanlı dönemleri hakkında düşmanca tavır takınacaktır.

Oysa bildirdiğimiz üzere milliyetçi- mukaddesatçı maya dirilişçi idi. Devrimci değildi. Çünkü bu toplumun taşıya geldiği hakikatlerin ve tecrübelerin önemine müdrikti. Tarihin omuzlarına yüklediği misyonun şuurunda idi.

Hakikat”, “tecrübe” ve “misyon” vasıtasıyla günümüze hitap edecek bir terkibin oluşturulması ise ancak “diriliş” sözcüğü ile ifade edilebilecektir. Bu bağlamda Ülkücüler de sanılanın aksine muhafazakâr değil, dirilişçi mektebe aittirler. Kimi zaman zaaf gösterseler de. Zira mevcuda karşı isteksizlik hatta isyan eskinin ihyası özlemi özlerinde saklıdır. Bu konu da Prof. Necmettin Hacıeminoğlu'nun şu cümleleri oldukça anlamlıdır:

Ülkücülük öze dönüştür, kendine dönüştür... Ülkücülük Organizmaya giren mikroba karşı organik tepkidir” (Töre dergisi Eylül,1975. Aktaran Kemal Can. Ülkücü Hareketin İdeolojisi. Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce Cilt 4 Milliyetçilik içinde. İletişim yay).

Bu bakımdan Ülkücü hareketi basit bir Komünizmle mücadele hareketi olarak vasıflandırmak büyük bir yanılma olacaktır. Özellikle 1990'lı yıllara kadar devam eden “Savaşımız vurguncu düzenedir, düzene” ve “Kanımız aksa da zafer İslam'ın” sloganları iddialarımızı doğrulamaktadır. Ülkücü gençlik bu sloganları ile bir taraftan kapitalist sömürüyü reddederken diğer taraftan “İslam'ın zaferi” üzerine kurulacak yeni bir dünyanın muştusunu topluma sunmaktaydı.

Ayrıca Ülkücü ve İslamcı gençlerin geldikleri toplumsal kesimler ekonomik ve sosyal yapı itibariyle de farklı değildir. Köken itibariyle geleneksel orta gelirli tabakaya dâhildirler. Küçük ve orta sermaye sahibi esnaf yahut tahsilli meslek sahibidirler. Büyükşehirlerde taşradan getirdikleri değerleri yaşar, bağlarını kesmezler.

Bu nedenledir ki her iki kesimde aynı yerlerde temerküz edecek hatta MHP ile İslamcı olarak bilinen partiler arasında karşılıklı oy geçişkenliği sıkça yaşanacaktır.

Bu bağlamda üzerinde titizlikle durulması gereken en mühim ve hassas konu Milliyetçilik ile Ulusalcılığın asla birbirleri ile bağdaşmayacağı gerçeğidir. Bağdaşmak bir yana biri diğerini dışlayan ve reddeden, hedefleri asla birbiri ile uzlaşmayan, tamamen iki farklı dünya görüşüne dayanan, farklı iki sosyokültürel ve sosyoekonomik tabana ait, dolayısıyla birinin olduğu yerde diğerinin barınması mümkün olmayan iki farklı fikir akımıdır.

Ulusalcı Kemalistlerin vaziyeti bilmelerine rağmen Ülkücüleri kendilerine benzetme çabalarına, milliyetçi duygulara sahip vatandaşlarımızı ideolojilerine eklemleme çalışmalarına bigâne kalmak zannımca yapılabilecek en büyük gaflet olacaktır.

Bu nedenle “Milliyetçilik” ile “Ulusalcılık” arasındaki farkların üzerinde durulmalı ve bu konuda ilmi çalışmalar muhakkak yapılmalıdır.

Ben burada bu farklardan bulabildiklerimi maddeler halinde sıralamaya çalışacağım:

  1. Yön itibariyle Milliyetçilik alttan yukarı iken, Ulusalcılık tam tersine üstten aşağıya doğrudur. Bu nedenle Ulusalcılık ne topluma değer verir ne de değerlerine. Aksine toplumu kendisine düşman olarak görür. Küçümser. Ondan ilham almak bir yana adam edilecek yığın olarak vehmeder. Milletten öğrenilecek hiçbir şey yoktur. Aksine millet onların aydınlatmasına muhtaçtır. Toplum gerekirse zorla çağdaş medeniyet seviyesi denilen Batılı hayat tarzına alıştırılmalıdır. Ulusalcılığın millete üstten bakan bu jakoben tavrı askeri darbeler vasıtasıyla topluma zaman zaman dayak atılmasını elzem kabul eder.
  2. Bu nedenle Ulusalcılıktehlikeyi içte görür. Tedbirleri içe yöneliktir. Milletin her hareketini ve tercihini kendisine yönelmiş bir tehdit olarak algılar. Bunu da “irtica” kavramı ile dile getirir. Silahlı kuvvetler dıştan ziyade içerisi için vardır. Dışarı daha açıkçası Batı söz konusu olduğunda, o haşin ve sert tavrı aniden gider; yerine öykünmeci, taklitçi, özür dileyici tavırlar ve hayranlık dolu bakışlar gelir. Bu bağlamda Ulusalcıların başörtüsü ile çatışmalarının asıl nedeni “Batı bize ne der” korkusudur. Hâlbuki Milliyetçilik toplumunu öğretmen olarak görür, değerleri ile savaşmaz. Aksine değerlerini kendi değerleri olarak görür ve başının üstüne koyar. Hatta onları evrensel değerler haline getirmeye çabalar. Dikkatini dış tehditlere yöneltir. Çünkü milleti kendisine düşman olarak görmez.

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz