HABER HATTI

Abbas Pirimoğlu

ÜLKÜCÜLER ALPERENLER İSLAMCILAR (4)

Abbas Pirimoğlu
  1. Ulusalcı akımlar “Osmanlı” kavramından hiç hazzetmezler. Mümkünse onu zihinlerden tamamen kazımayı isterler. Zira bu kavram onların yeni bir ulus yaratmak projelerinin en amansız hasmıdır. Osmanlı devleti imparatorluktur. Yani hem evrensel yönü vardır hem de dünya üzerinde iddia sahibidir. Ulusalcılar ise oluşturmaya çalıştıkları “ulus” kapsamında bir varoluşun peşindedirler. Dünyaya bizden kaynaklı evrensel mesajlar vermek gibi ne gayeleri ve nede idealleri vardır. Bu onların evrensellik hususunda hiçbir fikirleri olmadığı anlamına gelmez. Onlar Batının medeniyetinin üstünlüğüne iman etmişlerdir. Dahası bunun hep böyle kalacağına ve hiç değişmeyeceğine de inanırlar. Bu nedenle orijinal bir medeniyet kurmak ve başta Müslüman halklar olmak üzere ezilen ve sömürülen halklara önderlik yapmak yerine Batıya eklemlenmiş onun içerisinde yer almış ve onunla birlikte hareket eden edilgen bir toplum olmayı yeğlerler. Bu bakımdan farklı bir toplumsal yapılanma ve medeniyeti çağrıştıran, dahası Batı karşıtı bir dünyayı simgeleyen Osmanlı kavramı ile daima çatışmalıdırlar.

Milliyetçilik ise geçmişi ile barışıktır. Hatta motivasyonunu geçmişten alır ve geleceğe doğru amaç koyar. Batının körü körüne taklitçisi olmayı izzetine uygun bulmaz. Selçuklu ve Osmanlı geçmişini bu milletin en büyük hazinesi olarak kabul eder.

  1. Ulusalcılar “İslam” kavramı ile de belalıdırlar. Fakat bu kavramı tamamen yok etmek yerine Batının yararlarına uygun hale getirmek için dejenere etmeye çalışırlar. Batı karşısında Doğu halklarının ayrı bir blok olarak direnmesini istemezler. Oysa asırlar boyunca Doğu, İslam'ın etrafında birleşmek suretiyle Batının saldırı ve sömürüsüne karşı kendisini korumuştur. Bu konuda merhum Baykan Sezer'in eserleri gerçekten çok ufuk açıcıdır. Ulusalcılar İslam'ı ulusal bir din olarak tasarlarlar. Uluslararası bağlamda işlevsel olmasını asla istemezler. Bunun Batı adına hiçte istenmeyen bir hassasiyet olduğunun farkındadırlar. İrtica söylemleri ile milleti adım atmaktan sakınır hale getirmeyi amaçlarlar. Bu bağlamda onların nazarında “din” tahayyüllerindeki ulusu oluşturmak için lazım olan bir ayrıntıdır. Bu ulusalcıların dünya görüşlerinde “hakikat” gibi bir sorunun olmadığının göstergesidir. Ulusalcılık hakikatin peşinde olmayı “hurafe” olarak görür. Zira onların önünde tek bir gerçeklik vardır: Batı.

Batı karşısında İslam'ın etrafında birleşmeyi engellemek için ulusalcılar “laiklik” kavramına dört elle sarılır ve bunu ürettikleri İslam'ın olmazsa olmaz şiarı olarak lanse ederler.

Milliyetçilik ise İslam'ı evvela Allah'ın indirdiği son din olarak görür. Yani milliyetçiliğin evreninde “hakikat” diye bir sorun vardır. İslam'ı ulusal bir din olduğu için değil “hak” din olduğu için benimser ve hayatlarına tatbik etmeye çalışırlar. Onu olduğu gibi kabul ederler. Ayrıca Batıya eklemlenmek yerine Türkiye'nin önderliğinde oluşacak bir İslam birliğine itiraz etmeyi akıllarından bile geçirmezler.

  1. Ulusalcılar ile Milliyetçiler arasındaki en büyük farklardan birisi de “Türk” kavramı üzerinde yoğunlaşır. “Millet” ile oluşturulmak istenen yeni “ulus” arasında ne kadar fark varsa bu iki akımın “Türk” kavramı üzerindeki farklılığı da o oranda büyüktür.

Ulusalcılık mitolojik bir Türk kavramı oluşturur. Muhayyilesinin mahsulüdür. Bir diğer ifade ile tarihin mahsulü değildir. Yıldırımlar yaratır, cehennemler kudursa göğsünü tunç siper yapa, bir dudağı yerde bir dudağı gökte gerçek dışı yeni yetme bir varlıktır.

Milliyetçilik ise sahici “Türk” ile ilgilenir. O bir ideolojinin, bir zümrenin yahut bir kişinin hayal mahsulü değildir. Asırlar boyunca yaşanan tarihte önemli roller üstlenmiş olan bir inanç topluluğudur. Batı- Doğu çatışmasında kurduğu devletlerle Doğunun önderliğini yapmış, Batının talan ve sömürüsüne karşı durmuş bir millettir.

Mitolojik Türk bu tarihi misyonu reddeder. Dahası cephe değiştirir ve Doğunun karşısında Batının yanında yer alır. Böyle yapmakla da çok iyi yaptığını ve Doğulu halklara iyi örnek olduğunu zanneder.

Milliyetçilik ise milli kimliğin bir ideoloji ile değil, toplumun tarihte oynadığı rol ile kazanılacağının şuurundadırlar. Türkler milli kimliklerini Doğu toplumları içerisinde oynadıkları rol ile kazanmışlardır.Doğulu halkları etrafında toplamış ve Batıya karşı olan blokta lider rol oynamışlardır

Diğer bir ifadeyle Türkler Batı sömürüsüne set, Doğuya ise lider olmakla milli kimlik sahibi olmuşlardır. Masa üzerinde yakıştırılan yersiz övgülerle değil.

  1. Bütün bunların doğal sonucu olarak milliyetçilik dışlayıcı değil kapsayıcı bir mahiyete sahiptir. Ulusalcılık ise ülkede yaşayan farklılıkları kabullenemez. Herkesi Türk yapmaya çalışır. Kürt gerçeğini kabul etmez. “İslam” birleştiricilik vasfından soyutlanmak istendiği için Kürtlerle kurulacak bir bağ kalmaz. Hakeza tarihte reddedilmektedir. Bu durumda toplum ikiye ayrılır, Türkler ve Türklere hizmetkârlık yapacak olanlar. Ayrıca toplumu ilerici gerici diye onlarca yıl bölerek dindarları devlete karşı küstürmekte ulusalcılığın kayda değer başarılarından biri olarak zikredilmeyi hak etmektedir.

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz