Liberter komünizm

Daniel Guérin’yı, yirminci yüzyılın en ilginç devrim teorisyenlerinden ve aktivistlerinden biri kılan onun anarşizm ile Marksizmin (ama heretik bir Marksizmin) sentezini kotarmaya çalışmış olmasıdır. 1988 yılında, seksen dört yaşında böyle bir sentezi temsil eden Liberter Komünist İşçiler Birliği adlı küçük bir örgütün üyesi olarak hayata gözlerini yumması, bir aktivist ve entelektüel olarak serüveninin son durağında böyle bir örgüte bağlanmış olması anlamlıdır.

1930’larda sosyalist gazete ve dergilerde yazmaya başlayan Guerin, ilki 1932’de, ikincisi bir yıl sonra nasyonal sosyalistlerin iktidara gelmelerinin ardından Almanya’ya yaptığı gezilerde Weimer Cumhuriyeti’nin çöküşüne, bir trajedinin yaklaşmakta oluşuna, 3. Reich’ın ilk aylarına, bu süre içinde işçi hareketinin ezilmesine, sosyal demokratların teslimiyetçiliğine, eyyamcılığına, güvenilmezliğine, Alman halkının faşizmi yavaş yavaş benimseyişine, lider kültünün doğuşuna tanıklık etti . İzlenimlerini, ilk elden gözlemlerini, yaptığı söyleşileri, gündelik hayat tasvirlerini önce bölümler halinde sosyalist basında, sonra da kitap olarak yayımladı. Söz konusu izlenimlerinden faşizmin sınıf köklerini, kapitalizmle bağlarını, doğduğu tarihsel koşulları incelediği ‘Faşizm Ve Büyük Sermaye’ başlıklı kitabını yazmada da yararlandı.

İlk ziyaretinde ekonomik krizde birikimlerini ve sosyal statülerini kaybetmiş, kendilerini onuru zedelenmiş ve çaresiz hisseden, moralsiz insanlar görmüştü. Yoksullaşan orta sınıflar, küçük mülk sahipleri yıllarca biriktirdiklerinin yüksek enflasyonla eriyip ellerinden gitmesinden sosyal demokratları sorumlu tutmakta, nasyonal sosyalistlere oy vereceklerini söylemektedirler. Başıboş dolaşan, gençlik misafirhanelerinde geceleyen, hırsızlık yaparak karınlarını doyuran onbeş-yirmi yaş arası yüzlerce işsiz gençle karşılaşmıştı. Sosyal demokratlarla işbirliği yapan, karşılıklı çıkar ilişkisi içinde olan sendika bürokratlarının pek şikâyetleri yoktur. Guerin, Dresden’deki bir sendika binasının oldukça pahalı mefruşatla döşenmiş olduğunu görünce şaşırır.

Yaklaşık bir yıl sonra tekrar gittiğinde Hitler seçim zaferi kazanmış, nasyonal sosyalistler iktidara gelmişlerdi. O çaresiz insanlar artık bütünüyle Hitler’e bağlanmış onu bir umut olarak görmektedirler. Ülkenin her yanında Hitler’e yoğun destek vardır. Neredeyse her evde Hitler’in fotoğrafları yer almaktadır. Guérin bu fotoğrafları grotesk bulur, ama Alman halkının çoğunluğu öyle düşünmemektedir. Onlar Hitler’i ciddiye almakta, Nazi propagandasından, göz kamaştırıcı gösterilerden etkilenmektedirler. Hırsızlık yaparak karınlarını doyuran işsiz gençler ise kahverengi gömleklilere katılmışlardı. Sosyal demokrat sendika bürokratlarının yerini nasyonal sosyalist parti görevlileri almıştır. İşçiler arasındaki tehlikeli unsurları ayıklamayla meşguldürler. Guérin, Kara Ormanlar’da gezinirken kuşların, tıpkı bir fırtına öncesinde olduğu gibi alçaktan uçtuklarını görür ; havada bir uğursuzluk, yaklaşmakta olan bir felaket sezinlemiştir kuşlar.

1930’ların sonlarında Troçkist hareketin içinde yer alan, Troçki ile yazışan Guérin,daha sonra anarşizme yöneldi, daha doğrusu “liberter komünizm” adına anarşizmi Marksizm ve konsey komünizmi ile uzlaştırmaya çalıştı.

1950’lerde Bakunin’in toplu eserlerini okuduktan sonra sosyalizm içinde Stalinizm başta olmak üzere devleti ortadan kaldırmak bir yana, devlet iktidarını pekiştiren her türlü eğilime, Leninist öncü parti anlayışına karşı kesin tavır aldı. Bakunin’de devletçi sosyalizmin tehlikelerine karşı uyarı bulmuştu. Macar ayaklanmasından sonra Bakunin’in düşünceleriyle doğrudan demokrasiyi hayata geçiren, özyönetime dayalı işçi birliklerinin, konseylerin ve konsey komünizmi anlayışının pekala birlikte düşünülebileceği sonucuna vardı.

Aslında, anarşizme, özelde Bakunin’e de eleştirel bir bakışı vardı. Anarşistlerin de önemli tarihsel hatalar yapmış olduklarını kabul ediyor; bu hatalara rağmen anarşizmi, Avrupa devrim tarihi içinde en özgürlükçü akım olarak görüyordu.

Guérin’ya göre Bakunin’in ölümünü izleyen dönemde, 1880’lerden itibaren anarşizm
kitlelerden kopmuş, işçi sınıfıyla bağları çözülmüş, doğrudan eylemi seçen gruplarca temsil
edilen azınlık eylemciliği haline gelmişti. İşçi sınıfının bir kısmı sosyal demokratların
verdiği “eter ve klorofor ile” uyuşmuş, parlamenter reformculuğun peşine takılmıştı.

Anarşizm işçi sınıfının parlamenter reformculuğun peşine takılmayan kesimiyle de güçlü
bağlar kuramamıştı.

Guérin biseksüel bir devrimci olarak cinsel kimliğini özellikle 60’larda açıkça savundu. Bunu yaparken de felsefesini Freud’un en devrimci düşüncelerini yüzyıllar önce dile getiren, cinsel baskının ruhsal yaşantı üzerindeki tahribatını kavrayan, bütün ‘müphem’ cinsellikleri olumlayan ütopyacı sosyalist Charles Fourier’den aldığı düşüncelerle takviye etti. (Marcuse’in de Fourier’i çok radikal bulduğunu hatırlayalım).

Solun geniş bir kesimi düzcinsellik dışındaki eğilimleri uzun süre “ burjuva dekadansı”nın tezahürleri olarak görmüştü. Guerin 1965’de yayımlanan özyaşamöyküsünde cinsel eğilimlerini açığa vurmadan önce de solun katolik kilisesinin tutucuğunu aratmayan ahlakçı yaklaşımını, homofobik tutumunu eleştiren yazılar kaleme almıştı. Kinsey Raporu’nun yayınlanması ona eşcinselliği kamu önünde savunma, cinsel özgürlüğün devrimciler açısından tali bir sorun sayılamayacağını vurgulama imkânı verdi. Cinsellik üzerine konulan sınırlamaların burjuvazinin politik iktidarını pekiştirdiğini ileri sürdü.

Burjuva ahlakının radikal bir eleştirisini yapmadan ve evlilik dışında cinsel hayatı yasaklayan aile yasalarını, burjuvazinin monogam uygarlığını reddetmeden devrimci bir siyasetin mümkün olamayacağını savundu.

Not : BirGün sorumlu yazı işleri müdürü İbrahim Çesmecioğlu bir süredir uykuya yatmıştı.Dostları yatağının başında uyanmasını beklediler, ama maalesef olmadı. Ailesinin, yakınlarının, uzun yol arkadaşlarının, BirGün okurlarının başı sağolsun.
 

BİZİ TAKİP EDİN

359,778BeğenilerBeğen
55,753TakipçiTakip Et
1,085,064TakipçiTakip Et
7,725AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL