image

PeyamaKurd – Dünyanın her yerinde kadın olmanın zorlukları maalesef ki acı bir gerçek olarak karşımıza çıkmakta. Yaradılış babında eşit olan iki cinsin, toplumsal normlar kaidesinde ayrışması birçok problem ve çilenin de beraberinde gelmesine zemin hazırlıyor. Her ne kadar geri kalmış ülkelerde kadın hakları geri planda bırakılsa da bu durum tüm dünya ülkeleri için geçerlidir. Çünkü en demokratik ülkede bile kadına şiddet ve kadınların haklarının gasp edilmesi acı bir gerçektir.

Emekli öğretim üyesi ve kadın hakları savunucusu İslami feminist Berrin Sönmez PeyamaKurd’ın İslamcıların “İslami feminizm” eleştirilerine yönelik sorularını yanıtladı. Sönmez: “Müslüman kadınları, ikinci sınıf insan olarak görüp erkeklerle eşit bireyler olarak kabul etmeyen yerleşik, çarpık alışkanlıkları, eşitliğe evirilecek biçimde değiştirme çabası ve bu çaba doğrultusunda politika üretme iradesine İslami feminizm diyebiliriz” diyor.

Bize feminizm ve İslami feminizm arasındaki farkı açabilir misiniz? İkisi arasındaki fark tam olarak nedir?

“Birçok farklı tanımın yanı sıra en sevdiğim ve kapsayıcı olduğunu düşündüğüm açıklama kısa ve öz olarak şöyle: Kadın bakış açısıyla ortaklaşan politika üretme biçimlerinin belirlediği politik duruş diyebilirim feminizm için. Çünkü dünyanın her yerinde ve çağlar boyunca kadınlara yaşatılan ikincilleştirme öylesine aynılaşıyor ki eşit ve özgür bireyler olarak toplum hayatında var olma mücadelesinin de benzer yöntem ve mücadele biçimleriyle sürdürülmesinden normal bir şey olamaz. Ancak dil ve gelenek ile kurulan eşitsizlik ortamının yine dil ve gelenek ile sürdürüldüğü gerçeği de dikkatlerden kaçmadı elbette. Her yörede kadınlar, yerel dinamiklerin kendilerini ikinci sınıf insana dönüştüren fonksiyonlarını keşfederek, sürdürülmesini önlemek için o yerleşik alışkanlıklarını temelinden değiştirmenin yollarını bulmak zorunda kalıyor.

 İslami feminizm de bu çerçevede ülkemizde doksanlardan itibaren varlığından söz ettirir hale gelmiş ve tarih boyu Müslüman kadınların ikincilleştirilme biçimlerini keşfe çıkmıştır. Yani feminizm ve İslami feminizm çok farklı şeyler değil aynı politik duruşun farklı sorunlarla ilgilenen dalları olarak kabul edilmeli. Müslüman kadınları, ikinci sınıf insan olarak görüp erkeklerle eşit bireyler olarak kabul etmeyen yerleşik, çarpık alışkanlıkları, eşitliğe evirilecek biçimde değiştirme çabası ve bu çaba doğrultusunda politika üretme iradesine İslami feminizm diyebiliriz.”

 

İslamiyet kadına bu kadar güzel haklar vermişken, Müslüman kadının feminizme ihtiyacı yoktur deniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

“Evet en yaygın karşı çıkış argümanı bu. Allah’ın kadına verdiği değerle yetinmeyip “batı” değerlerine heves etmekle itham ediliyoruz. Buna karşılık biz de Allah’ın verdiğini hocalar gasp etti diyoruz. Gasp edilen haklarımız için mücadele ediyoruz. Allah’ın yaratışında bize de erkeklerle beraber sunduğu ama hocalar tarafından gasp edilen eşit değerimizi geri kazanmak istediğimizi söylüyoruz.

Allah’ın kadını ve erkeği eşit yaratışı Hucurat/13 ayetiyle gayet net biçimde tüm insanlara bildirilmiştir. Cinsiyetlerin birbirine üstünlüğü yoktur. Ayet bu kadar açık bildirmişten yüzlerce yıldır kaç Müslüman ülkede bu ayetin hükmü uygulandı? Tersine, “hak geldi batıl zâil oldu” denildiği halde apaçık ayetleri bırakıp batıla sapan Müslüman topluluklar, kadınları, eski batıl adetlerle sınırlandırmayı, ikinci sınıf insan gibi kabul etmeyi seçtiler. Ayetleri tersine çevirip, eğip büktükleri gibi Peygamberin sünnetini de kadınlar söz konusu olduğunda çiğnediler. Biz de gasp edilen haklarımızı geri almak istiyoruz. Bunun için doğudan ve batıdan farklı ülkelerden feministlerle aynı yöntemleri izliyoruz. Çünkü tüm dünyada kadınları ikincilleştiren adetlerin hepsi batıldır. İslam’a sızan ve Allah’ın tanıdığı hakları gasp ettiren de o aynı batıl alışkanlıklardır. Yani biz İslam ile değil batıl ile mücadeledeyiz”

 

Türkiye’de son yıllarda hükümetin “boşanan kadınlar lehine denilen” bazı düzeltmeler (Nafaka gibi) yapması erkekleri mağdur edeceği endişesiyle erkeklerin tepkisini çekmiş durumda. Siz buna katılıyor musunuz?

“Nafakaya ilişkin tepkilerin çoğu kasıtlı olarak çarpıtılan bilgilerden kaynaklanıyor. İlkin nafakanın üç çeşit olduğunu söyleyelim. Baktım nafakası kişinin üst soyuna yani anne, babasına yönelik bakmak yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde yasal zorunlulukla bunu gerçekleştirmesidir. İkincisi iştirak nafakası ki bu da kişinin çocuklarına olan bakım yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde yasa zoruyla yaptırılmasıdır. Üçüncüsü yoksulluk nafakası ve süreli-süresiz tartışmaları yoksulluk nafakasıyla ilişkili yapılmakta. Yoksulluk nafakası düzenlemesi de bu hükümet döneminde yapılmadı, hemen söyleyelim.

AK Partinin hükümet kurmasından çok önce yoksulluk nafakası düzenlenmişti.  Örneğin Eski eşinden yoksulluk nafakası alan erkekler de var. Ancak ülkemizde tabi dünya genelinde de ekonomik şartlar hep kadınların aleyhine olduğu için daha çok kadınlara bağlanıyor yoksulluk nafakası. Ben yoksulluk nafası ödeme yükümlülüğü nedeniyle mağdur olduğunu iddia eden erkek söylemlerini, yukarıda bahsettiğim batıl alışkanlıklara benzetiyorum. Kadının miras hakkını vermemek için hile-i şerriye uygulayan pek çok dindarın tavrına benziyor. Yani dini hükümleri ters yüz edenler yasal yükümlülükten kurtulmak için de ayın çarpıtma yöntemlerini kullanıyorlar.

Evlenirken kadın için “çalışmasın, evimde otursun çocuklarımı büyütsün, ben çalışır ona bakarım” diyenler, boşanınca “gitsin çalışsın, nafaka beklemesin” diyorlar. Bu hiç adil değil. Yasa da adaleti sağlamak için yoksulluk nafakasını öngörüyor. Ki bu nafaka miktarları da magazin aleminin afaki rakamları değil zaten. Çoğunlukla eşin maddi durumna göre 150-400 lira arasında değişin rakamlar bunlar. Hiçbir kadın ayda dört yüz lira almak için boşanmaz. Ama boşanmak zorunda kaldığı takdirde bu para bir süre için hayata tutunmasına destek olur. Son olarak gerçek nafaka sorununun ödenmeyen nafaka olduğunu belirteyim.”